Beyin ölümü ve organ bağışı

Beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın hayata geri dönmesi mümkün değildir fikrinden yola çıkarak,beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın, organları organ bağışı için alınabilir diye bir fikir eminim ki sizin kulağınıza çokça gelmiştir.İşin aslı öyle olmadığı gibi, dini yönden de beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişi ölü sayılmamakta ve tıbben hayata geri dönme ihtimali bulunmaktadır.

Bu hususta okumanızı tavsiye edeceğimiz bir makale:

‘Cinayet tasarısı’ ve Diyanet’in beyin ölümü

Haberde “CHP Milletvekili Tacidar Seyhan, organ nakli bekleyen bir milyon kişiye umut veren bir kanun teklifi hazırladı” deniliyor

 

Buraya kadar her şey normal ancak bundan sonrası ürkütücü. Kendisi de diyalize bağımlı olarak yaşayan milletvekili Seyhan, benzer bir tasarıya imza atan CHP Milletvekili Ali Dinçer’in yolunda.

 

Bir insan olarak Tacidar Ceyhan’a şifa dilerim. Çok acı verici böbrek rahatsızlığı yaşamış bir kişi olarak, acısını anlayabiliyorum. Lakin teklif hem zamanlama açısından üzüntü verici hem de insan hakları açısından kabulü mümkün olmayan bir tasarı.

 

Daha önce bu konuda “Organ Bağışı: Ya da çıkmadık candan ümit kesmek”, “Diyanet, ‘organ nakli’ne cevaz vermiyor!” başlıklı iki yazı kaleme aldığım için ayrıntıya girmeyeceğim. İlgi duyanların buradaki linke tıklayarak okumalarını öneririm.

 

Teklif sahibi milletvekili, kanun teklifinde bağışçının yahut ailesinin rızasına bağlı organ bağışının, ‘Aksine beyan olmadıkça, beyin ölümü gerçekleşen kişilerin organlarının alınmasında vasiyet ve rıza alınmaz‘ diye değiştirilmesini öneriyor. Yani beyin ölümünüz gerçekleştiği gerekçesiyle, yakınlarınızın rızası alınmadan organlarınız alınarak ölmeniz sağlanacak. Daha açık bir ifadeyle öldüğünüz gerekçesiyle param parça edilmenizin önü açılacak.

 

Kendim de hasta olduğum için böyle bir teklifi vermek için çok uzun süre düşündüm, yanlış anlaşılır mıyım diye kaygılandım. Ama sonunda bunu bir görev olarak gördüm” diyen Seyhan’a, ‘Neden hasta olmadan bu işlerle ilgilenmiyorsunuz da kendi sağlığını söz konusu olunca yasa tasarıları hazırlıyorsunuz?’ diye şimdi sormazlar mı? Bir konun çözülmesi ya da bir tasarı hazırlamanız için, illa sizlerin hasta olması yahut iğnenin ucunun kendinize batması mı gerekiyor?

 

Duygusallığınız ve duygusallığınızı örtme çabanız gösteriyor ki, yeteri kadar düşünüp konuyu araştırmamışsınız. Sağlığınız bozulduğu için bunu yapmaya belki fırsatınızı da yok. Keşke bunları önceden düşünseniz de büyük bir faciaya neden olabilecek tekliflere imza atmamış olsaydınız.

 

Bu akla ziyan tasarının yasalaşması durumunda, (Allah c.c. korusun) akla gelmedik cinayetlerin oluşmasına zemin hazırlayabileceğinin farkında mısınız? Eminim ki can acısıyla yaptığınız bir eylem olsun ve dileriz ki geri çekersiniz. Bir milyon kişiye umut(!) olarak sunulan teklifinizin bırakınız umut olmayı, bilesiniz ki 73 milyon için felaketin habercisi olacaktır.

 

Tıpkı kanun teklifinin sahibi Tacidar Ceyhan gibi “Kamu yararı gözetilerek beyin ölümü gerçekleşen kimselerin organlarına  devlet tarafından el konulması” öneren Prof Dr Şahin Aksoy “Öldün dediysek ölmüşsündür kardeşim!” başlıklı yazısında düşüncesinden dönüşünü ilginç bir örnekle aktarıyor. Beyin ölümüne inanmanın ötesinde organları kamu malı sayan bir hekimin görüşlerinden dönmesine neden olan makalesini sizler için özetleme çalışacağım.

 

Amerika’da Zack Dunlap adındaki 21 yaşındaki bir gence, geçirdiği kaza sonucunda beyin ölümü teşhisi konularak organları alınmaya hazırlanırken hemşirenin koluna sarılmış ve hayata dönmüş. Bu haberin sonucunu takip edeceğim ama şimdilik, ben “Beyin ölümü gerçek ölüm değildir, sadece ölüme giden yolda bir aşamadır”, dediğimde bana söylemediğini bırakmayanların kulaklarını çınlatmak istedim.

Türkiye biyoetik camiasının ilgili üyelerinin malumu olduğu üzere bu köşenin yazarı, beyin ölümünün kişinin gerçek anlamda öldüğü anlamına gelmediğine, dolayısıyla da onlardan alınan organların da aslında canlıdan yapılan organ nakli sınıfına dâhil edilmesi gerektiğine inanmakta. Dolayısıyla yukarıda sözünü ettiğim haber benim ve benim gibi düşünenler için çok ilginçti.

 

Orijinali, Amerikan NBC Televizyonu tarafından yayınlanan, daha sonra Associated Press ve Reuters tarafından yine aynı mahreçle servis edilen ve ülkemizde de sadece birkaç İnternet haber sitesi ve bir televizyon kanalı tarafından verilen 21 Kasım 2007 tarihli bu haber, benim, “Beyin Ölümü Gerçekleşmiş Kişilerden Organ Naklini Destekleyenler Cephesi”nin (BÖGKON-DC) yalnızca ulusal değil, uluslararası düzeyde de ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha görmemi sağladı. Bu olay yalnızca BÖGKON-DC’nin güçlülüğünü değil, aynı zamanda ülkemizde ve dünyada medyadaki sağlık editörlerinin ne kadar “seçici” –yoksa “ayrımcı” mı demeli- davrandığını da ortaya koydu. Haberi kısaca özetlemek gerekirse; ABD’de geçirdiği trafik kazası sonrası Texas Wichita Falls Hospital’a kaldırılan 21 yaşındaki Zack Dunlap, iki gün kaldığı yoğun bakım ünitesinde yaşam destek ünitesine bağlanır. Ancak doktorlar, genç adamın yaşama savaşını kaybettiğine ve beyin ölümünün gerçekleştiğine karar verir. Ailesinin de onayı ile hemşireler Dunlap’ı organ bağışı için hazırlamaya başladığı sırada “ölü” olduğu söylenen Dunlap bir “kendini bilmezlik” yapar ve hemşirenin koluna yapışıp gözlerini açar.

 

Hastayı muayene eden doktorlar, gencin bilincinin açık ve hayatta olduğunu görür. Yeniden tedavi altına alan Dunlap’ın sağlık durumunun her geçen gün daha iyiye gittiği belirtilir. Daha sonra, “Bu iş nasıl oldu?” diye sorulan bir hastane yetkilisi, kendince durumu kurtarmak için olsa gerek, tarihi bir söz söylemiş ve “Muhtemelen cihazlarda bir arıza vardı” demiş. Ne demişler, “Mazereti kabahatinden büyük.”

Ne kadar ilginç bir haber değil mi? Düşünsenize, “Beyin ölümü teşhisi kesin emin olunmadan açıklanmaz”, “Beyin ölümü teşhisinde hata yapılmaz”, “Beyin ölümü gerçekleşen kişi bir daha geri dönmez” denilen bir ortamda Amerika’dan, Texas’ta gelişmiş bir hastaneden böyle bir haber geliyor.

 

Aradan 20 gün geçti ama ne yazılı basın, ne görsel basın ne de İnternet’te bu konuda bir tek satır haber yok. Sanki Zack Dunlap buhar oldu uçtu. Olay Türkiye’de olsa başka bir ihtimal düşünülebilirdi. Zack’ın ailesi ve yakınları kaza gerçekleştikten sonraki 2 gün boyunca İnternet üzerinden bütün ‘inananlara’ çağrıda bulunup Zack için dua etmelerini istemişler. Tabii Zack ‘geri dönünce’ de “Tanrı dualarımıza cevap verdi, bu Tanrının bir mucizesi” diyerek olaya dini bir boyut kazandırmışlar. Olay ülkemizde olsa, basının, “Laikliğimize halel gelmesin” diye haberin devamını göz ardı ettiği düşünülebilirdi ama Amerika’yı bilenler bilir dindarlık, bazı ülkelerin aksine orada ‘geçer akçe’dir.

Kısacası Zack’ın akıbeti ne oldu, ona beyin ölümü teşhisi koyan doktorlar bu konuda ne diyor, hastanenin transplant cerrahları bir daha beyin ölümünde organ almaya tövbe ettiler mi, kaç kişi bu vesile ile organ bağış kartlarını yırttı bilemiyoruz. Ama bu olay ilk değil.

 

Hatırlayanlar olacaktır, geçen Eylül ayında da Venezüella’da trafik kazasında öldüğü sanılan 33 yaşındaki Carlos Camejo, morgdaki otopsi sırasında uyanmış ve bunun üzerine görevliler Camejo’nun yüzünde açtıkları kesiği hemen dikmişlerdi. Hastane yetkilileri bu konuda da yorum yapmaktan kaçınmış, ama Camejo, “Uyandım! Çünkü yüzümdeki ağrı dayanılmazdı” diyerek elindeki otopsi yapılması talimatını gösteren belge ve yüzündeki yara izi ile kameralara poz vermişti. O zaman: “Canım, Venezüella gelişmemiş bir ülke. Ölüm teşhisini doğru dürüst koyamamışlar” denmişti. Şimdiki vaka Amerika’da –ama bu sefer Kuzey’de- olunca işin savunulacak bir tarafı da yoktu. Onlar da (BÖGKON-DC ve onların “yerli ve yabancı işbirlikçileri”) ‘kazaen’ çıkan bu haberin devamının gelmesini engellediler. Malum, bu haber ‘dallanıp budaklanırsa’ pek çok kişinin kafasında var olan beyin ölümüne ilişkin şüpheler daha da artacak ve zaten zar-zor yükseltilmeye çalışılan “kadavradan” nakil sayısı azalacaktı.

Dünyada hiçbir kişi ve kurum özgür değildir ki. Hayır, sınırsız özgürlükten bahsetmiyorum, sınırlı ölçüde bile özgürlük yoktur. Yazımı bir temenni ile sonlandırmak istiyorum: Allah bütün doktorları kendisini dinlemeyen hastaların ihanetinden korusun. “Öldün dediysek ölmüşsündür kardeşim! Niye milletin koluna bacağına sarılıyorsun?”

 

Biliyorum özetlemeyi başaramadım. Çünkü neresini kessen konu bütünlüğü bozuluyor.

 

Böbrek hastası milletvekili “aksine bir beyan yoksa beyin ölümü gerçekleşen kişinin organı alınacak. Bunun için aile rızası ya da vasiyet aranmayacak” şeklindeki yasa teklifi konusunda aslında yalnız değil. Ak Partili Cevdet Erdöl’ün de benzer düşüncelere sahip olduğunu televizyonlardan izleme imkânım oldu. Ayrıca Sağlık Bakanlığı’nın da organ bağışını şiddetli bir şekilde desteklediğini biliyoruz. Ancak hiçbir zaman bu teklifte ki kadar ileri gitmediler.

Haberin başlığındaki “Türkiye’de nakil için organ bekleyen 1 milyon kişiye umut doğdu” ifadesini beyin ölümü gerçekleşti sanılan yahut da beyin ölümü gibi bir tepkinin ortaya çıkmasına neden olan ilaçlar verilen kişilerin de ölmedikleri halde organlarının diri diri başkalarına nakledilebileceği gibide okuyabiliriz. Kaldı ki beyin ölümü “tam ölüm” hali olmayıp dinen, hukuken ve tıbben ölüm değildir.

 

Ne demek mi istiyorum. Aslında ben demiyorum Konunun uzmanları şunları söylüyor: “Beyin ölümü teşhisinde hata yapmak mümkündür. Örneğin GuillianBarre sendromu, hipotermi ve bazı ilaçlar ve toksinler beyin ölümü belirtileri verebilmektedir. Böylece beyin ölümü olmadığı halde kişilerin organları beyin ölümü gerçekleşmiş gibi alınabilir”

 

Özetle bir böbrek hastasını kurtarmak için sağlam bir adamı kesebilirler. Hele Türkiye gibi bir ülkede hiç haberiniz olmadan bir çetenin planın içinde yer alabilir, organlarınınız bir İsrailli Siyonist’e hayat veriyor bile olabilir. Hadi canım diyorsanız bir ay önceki “Deşifre Programı”nı temin edip izlemenizi öneririz.

 

Şimdi gelelim Diyanet’in beyin ölümüne. Uzun yıllardır konunun önemine binaen üzerinde çalışmayız. Bu nedenle de 18 Nisan 2009’da Diyanet İşleri Başkanlığı’na “Kan Bağışı yapmanın İslam dini açısından bir sakıncası var mıdır? Dinen ölüm hali nedir? Beyin ölümü, dinen ölüm sayılır mı? Henüz ruh bedeni terk etmemiş ise hastanın, hasta yakınlarının izni ile organlarının organ bekleyen başka kimselere bağışlanması caiz midir? Hastanın veyahut da hasta yakınlarının izni olmadığı halde beyin ölümü gerçekleştiği gerekçesiyle kişinin organları organ bekleyen başka bir kişiye nakledilebilir mi?” sorularını hem bilgi edinme müracaatı ile hem de fetva kuruluna yazılı olarak sordum.

 

Herkes kendine yakışanı yaparmış Diyanet’te öyle yaptı. Bu ifadelerimi ağır bulabilirsiniz. Lakin lütfen sabırlı olunuz. İlk cevap “söz konusu talebinizi Başkanlığımızın www.diyanet.gov.tr adresindeki ‘dini sorular’ bölümünden araştırabilirsiniz” şeklinde bilgi edinme biriminden geldi. İkincisi ise dini sorular bölümünden “İslâmiyet ihtiyaç halindeki insanlara yardım yapılmasını tavsiye etmiştir. Özellikle hastalık nedeniyle organ ve doku nakline duyulan ihtiyaç, bunların en önde gelenidir” şeklinde ve ilave olarak, soruma cevap olmayan birkaç cümlecik.

 

Klasik kamu otoritesinin tavrının dini içerikli sorularda da görülmesi en azından benim yabancı olduğum bir konu değildir. Ancak bu düşüncenin Diyanet’in üst yönetimince de benimsenip, benimsenmediğini test etmek için, Diyanet İşleri Bakanı, Başkan Yardımcıları ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkan ve yardımcılarına sorularım ile gelen cevabi metinlerine ek olarak “Biliyorum ki sorularımı yönettiğim kurumda bu soruları cevaplayabilecek yetkinlikte çok miktarda kişi bulunmaktadır. Bu bilinçle bu soruları yöneltmiş bulunuyorum. Namaz abdest hac soruları gibi binlerce kaynakta yeter miktar cevabı yer alan anlamsız sorularla çok değerli kişileri meşgul ediyor değilim. Sorularımın tek tek ve usulüne uygun cevaplamasını hassaten rica etmekteyim. Cevabınızı sabırsızlıkla beklediğimin bilinmesi dileğiyle” şeklinde kendilerinden yardım istedim.

 

Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanı’nın özel kaleminde aldığım “Dini sorularınıza  http://sorusor.diyanet.gov.tr/ adresinden cevap bulabilirsiniz” şeklindeki cevap, Diyanet bürokrasisinin tepe yönetimin anlayışını yansıttığını göstermek için yeterli olmuştur.

 

Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu 1980 yılında, bugün Ergenekon tutuklusu olan ve beyin ölümü ile organ naklinin Türkiye ayağının sorumlusu sayılabilecek Başkent Üniversitesi’nin de sahibi Prof Mehmet Haberal’a verdiği ne şiş yansın ne de kebap yensin cinsinden her yöne sündürülebilecek organ nakli kararından bu yana bu konuda sessizliğini sürdürmektedir. Bir din kurumuna yakışmayacak üslup ve içeriği nedeniyle benim için Diyanet’inde beyin ölümü gerçekleşmiştir.

 

Son çağrımız TBMM’nin değerli üyelerinedir. Lütfen cinayetlere neden olabilecek bu tür yasa teklif ve tasarılarına onay vermeyiniz. Türkiye’nin önceliği bu değildir. Türkiye’nin önceliği, koruyucu hekimliktir

Kemal ÖZER

makale kaynağı : http://www.gidahareketi.org/%E2%80%98cinayet-Tasarisi%E2%80%99-Ve-Diyanet%E2%80%99in-Beyin-Olumu-90-yazisi.aspx


Bir cevap yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *