Kimsenin sesi çıkmayacak!

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Her gün, başka bir düğün evinde yaşanan mutluluğu paramparça edip, üzerine ölüm saçacaksın. Çocuklar kurtulacaklar uzun yaşayarak görecekleri dertlerden; hepsini topluca bir mezara dolduracaksın. Artık, ne geçim sıkıntısı kalacak evlenecek gençlerin, ne de olup biteni anlatacak görgü tanığı; geride kimseyi sağ bırakmayacaksın.

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Tam teçhizatlı askerlerin olacak; uzun menzilli silahlarla vuracaksın. Hızla giden bir araba, sokakta koşan genç bir adam, slogan atarak yürüyen topluluk, pratik çözümler bulup hepsini havaya uçuracaksın. Çakal sürüsü gibi birlikte gezecek, gece yarısı kapıları kırarak gireceksin içeri. Ani baskın yapacak; masum insanların ellerini arkadan bağlayıp, kafasına çuval geçirecek ve aşağılık cümlelerle konuşacaksın.

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Çikolata rengi gibi bombalar koyacaksın toprağın üstüne. Çocuklar, kendilerine yakışır bir ölümle ölecekler; oyun oynarken! Kapkara gözlerinde kocaman bir tebessüm. Uçaklar büyük bir gürültüyle üslerine dönecekler. Akşam, puşt bir ifadeyle kameraların karşısına geçecek ve ölenler için kibarca özür dileyecek bay başkan…

Kimsenin sesi çıkmayacak!

İçerisinde köpekler dolaşan hapishanelerin olacak; fotoğrafta, gülümseyerek bakacak kadar eğitimli ve her emre itaat edecek kadar çok köpek. İçeriye alınanlardan bir daha haber çıkmayacak.

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Kahkahalarla fırlattığın bir tek bombayla iki yüz elli bin kişiyi aynı anda öldüreceksin. On binlerce kadının ırzına geçip, yüz binlerce insanı sakat bırakacaksın. Dünyanın istediğin her yerinde ölüm mangaları kurup yüz binlerce kişiyi işkenceden geçirecek, bir o kadar kişiyi de gözünü kırpmadan öldüreceksin.

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Yarım milyon çocuğu bir gün içinde katledip, bir o kadar çocuğu da yetim bırakacaksın!

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Gözyaşı sel olmuş akarken, agıtlar yürekleri yakarken, hergün binlerce ocak sönerken G-8’in şerefsiz liderleri seni haklı bulacak!

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Kişi başına en az beş bomba düşecek saldırdığın yerlerde. Herkesin ayağını denk alması için vahşeti bütün televizyonlardan seyrettireceksin dünyanın geri kalanına.

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Yüz yıldan daha az olmayacak sürgünler; bir nesil yolda doğup, yolda ölecek. Geniş mezarlar kazacaksın toplu öldürülenler için ama bir kurşuna iki can sığacak kadar küçük olmalı bedenleri. Üzerindeki üniforma gibi yakışmalı öldürmelerin. Adın Moskof mezalimine çıksın senin.

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Gözleri bağlı olacak esirlerin, kafalarını darmadağın ederken katillerinin yüzünü görmeyecek hiçbir esir. Almanya’daki soykırıma karşı çıkacak, bin beterini Filistin’de yapacaksın.

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Duvarın köşesinde babasının kucağına sığınan on iki yaşındaki çocuğun tam göğsüne nişan alacaksın. Babasının kollarında can çekişirken çocuk, bütün dünyaya göstereceksin ne demekmiş insanca savaş! Buldozerlerle girmelisin evlerin kapılarından, mülteci kamplarına düzenlediğin operasyonla gelmeli ölüm. Taş atan çocuklar için top atan tanklar bulundurmalısın; ördüğün on beş metrelik duvarın arkasında görünmez nasıl olsa zulmün. İnsanlık, seni anlayışla karşılayacak!

Kimsenin sesi çıkmayacak!

Bir centilmen tarzı içerisinde ve bütün zamanların en kahpe şekliyle, daima arkadan vuracaksın. Sinsice! Kahpece!

Öldürdün mü işte böyle öldüreceksin!

İşlenecek bir karış toprağı, içecek bir yudum suyu olan her coğrafyanın senin olması için kongre kararları, meclis kararları çıkaracak, oturduğu toprağına içtiği suyuna göz koyduğun insanları zalimce, hunharca ama mutlaka YASAL olarak öldüreceksin!

VE KİMSENİN SESİ ÇIKMAYACAK…

Arkadaşlık üzerine hoş bir ileti.

Selamün aleyküm
Sıkça gelen e-posta iletilerini paylaşmak bana cazip gelmez ama bu çok farklı geldi ve yüreğimdekileri seslendiriyor dedim bir an ve canım dostlarımla paylaşmak istedim hemen.
Bu iletiyi bana ilk olarak ileten Recep amcama Teşekkür ederim.

ileti:
Gözlerin arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı. Arkadaşsız hayat cehennem gibidir. Dünyanın en iyi arkadaşı haftası. Senin en iyi arkadaşın kim? Bunu bütün iyi arkadaşlarına gönder. Eğer ben onlardan biriysem bana da gönder. Eğer üçten fazla gelirse sen gerçekten sevilen birisin…

Sevgilerimle

Yasin

Posta Kutusundaki Mızıka / Ali Ural

Sevgili Dost!

Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba ‘insan’ denince hatırlanıyor muyuz?

Ali Ural / Posta Kutusundaki Mızıka

kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=39726

Dost arayabilmek (Mehmet SOYSAL)

Sadece; kavgalarını sanatlaştırmasını becerebilen enteresan bir millet haline nasıl getirildiğimiz günden beri, hesaplaşmalar bu topraklarda hiç bitmiyor…
Kimse kimseye güvenmiyor!
Ve sevemiyor!
Kendinden başka kimseyi beğenemiyor…
Neden?
Paylaşılamayan şeyin adı nedir?
İktidar…
Baba ile oğlu dahi birbirine düşüren bu hastalığın salgın hâle gelişi ve her geçen gün daha acımasız ve merhametsiz oluşu yeni değil!
Bize kalan acı bir miras, yemekle bitmiyor…
*
‘Yönetme’ hastalığına bulaşanların hâllerine bakıldığında, kendilerini dahi yönetmekten aciz olduğu görülüyor…
Kapıların ardında geçen ömürlerin muhasebesini daima kabre gireceği güne erteleyenler, şeytanlara yoldaş olduklarının farkında bile değil!
Ve aynı güneşten ve altına düşen aynı gölgeden istifade ederken dahi kavga edebilecek kadar merhametten uzak bu kadar insanı, şehit kanıyla sulanan, bu topraklara kim getirdi?
İnsan; merak ediyor…
Dervişler dahi bir diğer derviş kardeşinden artık hesap soruyor.
*
Sükunet içerisinde yaşayanlar ağlıyor…
Yüreklerden kan sızıyor…
“İstikbal” aranmakla bulunmuyor…
Hayatlarını ikiyüzlü kalabalıkların alkış seslerine adayanlar, aynı ellerin dün çılgınlar gibi başkalarını alkışladıklarını unutuyor!
Bilmiyorlar ki, insan bu, bugün övüyor, yarın sövüyor!
*
Birbirlerine; bir dosta merhamet eder gibi, merhamet edip, birbirlerinin yüreklerine sığınarak korkusuz yaşayabilmek gerekiyor… Ne acı ki, ‘yalan dünya’ yı kimse ne kalbinden ve ne de aklından söküp atamıyor…
Ve haliyle insan; iktidar denilen oyuncağın acımasız ve vazgeçilmez bir ‘oyuncusu’ oluyor!
‘İstikbal’ aramaktan vazgeçip, ‘dost’ arayıp ve sayılarını çoğaltmak gerek!.. Eve dönerken; ‘bir dost bulamadım yine akşam oldu’ şarkısını her akşam söylemekten yorulmadıysak…

08 Temmuz 2008 Salı

Mehmet SOYSAL

Kaynak : turkiyegazetesi.com.tr/makaledetay.aspx?ID=380908