Salavat Getirmenin Sevabı

Allah Resûlü’ne bir sahabi; ‘bütün salavatımı senin için kılıyorum’ deyince, “Bu senin hem dünya, hem de ahiret ile ilgili işlerin için kâfidir” buyurmuştur.

Allah Resulüne salavat getirmek, en bereketli, en faziletli, saadeti dareyn için en faydalı ibadetlerden biridir. Hakkıyla yapılırsa sevabı da çok büyüktür. Amelleri tathir eder, hataları örter, manevi dereceleri yükseltir.

İmam-ı Sehâvî, “el-Kavlu’l-bedî’ fi’s-salât ale’l-Habîbi’ş-Şefî” adlı eserinde salavat getirmenin fayda ve sevaplarını şu şekilde sıralamıştır:

1- Hataları örter, günahların bağışlanmasına vesile olur.

2- Amelleri arındırır.

3- Makam ve dereceleri yükseltir.

4- Söyleyen kimse için istiğfar eder.

5- Uhud dağı kadar veya ölçülerin en büyüğüyle sevap verilir.

6- Endişe ve korkulardan kurtarır.

7- Efendimizin şefaatini ve şahitliğini ve Allah’ın rıza ve rahmetini celbeder, gazabından emin kılar.

8- Arşın gölgesine girmeyi sağlar.

9- Havz, Sırat vb. yardımcı olur.

10- Eli dar olanlar için sadaka yerine geçer.

11- Meclisleri süsler.

12- İtibarı artırır.

13- Allah ve Allah Resulüne yakınlaşmayı sağlar.

14- O bir nurdur.

15- Kalpleri nifak ve kirden arındır.

16- Muhabbeti artırır.

17- Sahibi hakkında gıybet edilmesini önler.

18- Allah Resulünün rüyada görülmesine vesile olur.

 

Daha uzunca sayılmış.

1-Salat konusunda Allaha, Meleklere muvafakat edilmiş olur.

2-Duaların kabülüne vesile olur.

3-Şefaata vesile olur.

4-Allahın salatına vesile olur.

5-İnsanın unuttuğunu hatırlamasına vesile olur.

6-Cimriliği önler.

7-Meclisleri süsler.

8-Konuşmalarda hitamı misk olur.

9-İnsanın nurunu artırır, ahirette aydınlığa vesile olur.

10-Sıkıntıların kalkmasına, devamlı bereketin yağmasına vesile olur.

11-Hidayete vesile olur.

12-Peygamberimize olan haklarımızın ödenmesine yardımcı olur.

13-Bir duadır. Allahın Halili ve Habibine bir medihtir

Yetim Kız (Minik dualar)

“Yetim Kız”

Yetim kızın basını oksayan mübarek el,
Ben de yetim bır kızım ne olur bana da gel!
Yetim kizi kendine evlat sayan Muhammed,
Ben de yetim bir kizim beni alip kabul et!

Gül sevgin yeter bana ey sevgili Resulüm,
Öyle muhtacim sana ne verirsen kabulüm!

Ya Resulallah kimsesizlerin sahibi senmissin…
Öyle demisti dedem.
Bugün sokakta cocuklar sek sek oynarken yine aralarina almadilar beni ittiler.
Cok üzüldüm agladim
Dedemle babaanem teselli etti
ya Resulallah uyurken de oyuncagima sarilip yatiyorum
Bazen teselli ediyor ama cogu zaman agliyorum,
Benimde annem olsa bana masal okur ninni söyler uyuturdu,
Benim annem de babamda sen ol ya Resulallah!
Benim basimi da sen oksa, beni de sen sev!
Biliyorum geliyorsun basimi oksuyorsun üstümü örtüyorsun,
Cünkü bazi geceler kalktigim da biri üzerimi örtüyor,
Benim annemde babam da sensin ya Resulallah!
Sensin ya Resulallah! Sensin ya Resulallah! Sensin ya Resulallah!

Söz: Yusuf Dursun Müzik: Yasin İlhan

SALAVAT-I ŞERİFE

SALAVAT-I ŞERİFE

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatı üzerine yemin etmiş, yüce ismini, onun ismiyle birlikte zikretmiş ve zatı uluhiyyesine imanı, onun nübüvvetine iman şartına bağlamıştır. Huzurunda seslerin yükselmesine razı olmamış, mübarek isminin sıradan bir isim gibi zikredilmesini istememiş, bütün bunlara ilaveten kendisinin ve meleklerinin onu yad ile çokça salat ü selam ettiklerini bildirerek Ümmet-i Muhammedin de aynı şekilde ona bol bol salat ü selam getirmelerini ferman eylemiştir.

Nitekim ayet-i kerimede: “Allah ve melekleri, peygamberi çok salat ederler, Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” (El-Ahzab-56) buyurduğu veçhile o yüce varlığa salat ü selam getirmek müminler için ilahî bir emirdir.

İslamî âdâba göre dualarda, Allah’a hamd ve Rasulullaha salavat ile başlayıp yine onlarla nihayete erdirilir. Zira Peygamber (as) hakkında Cenab-ı Hakka bir dua ve niyaz hükmünde olan salavat-ı şerifenin reddedilmeyeceği yolunda bir kanaat mevcuttur. Dualarımızın başını ve sonunu salat u selam ile süslemek de bu gerçekten kaynaklanmaktadır. Yani kabul edileceği umulan iki duanın arasına kendi dualarımızı sıkıştırmak onların da kabulünü sağlamak düşüncesiyledir. Hz. Ömer (ra) buyurmuştur ki:

“Duâ sema ile arz arasında durur. Rasulullaha salavat getirilmedikçe Allah’a yükselmez.” (Tirmizi, Altınoluk yayınları Üsve-i Hasene-33)

Hazret-i Ali (ra) kerremallahu vecheden şöyle rivayet olunmuştur. Ayetin başındaki ya Eyyuha’nın “ya”sı neyse “Eyyu”su kalbe, “Ha”sı ruha hitabtır sanki Cenab-ı Hak habibime salat ederken onun şanını yalnız dilinizle değil, nefislerinizle, kalplerinizle, ruhlarınızla da tâzim ve taksim edin buyurmuştur. Mişkatül Envar’da şöyle geçmektedir, Allahümme salli ala Muhammed demek “Ya Allah Muhammedin zikrini ilâ, davetini galip ve şefaatini daim kılmak suretiyle onu dünyada da, ahirette de terkim ve tâzim buyur, onu ümmeti hakkında şefaatçi kıl. Ecrini ve derecesini kat kat artır demektir.”

Bu ayet Peygamberimize (sav) nazil olunca kendisine selam verilmesini ashabına emretti, onlardan sonra gelenler de gerek Peygamber (sav)’in kabrini ziyarette, gerek ismi âlîleri anıldığı zaman ona selam vermekle memur olmuşlardır.

Salavatı şerife hakkında varid olan pek çok ehadisi şerifler mevcuttur.

1- Her dua semaya çıkmadan memnudur. Buna salat vasıl olursa o dua yükselir.

2- Yanında ben anıldığım halde üzerime salat etmeyen kişinin burnu yere sürtülsün. (Müslim)

3- Kim bana bir kere salat ederse Allah ona on salat eder, onun on günahını siler, onun on kat derecesini artırır. (Beyhaki)

4- Cebraile mülaki oldum da bana şöyle dedi: Sana müjde ederim Allah diyor ki: ‘Kim sana selam verirse Ben ona selam veririm. Kim sana salat getirirse Ben ona salat ederim.’ (Hakim, Beyhaki)

5- İnsanlardan bana en yakın olanı, bana en çok salavat getirendir.

6- Her cimriden daha cimri olan adam ben yanında anılıp da üzerime salat getirmeyendir. (Buhari)

7- Kim kabrimin yanında bana salat ederse ben onu işitirim. Kim uzakta bulunarak üzerime salat getirirse o bana ulaştırılır. (Beyhaki)

8- Cuma günü benim üzerime salatı çoğaltın, zira sizin salatınız bana o gün arz olunur.

9- Allah’ın yer yüzünde seyahat eden melekleri vardır. Ki onlar ümmetimden bana selam tebliğ ederler. (İmam-ı Ahmet, Nesei, Hasan Basri Çantay meali)

 

Peygamberimize Salavat getirmenin vücubiyeti

1- En az bir defa getirmek.

2- Adet kaydetmeksizin çok getirmek.

3- İsm-i şerifi her zikrettiğinde getirmektir.

4- Her mecliste bir sefer getirmek.

5- Namazda getirmek.

6- Ömründe bir defa getirmek.

7- Teşehhüdde yani ettehiyyatüyü okurken getirmek.

8- Kade-i ahirede teşehhüdden sonra getirmek

 

Salavat-ı Şerifenin müstehab olduğu anlar

1- Cuma günü ile Cuma gecesi, Cumartesi, Pazar ve Perşembe günleri.

2- Sabah akşam, mescide girerken, çıkarken.

3- Peygamberimizin kabrini ziyaret ederken

4- Safa ile Merve’de. Cuma hutbesiyle sair hutbelerde, müezzine icabet ettikten hemen sonra.

5- İkamet edilirken duanın başında, ortasında ve sonunda

6- Bir yere toplanırken ve dağılırken, abdest alırken kulak çınlarken, bir şey unutulduğu vakit.

7- Vaaz ve ilim neşrederken, hadis okuma başlarken ve bitirirken, sual ve fetva yazarken.

8- Her hoca ve talebenin, hatibin, kız isteyenin evlenenin evlendirenin salavat getirmesi müstehabdır.

9- Mühim işlerin başında, zikir zamanında, peygamberimizin ismini işittği zaman yahut ismi yazıldığı zaman.

10- Abdest alırken, kulak çınlarken, aksırdıktan sonra.

(İbn-i Abidin 2/323)

Ezcümle aleyhissalatü vesselam buyurmuştur ki:

“Burnu sürtülsün o adamın ki yanında ben zikrolunmuşum da bana salavat getirmemiştir.” Yine buyurmuştur ki:

“Allah Teala bana iki melek müvekkel kıldı ben bir müslimin yanında anıldığımda bana salavat getirdi mi behemehal o iki melek ona Allah seni bağışlasın derler. Allah Teala ve sair melaikesi de o iki meleke cevaben Amin derler.

Bir müslümanın yanında zikrolundum da bana salavat getirmedi mi behemehal o iki melek Allah sana mağfiret etmesin derler. Allah Teala ve sair melaikesi de o iki meleğe cevaben amin derler.” (Elmalılı Hamdi yazır 6/3923)

Binaenaleyh Rasulullahın hali hayatında nasıl tâzim lazımsa, hali vefatında ism-i celili zikrolunduğunda dahi kemali tazim ve ihtiram lazımdır. Çünkü peygamberimiz (as) insanlık için bir mürşid-i kamildir. Ehl-i imanı imana davet eden ve hidayetlerine yegane sebep olan Rasulullah olduğundan böylesi nimetlerin karşılığı ve ümmet olmamız hasebiyle şükranen salavat-ı şerifelerle dua ve ihtiramda bulunmak her mümin üzerine vaciptir.

Salavat-ı şerife vesilesiyle pek çok mükafata nail olacağımız, hatta ahirette peygamberimizin şefaatına ecir ve mükafata vesile olacağı bellidir.

 

Sünnetsiz Kur’an’ı anlamak mümkün mü?

 Zamanımızda bazı kişiler sünnetsiz ve mezhepsiz biz Kur’an’ı anlarız ona göre amel ederiz deseler de bu mümkün değildir. Bunu söyleyenler aslında sünnete karşı savaş halinde ve gaflettedirler. Umarız bu yanlıştan vazgeçerler Kur’an’ı en güzel anlayan hayatını Kur’an’a göre devam ettiren Allah’ın Rasulünü doğru anlamak gerekir. Allah (cc) Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyuruyor. “Kim Rasulüne itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince seni onların başına bekçi göndermedik!” (Nisa 80)

“Rasulüm de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Al-i İmran 31)

Peygamberimiz (as) ise şöyle buyuruyor.

“Hiçbir kul, Ben kendisine ehlinden malından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça kamil iman etmiş sayılmaz.” (Müslim 1/264)

Peygamberimiz (sav) bize Kur’an ve sünneti emanet etti. Bu emanetlere sarılalım, dinî vecibeleri yerine getirelim, ömrümüzü salavat-ı Şerifelerle tezyin edelim. Ayet-i kerimede Allahu Teala: “Bu gün size dininizi ikmal ettim.” (Maide 3) buyuruyor. Günümüzde sünneti Kur’an’dan ayıranlar haddi aşıyorlar. Allah haddi aşanları sevmez. Bu ve benzeri yanlış telkinde bulunanlara dikkat edelim. Dini aslına uygun anlayalım ve yaşayalım.

Allahümme salli ala muhammedin ve alihi ve sahbihi ve barik ve sellim. 

Kaynak: http://www.ilkadimdergisi.com/193/fikih.htm

Ölüm…

Kapıya ne icra memuru gelir,

Ne Birinci Şube sivil polisi….

İçerde kimine kuş tüyü sedir;

Yüz üstü toprağa düşer kimisi….

 

Bir musiki orda zaman ve mekân….

Yıldız dolu feza küçük camekân….

İmkân atomunu çatlatan imkân….

Bir hiç ki, içinde heplerin hepsi

Necip Fazıl Kısakürek (1978)

Günü ve geceyi verene hamd olsun.

 Ben yürüyorum, inşallah başaracağım…
zulmün karanlığına dost olmayı düşünmüyorum asla, düşünmeyeceğim…
biliyorum ki, Rabbim kişi ile kalbi arasındadır, insan ne isterse o verilir kendisine
veya onun yolu açılır… ben yalnızca Rabbimin razı olacağı şeyler istiyorum ve
bunun için gerekli olan, irade-kararlılık için yine Rabbime sığınmam gerekliliğinin
bilinciyle yürüyeceğim…
ben düşünüyorum, yürüyorum, başarının anahtarları Allah’a sığınmada,
inşallah başaracağım…

‘Günü ve geceyi verene hamd olsun…
Uykuyu ve uyanıklığı verene hamd olsun…
Çalışmayı, yorulmayı ve ardından dinlenmeyi verene hamd olsun…
Gülmeyi ve ağlamayı verene hamd olsun…
Gözlere bakış, görüş, ışıltı ve gözyaşı verene hamd olsun…
Hamd olsun hayatın ve ölümün sahibine…
Hamd olsun ümidiyi ve korkuyu, birlikte aynı yürekte var edene…
Hamd olsun aklı ve gönlü birlikte insanın hizmetine sunana…
Yarına, her şeyimle hazır olarak doğmam, yarını taşıyacak
enerjiye kavuşmam, hazırlıksız yakalanmamam için
yardım et Rabbim…’
(Güneşten önce doğmanın hazırlığıdır bu…)

‘Allah’ım! Senden işte sebatı, doğruluk için gayreti dilerim.
Senden nimetine şükrü, ibadetimi iyi yapmakta yardımını dilerim.
Senden dürüst bir kalp, doğru bir dil dilerim. Senden hakkımda
bildiklerinin en hayırlısını dilerim. Hakkımda, bildiklerinin şerrinden
sana sığınırım. Hakkımda bildiğin günahlarım için senden
bağışlanma dilerim.’

‘Ey ihtiyaçları gideren rabbim, senden hayatın hayrını istiyor
ve hayatın şerrinden sana sığınıyorum. Sen, aydınlığa ileten sahibim,
beni aydınlık saatlerde bile şaşıran şaşkınların şerrinden koru…’

‘Yanlışa düşmekten, senin ismini sömürerek insanları
aldatmak isteyenlerin tuzaklarına takılmaktan sana sığındım.
Yanlışa düşersem eğer, uyanıp, doğruyu bulmama yardım etmen
için affına sığındım, affını hak eden kullarından eyle Yarabbi! ‘
amin

-GÖZYAŞLARI-

‘…Uzun senelerden beri ne kadar hasretiz gözyaşlarına! .. Onu, bu memleketin taşına, toprağına, evine, mâbedine sormalı. Sormalı şu dağlara, taşlara ve üzerinde uçuşan kuşlara… Ve bütün bir mâziye sormalı, bağrına kaç damla gözyaşı düştüğünü. Sonra mâbedlerdeki sütunlara, geniş kubbelere ve çevredeki cidarlara da sormalı, ne zamandan beri hıçkırığa hasret olduklarını. Seccadelere de sormalı, kaç defa gözyaşlarıyla ıslandıklarını. Bu kadar içten uzaklaşılan, bu kadar gönüle yad kalınan ikinci bir devir gösterilebilir mi? ..

Şimdi sizler, ey bütün bir tarih boyunca ağlamayı unutmuşlar! Gamsızlar, dertsizler ve ağlanacak hâllerine gülenler! Gelin; şu çıkmazın başında durup asırlık gamsızlığımıza bir son vererek beraber ağlıyalım! Cehaletimize ağlayalım! Kaybettiğimiz şeylerden habersizliğimize ağlayalım! Kusurdan bir heykel hâline gelmiş mahiyetimize, duygularımızın dumura uğrayışına ve hoyratlaşan gönlümüze ağlayalım! Bu vaziyette öleceğimize, öldüğümüz gibi dirileceğimize, tasmalı ve prangalı büyük imtihanda, en büyük merasimde fevc fevc geçecek olan mâzinin şanlıları arasında yer bulamayacağımıza ağlayalım! Daldan kopan bir meyve gibi, yalnız düşüşümüze, ayaklar altında ezilişimize, rahmetten cüdâ kalışımıza ağlayalım! ..

Yukarılara doğru güvercinler gibi kanat çırpalım ve çok yükseklerde öyle bir ‘Âh! ‘ edelim ki, ünümüz, gözyaşlarından meydana gelen bulutları harekete getirsin. Sonra ateşimizi söndürecek o damlalar, yağmurlar gibi başımızdan aşağıya insin ve ateşimizi söndürsün. Kin ve nefret ateşini. Bütün dünya ve ukbâ ateşini…

Allahım! Senden diliyor ve dileniyoruz: Gözlerimize yaş ver ve bizi ağlat! Merhamet etmen için. Senden uzak kalış hasretini duyamayışımıza ağlat! Gönlün şâk şâk oluşuna, ağyar ateşine yanışına, öyle ağlat ki, sîneler kebâp olsun… Ondan bir bir feryat çıksın, meleği ve feleği velveleye versin.

Beni de ağlat; gece kadar karanlık ruhuma şefkat et de ağlat! Ağlamalarıma dahi ağlamam lâzım geldiği için ağlat! Bükülmüş şu kaddime, solgun ve ölgün rengime, burulmuş boynuma ve kırık kâlbime merhamet et de ağlat! Şu en sâkin anda, sızlanışlara cevap verdiğin dakikalarda, kapkara gönlümle değil, Senden başkasına secde etmeyen başımla sana dönüyor, titreyen dudaklarımla ağlatmanı diliyorum.

Heyhât ki ‘merhamet, merhamet’ diyeceğim an, bir hâil gibi günahlarım karşıma dikiliyor ve içimde yığın yığın burkuntu meydana getiriyor. Allahım! Benim uzaklığım itibariyle değil, Senin yakınlığın hürmetine kâlbime rikkat ver ve öyle ağlat ki, kendimi kaybedeyim, yolunda ar ve haysiyetten geçeyim, tâ ‘Bu delidir’ desinler..

‘Gidip boynumda zincir ile Ravza-ı Pâka, o denlü ağlayam ben ki, görenler hep beni dîvâne sansın’ Ola ki, düşen damlalardan bir tanesi aşkına düşmüş olur; işte o, benim için ummanlara bedeldir. Şehid kanı kadar aziz gözyaşları içinde nefesim kesilirken varlık sırrını bana duyur. Şu kararsız gönlümü doyur. Hicabımdan yüzümü saklamaya çalışayım. Habibine görünmek istemeyeyim. Pişdarım ve âli rehberimden kaçayım. Sonra bir âli dîvân kurulsun. Ben zülüfleri dağınık, hıçkırıkları gırtlağında düğümlenmiş, yüzü karaların uğramadığı o dîvâna çağrılayım ‘Lâ tüâhiznâ’ kalkanıyla huzura varayım. Kirlerime göz yumup ‘bu da bizdendi’ desinler; dilenciye bir mülk bağışlasınlar. Çöl yolcusunu sevindirip bir bulut ve bir meltemle imdadıma yetişsinler. Sevincimden orada yığılıp kalayım. Gözyaşlarım içinde boğulayım! .. ‘

Bu güzel yazıyı yazan güzel insana selam olsun.

 Kaynak: antoloji.com YÜRÜYEBİLMEK