FATMA’NIN TESETTÜRE BAKIŞI !
Üşümesin diye örterlermiş üzerini kızlarının, uyuyanın üzerine kar yağarmış yoksa?Hasta olursa, ateşler içinde yanarsa, gözlerini kapatmadan beklerlermiş Fatma’nın anne ve babası. Örterlermiş üzerini, üşümesin diye Fatma’nın?
Örtüler, hiç bu kadar ısıtmamıştı ve örtülere hiç bu kadar hayret içinde bakmamıştı Fatma?
Dalında duran bir portakalı incelemeye başladı önce, örtüye bürünen portakala dikkatlice baktı? Tesettürü içinde gizli bir hazine barındıran portakala ulaşmak için onu Koruyan ve Kollayanı düşündü?
Hamile bir bayan geçiyordu yoldan, dikkatli bir şekilde yürüyordu, bebeğini koruyan tesettüre baktı? Tesettür paketinde gizli bir bilmeceydi bebek, Fatma buna da şaşırdı.
Sonra gözlerini vücuduna çevirdi. Kan ve et yığını olan vücuduna? Tesettürü içinde bilmediği bir alem vardı. Kalbini hiç görmemişti mesela, midesi nasıldı bilmiyordu. Bedeni tesettüre bürünmeseydi, aynaya her baktığında nasıl görürdü ki kendini?
Kar yağıyordu ve toprak kışlık tesettürünü giyiniyordu üzerine, toprakta bir tesettürdü. Mesela rahmetli dedesini saklıyor ve koruyordu? Toprak öyle bir tesettürdü ki dedesinden hatıra kalan çiçekleri kışları saklıyor ve her baharda çiçekleri gözlerinde güldürerek dedesini hatırlaması için sobeliyordu.
Akşam olmuştu gözlerini bu sefer geceye çeviriyordu Fatma. İnsanların uyumaları gereken zaman aralığında karanlık bir perde çekiliyordu, şehir tesettüre bürünüyordu. Evin ışıklarını yakıyordu annesi ve evlerinin tesettürü olan perdeleri çekiyordu birer birer. Neden perdeleri vardır ki evlerin? Bunu düşünmeye başladı Fatma. Bir kez daha şaşırdı, düşündüklerini dışarıya taşırmadan kendince tesettüre bürüyormuş Fatma?Düşünceler de tesettürlü olurmuş bunu anladı.
Özel olan her şeyin bir paketi vardı? Geçen ay annesine aldığı hediyenin paketini düşündü. Neden paketleriz ki hediyeleri diye sordu kendine. Babasına gelen davetiyelerin özel zarfları da çok hoş olurdu. Paketler özel olduğumuzu hatırlatıyordu tıpkı doğmamış anne karnında ki bebek gibi dedi ve heyecanlandı Fatma. Hediyelerin tesettürüymüş paket diye mutlu oldu.
Babaannesinin elinde ki Kur-an’ın da bir paketi vardı ve itina ile açardı . Babaannesi eline Kur-an’ı her aldığında gözlerindeki yaşları anlayamazdı Fatma. Kur-an’ın tesettürü de kapağıymış, onu açınca gizli bir hazine ile baş başa kalırmış insan, tıpkı babaannesi gibi?
Ölüleri neden kefenlerler diye düşündü Fatma. Öldükten sonra bu ince düşünce çok masumane? Bir kundak içinde geldiğimiz dünyadan giderken, bir kefene bürünmek. Doğumun tesettürü kundak ve ölümün tesettürü de kefen? Anne ve babasına kundak içinde Fatma’yı Veren, yanına alırken de bir kefen içinde alması ne ince bir düşünceydi. Ölümün tesettürü de kefenmiş diye düşündü Fatma?
Günlüğünü aldı eline, tesettür için düşündüklerini yazmaya başladı. Bir ara gözleri televizyona ilişti. Ayşe’nin tesettüre bakış açısını izledi. Üzüldü Ayşe’ye? Bu kadar basit tanımlanamaz tesettür dedi. Kapadı defterini, üşümeyesin diye üzerini örten annesine sordu:
-Anne başını üşümesin diye mi örtüyorsun?
-Hayır tabii ki, inancım gereği örtüyorum. İlk önce “O” istediği için?
-Ayşe’ye de dua eder misin?
-Neden kızım?
-Tesettürün ne olduğunu öğrensin diye…
Annesi tebessüm etti ve çıktı odasından.Fatma da Ayşe’ye dua ederek gözlerinin tesettürü olan göz kapaklarını kapatarak ölümün kardeşi olan uykuya daldı. Sessizce mırıldandı;
“Verilen ömrün tesettürü de ölümdü”
…
Mihrican KESKİN
Acıya sadakat yok artık…
Efendim dert yanmaktan kolay ne var herkes bir şeylerden şikayet etmeyi bilir. Eh ne de olsa en kolayı yakınmak.. İnsan yakındığı, mutsuz olduğu şeyleri düşünüp sonra da neden olduğunu anlamaya çalışmak, ders almak ya da onlardan bir şekilde vazgeçmek yerine bayılır yakınmaya… Eh ne de olsa şikayet en kolayı…tabi öyle bir zaman geçer ki ahh ahh vahh vah derken bakmışsın aylar olmuş .Oysa ki; aylar önce yakınmayı bırakıp gözlüğünü değiştirseydin ilerleyecek daha çok yol, yönelecek daha pek çok başka yan yol olduğunu görebilirdin.
Zamanını ne şekilde kullanacağını bilemeyip hala o kısır döngüde, o acıya sadakat senin suçun değildi değil mi?…Ne de olsa sen tamamen bambaşka bir boyutta aynı anı yaşıyorsun ve farkında değilsin. Bir haberim var sana, üstünden çok sular geçti olanların ama sen hala aynı suda yıkanmaya çalışıyorsun…Eh haliyle, hep aynı şeyleri yaşamaya mahkumsun! Vazgeçmiyorsun. Anla artık baksana! Herkes değişti, herşey gibi; gün bile değişti, senin gibi; bak bakalım hala aynı mısın resimlerdeki gibi?…
Değişmeli artık… şimdiye kadar yapmadıklarını yapmalı; kazanmaya başlamalı….
Hey !! Unutma piyango bile, bilet almadıkça sana vurmaz…
Piyango demişken bir bilet almalı..
Kaynak: http://miania.blogspot.com
mucize.net: Bilet tavsiyesine biz katılmıyoruz
Ömer Çelik / Bahçıvan
Ömer ağabeyin sesini yılllar önce, bi bayram ziyaretinde radyodan duymuştum.
Marmara fm’den sesleniyordu yüreklere.
Seneler sonra Lalegül fm’de O’nun naif sesi yine ulaştı yüreğime.
Çok çok beğendiğim Mavi Bir Ölüm şiiri de O’nun güzel yüreğinden dökülmüş.
Yüreğin her daim çağlasın Ömer ağabey…
Ömer Ağabeyin Lalegül fm’deki seslenişi geçtiğimiz günlerde sonlandı, şimdiler de ise Marmara Fm’den sesleniyor yüreklere.(dinlemek nasip olmadı ama)
Hayr üzre seslenişlerin daim olsun Ömer ağabey…
2 YorumÜşümek…
Üşüyorum içten içe…
Üşeniyorum ısınmaya
Bilmem ki;
İstesem,
Vazgeçsem,
Üşenmesem,
Üşümem mi?
Üşüyen yüreğim
Isıtmaya muktedir ne var ki?
Sorulara astım aklımı
Akılsız nede güzelim
Akılsızım güzelim
Akıl her şeyi akledemez ki!
Yürek olmalı yücelen
Secde anı buna şahit
Akıl ile görmek ne mümkün
Akıl ile ısınmak ne mümkün
Aklım zaten beni üşüten
Üşütmüşüm güzelim
Aklımı üşütmüşüm
Sanki çıkılmaz bilmeceler deyim
Bir yüreğime hükmedebilsem
Benim de aklettiğim şeye bak
Yüreğime hükmetsem, yürek denebilir mi hala…
Ama bilirim ucundan tutup çevirebilirim
O’nu; göz yağmurların da yumaşatıp,
Hükmün sahibine yöneltebilirim
Akıllım ben yürekli olmaya talibim
Sen aklınla yaşa,
Çok yaşa…
14/11/09
Yasin
Mutluluk…
Mutluluk dediğin çapsız olmalı, apansız gelip yüreğini kuşatmalı.
Kalbine çarpmalı, kalbinde çarpmalı mutluluk.
Islanmalı yüreğin
Isınmalı, tutuşmalı
Mutluluk yüreğinden tutmalı, yüreğinde büyüyüp başka bir yüreği de tutmalı
Mutluluk sığ olmamalı
Mutluluk sığmamalı
Mutluluğa doymamalı
Mutlulukla dolmalı
Mutluluğa dolanmalı, mutlulukla dolanmalı
Mutluluğu tutmalı, incitmeden tutup başka yüreklerden tutturmalı
Mutluluğu:
Görmeli
Sevmeli
Bilmeli
Bildirmeli
Mutlulukla seslenmeli
Bu tınıyı duyurmalı, daha fazla bağırmalı,lakin sağırlaştırmamalı
Mutluluk yaşadıkça ve yaşattıkça yürür elbet yüreklerde
Mutluluk birlikteliktir
Mutluluk bizliktir
Mutluluk Bir’e (cc) imandır
Mutluluk aranmaz bulunur
Mutluluk yenilmez, yeniler
Mutluluk yorulmaz, yorumlara gebedir
Mutluluk solmaz, solunur
Mutluluk kaçmaz, kucaklar
Ordan bir dal kes, adı mutluluk olsun
Ekildiği yüreklerde dallanıp, budaklansın
Yüreklerden uzanıp birbirine dokunsun mutlukluk çiçekleri
En çok üşüyenlere, en çok sunulsun mutluluk
Mutluluk saklanmamalı
Mutluluk sallanmamalı
Sımsıkı sarılıp, kalpten kalbe sunulmalı
(Mutluluk kaynağıma ithaf olunur)
9/11/2009
Yasin
