Umuda sevdalıyız…

Hani umuda sevdalanmıştık
Hani Rabbe sevdalanmıştık
Hani Rabbe sevdalananlara sevdalanmıştık
Hani her daim en sağlama yönelecektik
Hani en zayıf anımızda O’na sarılacaktık
Hani yakarışımız en merhametliyeydi
Hani yönelişimiz yalnız hayraydı
Hani birbirimize sımsıkı sarılacaktık

Belki bu sözleri hissetmedik vermedik ama bu sitede hep bu sözlerin verilmesi amacını güttük umutsuzluğa düştüğümüzde en yalın halimizle boynumuz bükükçe Rabb’e yakarmayı aşılamayı düşünmüştük hep.

Beklenen neden fani, o faniye bağlanış ve ondan görülmeyen ilgi veyahut kötülük neden bizi yıkıyor.BİZ BU KADAR BASİTMİYİZ.Rabbi vekil kıldık ve buna tüm kalbimizle inandık peki o zaman biz O’na ve onun emirlerine sımsıkı sarılırsak sizce bizi ne yıkabilir.

Yıkılışımız nefsimizdendir…Eksikliğimizdendir…Benliğimizdendir…
Yıkılmışız Ya Rabb senin emirlerini yerine getirmek için dirilt bizi.
Yıkılmışız Ya Rabb senin emirlerini yerine getirmek için dirilt bizi.
Yıkılmışız Ya Rabb senin emirlerini yerine getirmek için dirilt bizi.

Umuda sevdalıyız,
Umudu veren Rabb’e sevdalıyız,
Belki bu sevdanın hakkını veremiyoruz ama,
Bu sevdanın hakkını verenlere sevdalıyız
Ve bu sevdanın hakkını verme çabası ve arzusu içerisindeyiz inşaallah.

Duâ Ordusu…

Duâ Ordusu:
Sıkıntı ve darda kalan müslümanlara duâları ile yardımda bulunan Allah`ü teâlânın sevgili kulları, velîler.
İmrân sûresinin yüz yirmi altıncı âyetinde ve Enfâl sûresinde meâlen; “Yardım, ancak ve yalnız Allah’tandır” buyruldu. Bu yardıma, duâ ordusu vâsıtası ile kavuşulur. Ayrıca duâ, kazâyı def’eder, uzaklaştırır. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem; “Kazâ, ancak ve yalnız duâ ile durdurulur” buyurdu. Duâ ordusunun askerleri, gazâ ordusu askerlerinin rûhu gibidir. Gazâ ordusunun askerleri, onların kalbleri, bedenleridir. O hâlde gazâ ordusunun askeri, duâ ordusu olmadıkça iş başaramaz. (İmâm-ı Rabbânî)
Gazâ ordusu, duâ ordusunun yardımına muhtâcdır. İhlâs ile yapılan duâ muhakkak kabûl olur. (Hadîmî)

Vesselam

Salat-ı tefriciye duasının esrarı doğru mudur?

Soru
Salat-ı tefriciye duasının esrarı doğru mudur? Belli bir sayıda okumanın hikmeti nedir?

Cevap

Bismillahirrahmanirrahim

Halk arasında dilek duası olarak da bilinen Salat-ı tefriciyye duası için kaynak olarak İmam-ı Kurtubi gösterilmektedir. Elimizdeki eserlerde böyle bir kaynağa rastlayamadık. Fakat herkesçe bilinen, kabul gören bir duanın yanlış ve var olmadığını söylemek mümkün değildir. Zaten bu duayı oluşturan cümleler mana olarak güzel cümlelerdir.

Salat-ı Tefriciye Hz.Peygember (S.A.V.) Efendimize salavat getirmek amacıyla okunur ve gayesi Salavattır. Salavat ise biz Müslümanlar için ömrümüz boyunca yerine getirilmesi gereken bir vazifedir. Bir dua salâvat getirmek niyetiyle okunur ve amaç Allah\’ın rızasını kazanmak olursa; Resullulah\’ın yüzü suyu hürmetine duaların, niyetlerin kabul olacağı ümit edilir.

Salat-ı tefriciyye, salat-ü selam cümlelerinden oluşan bir salavat olup duadır. Salavat, biz Müslümanların Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize olan sevgisi ve muhabbetinin bir ifadesidir. Her dua gibi salavat için de bir karşılık beklemeyiz. Bunun karşılığı ahirette umulur.

Salat- tefriciyye duasıyla ilgili uyarımız, bu duanın sadece dünyevi ihtiyaçları karşılama aracı olarak görülmemesi gerektiğidir. “Bir kızı sevdim, bana bakmıyor, 4444 salat-ı tefriciyye okuyayım” tarzı ifadeler, kişinin edep dışı davrandığının göstergesidir.

Salat-ı tefriciyye duası okuyup istek ve dileklerine kavuşan kimselerin olması, herkesin bu sayıda bu salâvatı okuyarak isteğini elde edeceği anlamına gelmez. Hatta istediğini Allah’tan isteme yerine sanki bu salâvat cümlelerinin ve 4444 sayısının bir şifre ve sihirli bir etki oluşturduğunu zannedip, tesiri bundan beklemek, sevap değil, Allah korusun kişiyi şirke bile düşürebilir.

Bugün ne yazık ki bu güzel dua cümleleri manalarından ziyade kelimelere ve 4444 sayısına indirgenmiştir. Bu yanlıştan sıyrılıp salat-ı tefriciyyeyi özüyle anlayıp içten ve samimi olarak gücümüz yettiğince okumalı ve gerisini Allah Teala’ya bırakmalıyız.

Selam ve Dua ile

Kaynak: İlahiyatçı yazar Mehmet Talu
link:
tıklayınız

Blog’daki alakalı konu : Salat-ı tefriciye

Namaz (Fatma Tatlı)

Bir kardeşimizin Rabbimize yönelişi anlatışı:

 

Şevval orucu

<a). Soru : Şevval orucunu nasıl tutmak efdaldir?

Cevap: Bismillahirrahmanirrahim
Şevval ayında tutulacak olan bu altı gün oruç, ara vermeden peş peşe tutulabilir. Fakat haftada iki gün olmak üzere ayrı ayrı tutmak müstehaptır. Bu iki gün Pazartesi ve Perşembe olursa, böylece Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bir başka sünneti de yerine getirilmiş olur.

 <b).  Konu:   ŞEVVAL AYI ORUCU

Ramazan-ı şerif ayından sonraki Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehabtır. Çünkü Ebû Eyyüb el-Ensarî (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: “Her kim Ramazan orucunu tu-tar, sonra peşinden Şevval ayından da altı gün oruç tutarsa, bütün sene oruç tutmuş gibi olur,” buyurdu.
Hadis-i şerif, Ramazan orucundan sonra Şevval ayında altı gün daha nafile oruç tutmayı teşvik etmektedir. Böylece, bir yıllık oruç tutmanın sevabı vaad edilmektedir. Bunu her sene yapan da, ömür boyu oruç tutmuş sevabı kazanmış olur. Ramazan orucundan sonra Şevval ayında da altı gün oruç tutmakla, bütün sene oruç tutmuş gibi mükâfat verilmesi, yapılan ibadet ve taatler on misli katlandığı içindir. Çünkü Cenab-ı Hak: “Her kim hayırlı bir işle gelirse, kendisine, onun on misli sevap vardır.” buyurmaktadır.
Öyle ise, Ramazan ayında tutulan oruç, on ay yerine geçer. Altı günün on misli de altmış gün yani iki ay olur. Neticede bu şekilde oruç tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibi sevap kazanır. Nitekim Sevban (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) efendimiz bu durumu şöylece ifade buyurdu: “Ramazan ayı orucu, on aya karşılıktır. Şevval’in altı günü de iki ay oruca karşılıktır. Bunların tamamı bir yıl eder.”
Bu orucun meşru kılınmasındaki sır şudur: Ramazanın peşindeki bu oruç, farz namazların peşinden kılınan sünnet namazları gibidir. Nasıl ki bu sünnetler, farzlarda olması muhtemel kusurları telâfi ediyorsa, Şevval ayında tutulan oruç da Ramazan orucunda bulunması muhtemel kusurları telâfi eder. Ayrıca oruç ibadetinden usanılmadığı da ifade edilmiş olur.

Kaynak: Mehmet Talu