Rabb’e Yakarış

Olurda bir vakit dua etmek istersen, çekinme aç yüreğini Rabbine sakın durma.

An tüm mü’minleri sevinçle ve sevgiyle.Sev ki kardeşini imanın kuvvetlensin *, yakar ki Rabbine bağın güçlensin.

En güçlüye boyun eymekte sakın isyankar olma, yüceliğinin kabulunde tereddüte düşme.

Dua ne güzel bağdır ki Ya Rabb! dediğimiz vakit buyur ya kulum diyen bir Rabbimiz var.**

Ya Rabb! sen bizi sana yakarmakta geri bırakma, bizleri sana yakın kullarından eyle

– – – – –

*Peygamber Efendimiz (sav) buyurdular ki: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki; siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” (Müslim)

**Peygamber Efendimiz (sav) buyurdular ki: “Allah (C.C) katında en sevimli ses; tevbekâr bir günahkârın; «Yâ Rabb’i» diyen sesidir. Ulu Allah (C.C), bu sese şöyle cevap verir: «Buyur yâ kulum! Ne istiyorsan söyle, sen benim katımda meleklerimden biri gibisin.Ben senin hem sağında, hem solunda ve hem de üstündeyim, içinden geçen duygularından sana daha yakınım! Ey meleklerim, şâhid olun, bu kulumu afvettim!” [Kalplerin Keşfi | İmam-ı Gazali >> link ]

DUA [Necip Fazıl KISAKÜREK]

Bende sıklet, sende letafet…
Allah’ım affet!

Lâtiften af bekler kesafet…
Allah’ım affet!

Etten ve kemikten kıyafet…
Allah’ım affet!

Şanındır fakire ziyafet…
Allah’ım affet!

Acize imdadın şerafet….
Allah’ım affet!

Sen mutlaksın, bense izafet!
Allah’ım affet!

Ey kudret, ey rahmet, ey re’fet!
Allah’ım affet!

Necip Fazıl Kısakürek

Hz. Musanın Duaları

Hz. Musa’nın (a.s.) Duaları

İsrailoğullarına elçi olarak gönderilen Hz. Musa, ilk vahyini Tuva Vadisi adı verilen yere geldiğinde almıştır ve kendisine Firavuna gitmesi ve ona dini tebliğ etmesi bildirilmiştir. Bunun üzerine Hz. Musa, Allaha samimi bir şekilde yönelmiş ve bu konuda şöyle dua etmiştir:
Kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum. (Kasas Suresi, 33-34)
Kuranda bildirildiği üzere Hz. Musa, içinde duyduğu heyecanın tebliğ görevini yerine getirmesine engel olmasından çekinmiştir. Onun bu konudaki duası ayetlerde şu şekilde geçmektedir:
Dedi ki: Rabbim, benim göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz; ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harunu. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, Böylece Seni çok tesbih edelim. Ve Seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun. (Taha Suresi, 25-35)
Yüce Allah Kuranda, Hz. Musanın bu duasına karşılık onu ve kardeşini özel bir koruma altına aldığını bildirmiştir. (Kasas Suresi, 35) Kurandaki Hz. Musa ile ilgili olan ayetler incelendiğinde, Allaha dua ederken hep samimi ve açıksözlü bir üslubu olduğu görülmektedir. Hz. Musa da diğer tüm peygamberler gibi Allaha içten yönelmiş ve Ondan yardım dilemiştir. <1>

Taha süresi 25 – 35 Arapça:

25. قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي

26. وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي

27. وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي

28. يَفْقَهُوا قَوْلِي

29. وَاجْعَل لِّي وَزِيراً مِّنْ أَهْلِي

30. هَارُونَ أَخِي

31. اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي

32. وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي

33. كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيراً

34. وَنَذْكُرَكَ كَثِيراً

35. إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيراً

Latince:

25. Kale rabbişrah lı sadrı

26. Ve yessir lı emrı

27. Vahlül ukdetem mil lisanı

28. Yefkahu kavlı

29. Vec’al li vezıram min ehlı

30. Harune ehıy

31. Üşdüd bihı ezrı

32. Ve eşrikhü fı emrı

33. Key nüsebbihake kesıra

34. Ve nezkürake kesıra

35. İnneke künte bina besıyra

Manası:
25. Musa dedi: “Ey Rabbim, benim göğsüme genişlik ver,

26. işimi kolaylaştır bana,

27. dilimden düğümü çöz,

28. sözümü iyi anlasınlar.

29. Bana ailemden bir yardımcı ver.

30. Kardeşim Harun’u.

31. Onunla sırtımı pekiştir.

32. Onu görevimde or taket

33. ki Seni çok tesbih edelim

34. ve çok analım Seni.

35. Şüphe yok ki, Sen bizi görüp duruyorsun.” <2>

Kaynakça:

<1> http://www.mercek.org/MOC/index.php?secim=makale&m_id=1456

<2> www.kuran.gen.tr

YAZ KURSLARI BİR FIRSATTIR

YAZ KURSLARI BİR FIRSATTIR

Kuran-ı Kerim öğrenme hususunda hiç bir kimsenin bir bahane bulmaya hakkı yok. İşte Diyanet İşleri Başkanlığı, bütün camilerde “yaz kursları” başlatacaktır. Hocalarımızın da bu konuda duyarlı davranıp fedakârlık yapacaklarına inanıyorum. Çocuklarımızın bu “yaz kursları”na gönderilmesi büyük bir imkândır.
Bu itibarla çocuklarımızın gönüllerini ve hayatlarını Kur’ân-ı Kerîm’le aydınlatmak durumundayız. Çocuklarımızı Kur’ân-ı Kerîm’le buluşturmanın daraldığı zaman ve ortamlarda, her evin Kur’ân-ı Kerîm mektebi haline getirilmesi ve çocukların ilk mektep ve ilk mabet sayılan kendi yuvalarında Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenmeleri gerekir. Çocuklarımızı kesinlikle ihmal etmeyelim. Çünkü bu konudaki ihmalin faturasının çok ağır olacağını bilelim. Teyp ve video kasetleri, VCD’ler, elektronik cihazlar, hatta internetten de faydalanarak Kur’ân-ı Kerîm öğrenmemiz mümkün… Yeter ki, bu işi ciddiye alalım ve öğrenmeye karar verelim. Çünkü kıyamet gününde “Kur’an-ı Kerim’i niçin öğrenmedin? Çocuğuna niçin öğretmedin?” diye sorulunca, ne cevap vereceğiz? Geçerli bir mazeretimiz olacak mı? Kesinlikle olmayacaktır. Ona göre düşünelim, taşınalım.
Bir sohbetimizde bu konudan yani Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek ve eşimize-çocuklarımıza öğretmekten bahsederken, dinleyenlerden biri:
– Hocam! Ne yapalım! Anne-babamız bize öğretmemiş, ALLAH onlardan sorsun! deyince:
– Böyle söyleme! ALLAH affetsin, de! Öğrenmeye çalış, demiştim. O ise, aynı düşüncesini sürdürünce, kendisine:
– Neyle meşgul oluyorsun, ne iş yaparsın? diye sordum.
– Ağır vasıta şöförüyüm. Bir nakliye şirketinde çalışıyorum. Kamyon-tır vesaire kullanıyorum, diye cevap verdi. Kendisine:
– Peki! Bunları yani ağır vasıta şöförlüğünü, kamyon-tır vesaire kullanmasını sana kim öğretti? Annen-baban mı öğretti? diye sordum. Şaşırır gibi oldu. Böyle bir soru beklemediği halinden belliydi.
– Hayır, annem-babam öğretmedi, ben kendim öğrendim! dedi. Ben de ona:
– Peki! Ağır vasıta şöförlüğünü, kamyon-tır vesaire kullanmasını kendin öğrendiğin gibi, Kur’an-ı Kerim’i neden kendin öğrenmedin? diye sordum. Bir cevap veremedi. Sadece:
– Eh, işte! demekle yetindi.
Evet! Muhteremler! Annemiz-babamız şu veya bu sebeple bize Kur’an-ı Kerim’i, dini bilgileri öğretmemiş, buna imkan bulamamış olabilirler. Peki bu imkanlarla biz öğrensek, ne olur? Elbette çok güzel olur. Hem kendimizi, hem de onları büyük bir vebalden kurtarmış oluruz.

Mehmet Talu

Kaynak: http://tereke.org

Dua estetiği

Dua estetiği

Rabb’imiz Mûsa Aleyhisselâm’a sormuştu: “Elindeki nedir?” Mûsa Aleyhisselam ise “Bu asâmdır” demiş ve sonra açıklamıştı, “ona dayanırım, onunla hayvanlarıma yaprak silkelerim…” Pekâlâ, Mûsa Aleyhisselam da biliyordu ki Rabbi elindekinin ne olduğunu bilir. Üstelik asânın dayanmaya yaradığını, hayvanlara yaprak silkmekte kullanıldığını, her şeyi bilen Alîm-i Küllî Şey’e ayrıca söylemesi fazla değil mi? Hayır, fazla değil; hatta eksik gibi. Çünkü Sevgili’nin huzurunda olunca laf uzatılır, uzatılmak istenir. Daha çok huzurda kalmak için yeni yeni konular açılır. Huzurda iken, konuşulanın ne olduğu önemli değildir; önemli olan konuşmaktır. Çünkü konuşmak huzurda kalmayı uzatacaktır. Dua da böyledir işte, kulun Rabb’iyle söyleşmesidir. İster ayakkabımızın kaybolan bağcığı gibi sıradan bir şey için, ister ebedî hayat gibi en başta gelen hacetimiz için dua etmek Rabb’in huzurunda kalma vesilesidir… Mümin için dua etmek, duanın kabul olup olmamasından daha önce gelir. Çünkü dua, içeriği ne olursa olsun, sonucu nereye varırsa varsın, Sevgilinin huzurunda kalmaktır. Yani ki, duanın kendisi duanın sonucundan önemlidir, önceliklidir.* * *

Dua ediyor olabilmek de, O’na muhatap olmayı, O’nu muhatap olarak bulmuş olmak gibi eşsiz ayrıcalıkları içerdiğine göre, çok önemli ve öncelikli bir duanın kabul edilmiş halidir. Dua edemeyen, dua edemediğinin farkında değildir; dua etmek için dua etmek gerektiğini bile bilemez. Dua edemeyen, dua edememekle neyi kaybettiğinin farkında değildir; bir şeyi kaybettiğini bilmeyen ise aramaz, aramadıkça bulamaz, bulsa bile eline almaz. Öyleyse, dua edebiliyor olmakla, nasıl derin bir kuyudan çıkarıldığımızı görelim. Dua eden adam bilmeli ki, dua ediyor olmakla, kaybettiğini bulmuştur, kaybettiğini bile bilmediği bir kaybını bulmuştur, eksikliğini bile çekemeyecek kadar gafil olduğu bir eksiğini tamamlamıştır. Birileri hakkında dua etmiş olmalı ki, dua edebiliyor.

* * *

“İnsanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım, beni beslesinler diye değil…”

Kulluk, Rab tarafından rızıklandığını bilmekle başlar. İnsanın secdesi tevekkül seccadesinde gerçekleşir. Kul alnını yere değdirdiğinde, Rabb’inden başka kimseye muhtaç olmadığını kabullenir. Secde ile sadece kafasını değil varlığını da toprağa indirir. Rabb’inin kendisine verdiğinden şüphesi olanın secdesi tam değildir; alnı yerde olduğu halde, aklı yukarıda kalmıştır. “Yalnız Sana kulluk edelim diye yalnız Senden yardım dileriz!” dedirttiğine göre Rabb’imiz, kulluğumuzu O’na yardımmış gibi görmek yerine, O’nun bize yardımı olarak bilmeliyiz.

* * *

“Kim kötü bir iş işler, nefsine zulmeder de, sonra/gecikerek tövbe ederse Allah’ı Gafûr ve Rahîm olarak bulur.” Aziz Mahmud Hudâyî, bu ayeti yorumlarken, tövbenin pek dikkat edemediğimiz bir inceliğine dikkat çeker. İnsan kötü işi bedeniyle yapar, eliyle gerçekleştirir, açık bir eylem koyar ortaya. Tövbe ise dille yapılır, hatta dile gelmeden de yapıldığı olur. Hüdâyî Hazretleri, işte bu farkı hatırlatarak, fiilen yapılan isyanın sözle yapılan itaatle affedilmesindeki lütfu gözler önüne seriyor.

* * *

Bir dostumdan duymuştum: “Allah, kendisi için terk ettiğiniz şeyleri terk ettiğinize sizi sevindirsin.” Hayatın özünü yakalayan bir yakarış bu. Çünkü her an bir tercihte bulunuyoruz; bir tercih bize bin terk edişi yaşatıyor. Rabb’imizin rızası için tercih ettiklerimiz ne çok terki gerektiriyor. Bir helâl için bin haramdan yüz çeviriyoruz. Sözgelimi, bir kadını kendimize helâl ederken, diğerlerini terk ediyoruz. Bir erkeği kendimize eş seçerken, başka bütün erkeklerden yüz çeviriyoruz. Eşlerin birbirleri için böylesi sözel ve fiilî dualarda bulunması gerekir. Başkalarını terk ederek kendisi eş olarak tercih edilen bir kadın ya da erkek, eşini kendisi için terk ettiklerini terk ettiğine memnun etmek için elinden geleni yapmalı.

* * *

Fatiha, dilimize değen en güzel duadır. Duayı kabul edecek olan Zâtın dilimize dua vermesi, bize yakarış temrinleri yaptırması, O’nun o duaları çoktan kabul etmeye hazır olduğunu gösteriyor değil mi? Dua ile duanın kabulü arasında sadece o duanın dilimize değmesi bahanesi var. Adı üzerinde “açılış”tır Fatiha; varlığın yüzünü Var edene çevirir, bize ötelerle “ağız birliği” ettirir. Bize verileceklerin hepsi Fatiha’da saklıdır; tek Fatiha ile istediklerimiz bize verilse yeter aslında. Bizi yokluğun dehşetinden alıp kimsenin yapamayacağı iyiliği yapan Rabb’imiz, Fatiha ile kendimiz için neyi istemenin hayırlı olduğunu öğretir bize ve onları kendisinden istetir. Vermek istemeseydi, ısrarla istememizi ister miydi?

s.demirci@zaman.com.tr

Kaynak: http://pazar.zaman.com.tr/?bl=3&hn=-4929