KURAN’DA BİLDİRİLEN PEYGAMBERLERİMİZİN DUALARI

Dua etmek, Allaha ulaşabilmenin bir yoludur ve insanların tamamı duaya muhtaçtır. Bunun en hikmetli örnekleri ise, Kuranda bildirildiği üzere, tüm peygamberlerin her konuda Allaha yönelerek Ona dua etmeleridir. Peygamber Efendimiz (sav)in ve diğer tüm peygamberlerin dualarında, hem Allaha olan teslimiyetlerini, Allahı tek dost ve yardımcı olarak gördüklerini, hem de Rabbimizin şanını en güzel isimleri ile yücelttiklerini görmekteyiz.

    
    Seslenmek, çağırmak istemek, yardım talep etmek” anlamlarına gelen dua, Kuran’a göre “kulun bütün benliğiyle Allah’a yönelmesi ve acizliğini kabul ederek yardım dilemesi” şeklinde tanımlanmaktadır.

    İnsana şah damarından daha yakın olan (Kaf Suresi, 16), her şeyi bilen ve işiten Yüce Allah’a ulaşabilmek için güzel bir vesile olan dua, müminlerin her ortam ve şartta yerine getirdikleri sürekli bir ibadettir. Ancak bunu yaparken Yüce Allahın Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (İnsan Suresi, 30) ayeti gereği, herşeyin Rabbimizin kontrolünde olduğunun ve Onun dilemesiyle gerçekleşeceğinin bilincinde hareket ederler. Yaptıkları fiilerin de duaları olduğunu bilen müminler yalnızca zorluk anlarında değil, her an Allahın varlığını ve gücünün büyüklüğünü hissederek dua ederler. Yüce Rabimizle olan bu yakın bağlarını ise yaşamlarının her anında korurlar.
    Hiç kuşkusuz dua konusunda en samimi örnekleri peygamberlerin yaşamlarında görmek mümkündür. Rabbimizin tüm kutlu elçileri, herşeyin üzerinde hakim olanın yalnızca Allahın gücü olduğunu ve kavimlerini Hak yola çağırırken karşılaşabilecekleri zorlukları bilerek hareket etmişler; tebliğ sorumluluğunu tüm zorluklara ve baskılara rağmen eksiksizce yerine getirmişlerdir. Tüm yaşamları boyunca da Allaha olan tevekkülleri ile içli, katıksız, yakın ve samimi dualar ederek müminler için duanın en hikmetli örneklerini sergilemişlerdir. Kuranda peygamberlerin her şartta Allaha karşı korudukları içli yakınlıklarının müminlere örnek olduğu şöyle bildirilmiştir:
    Andolsun sizin için, Allahı ve ahiret gününü umanlar ve Allahı çokça zikredenler için Allahın Resulünde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)   
    Hz. Muhammed (sav)in Duaları
  
    Kuranda Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin (Kalem Suresi, 4) ayetiyle tanıtılan Hz. Muhammed (sav), gecenin bir bölümünü dua, zikir ve ibadetle geçirerek tüm Müslümanlara hikmetli bir örnek teşkil etmiştir. Bir ayette Peygamber Efendimiz (sav)in bu üstün ahlakı şöyle bildirilmiştir:
    Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte birinde kalktığını bilir; seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da. Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamayacağınızı bildi, böylece tevbenizi kabul etti… (Müzemmil Suresi, 20)
    Kuranda daha birçok ayette kutlu Peygamberimiz (sav)in duaları bildirilmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)in dualarında Allahı sıfatları ile birlikte anmanın en güzel örnekleri görülmektedir. Bu ayetlerden biri şöyledir:
    De ki: Ey mülkün sahibi Allahım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin. (Al-i İmran Suresi, 26)   
      Tüm peygamberler gibi Hz. Muhammed (sav) de gönderildiği kavmin ileri gelenleri tarafından tehdit edilmiş ve zaman zaman şeytanın olumsuz telkinleri ile karşı karşıya kalmıştır. Böyle durumlarda Peygamber Efendimiz (sav)in Allaha, üzerindeki sıkıntıyı kaldırması için şöyle dua ettiği bildirilmiştir:   
    Ve de ki: Rabbim şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım. Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim. (Müminun Suresi, 97-98)   
    Müminun Suresinin son ayetinde Peygamberimiz (sav)in bir duası ise şöyle bildirilir:   
    Ve de ki: Rabbim bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. (Müminun Suresi, 118)
    Rivayetlerde de, Peygamber Efendimiz (sav)in Rabbimize kendisine güzel bir ahlak ve iyi bir huy vermesi için dua ettiği belirtilmektedir:
    Allahım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir. İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır. (Tırmizi, İmam Ahmed ve Hakimden; Huccetül İslam İmam Gazali, İhyau Ulumid-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s 789)
    Hz. Nuhun Duaları

    Yıllar boyunca örnek bir kararlılıkla kavmini tevhid dinine çağıran Hz. Nuhun sabrı, Kuranda övgü ile bildirilmektedir. Hz. Nuh, kendisine ve yanındaki müminlere düşmanlık gösteren kavmine karşı kararlılıkla mücadele etmiştir. Hz. Nuhun içinde bulunduğu her türlü durumda Allaha yönelmesi, Onun yardımını umarak samimiyetle dua etmesi ise müminler için büyük bir örnektir. Hz. Nuh içinde bulunduğu durumu Allaha bildirmiş ve şöyle dua etmiştir:
    Sonunda Rabbine dua etti: Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım.  Artık Sen (bu kafir  toplumdan) intikam al. (Kamer Suresi, 10)  
    Başka bir surede ise Hz. Nuhun Allaha duası şu şekilde bildirilmektedir:   
    Nuh: Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma. dedi. Çünkü Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükte sınırı aşan (facirden) kafirden başkasını doğurmazlar. (Nuh Suresi, 26-27)   
    Rabbim, beni, annemi, babamı, mümin olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma. (Nuh Suresi, 28)
    Kuranda bildirildiği üzere Yüce Allah, Hz. Nuhun bu duasını kabul etmiş ve ileride gerçekleşecek olan tufana hazırlık yapmasını emretmiştir. Hz. Nuh, yakında herhangi bir deniz veya göl olmamasına rağmen   Allahın emri üzerine büyük bir gemi yapmaya başlamıştır. Geminin yapımı sırasında ise kavmi kendisi ile alay etmeye devam etmiştir. Zamanı geldiğinde ise Allahın vaadi gerçekleşmiş ve tufan felaketi meydana gelmiştir.

    Hz. İbrahimin Duaları

    Günümüzde milyonlarca insanın Hac görevini yerine getirmek için ziyaret ettiği Kabeyi inşa eden Hz. İbrahimin, Kuranda, tek başına bir ümmet olduğu bildirilmektedir. O ve oğlu Hz. İsmail, bundan binlerce yıl önce, Yüce Allahın vahyi doğrultusunda insanların toplanacakları ve Onu zikredecekleri, yılın belirli zamanlarında oraya Hacca gelecekleri bir ev inşa etmişlerdir. Bu evin Kurandaki adı Kabedir. Kuranda, Hz. İbrahimin ve Hz. İsmailin bunu bir ibadet olarak yaptıkları ve sonrasında şöyle dua ettikleri bildirilmiştir:   
    İbrahim, İsmaille birlikte Evin (Kabenin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin. (Bakara Suresi, 127)   
    Bugün milyonlarca insanın ziyaret ettiği Mescid-i Harama, diğer adıyla Kabeye ilk yerleşen Hz. İbrahimin, bir başka Kuran ayetinde oğulları İsmail, İshak ve tüm müminler için şu şekilde dua ettiği bildirilmektedir:   
    Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler. Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allaha gizli kalmaz. Hamd, Allaha aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmaili ve İshakı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir. Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur. Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve müminleri bağışla. (İbrahim Suresi, 37-41)    Görüldüğü gibi Hz. İbrahim, dualarında hem Allahın sıfatlarını saymakta, hem de Ona şükretmektedir. Allahtan istediği şeyler de, kendisini Ona yakınlaştıracak, ahirette bağışlanmasına vesile olacak isteklerdir.    

    Hz. Eyüpün Duaları

    Kuranda, Hz. Eyüpün sabrı müminlere örnek olarak bildirilmiştir. Yüce Allahtan vahiy alan seçilmiş bir kul olan Hz. Eyüp (Nisa Suresi, 163), ciddi bir hastalığa yakalanarak zor bir dönem geçirmiştir. Ancak içinde bulunduğu her türlü ağır şarta rağmen, daima sabırlı ve Allaha olan tevekküllü tavrı ile müminlere örnek olmuştur. (Sad Suresi, 44)    
    Hz. Eyüp, yakalandığı hastalığın yanı sıra şeytanın olumsuz telkini ile de karşı karşıya kalmıştır. Ancak o, bu sıkıntısını samimi olarak Allaha açmış ve Ondan yardım dileyerek dua etmiştir:
    Kulumuz Eyyubu da hatırla. Hani o: Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu diye Rabbine seslenmişti. (Sad Suresi, 41)   
    Diğer bir ayette ise, Hz. Eyüpün içli duası şöyle bildirilmiştir:   
    Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın. (Enbiya Suresi, 83)
    Yüce Allahın, salih kullarından biri olan Hz. Eyüpün duasına icabet etttiği ise bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmektedir:
    Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 84)   
    Sonsuz ilim sahibi Yüce Allah, insanları çok farklı şekillerde imtihan etmektedir. Hz. Eyüp de imtihanı gereği, şiddetli bir sıkıntı ile denenmiştir. Benzer sıkıntılar, yine dünyadaki imtihan ortamı içinde başka müminlerin başına da gelebilir. Dolayısıyla bu tür bir durumda kalan bir mümin, Hz. Eyüp örneğinde olduğu gibi, imtihanın şekli ve süresi ne olursa olsun sabır göstermelidir. Allahın insana hiçbir zaman taşıyamayacağı bir yükü yüklemeyeceğinin bilincinde olmalı, her an Rabbimize karşı son derece tevekküllü bir ruh hali içinde olmalıdır.

    Hz. Yusufun Duaları   

    
    Hz. Yusuf kıssası, dua konusunda müminler için güzel örneklerle doludur. Hz. Yusuf, karşılaştığı her türlü sıkıntıya karşı tevekküllü ve teslimiyetli davranmasıyla ve Allaha olan sadakatiyle, sağlam bir imanın tüm alametlerini göstermiştir.    
    Hz. Yusufa ve babası Hz. Yakupa isabet eden sıkıntılar, küçük yaştaki Hz. Yusufun kıskanç kardeşleri tarafından kuyuya atılıp bir kurt tarafından yenmiş gibi gösterilmesiyle başlamıştır. Ancak Hz. Yusuf, Allahın izniyle, yoldan geçen bir kervan tarafından bulunmuş ve onlar tarafından para karşılığında Mısırlı birine satılmıştır. Ergenlik çağına geldiğinde kendisine ilim ve hikmet (Yusuf Suresi, 22) verilen Hz. Yusufun, onu satın alan Mısırlının karısı kendisinden murad almak isteyince şöyle dua ettiği bildirilmiştir:

    (Yusuf) Dedi ki: Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum. (Yusuf Suresi, 33)
    Ayette bildirildiği üzere Hz. Yusuf, duasında içinde bulunduğu durumu samimi olarak itiraf etmiştir. Bunun ardından hapse atılan Hz. Yusuf, yıllar boyu orada kaldıktan sonra, Mısırlının karısının da Hz. Yusufun masum olduğunu söylemesi üzerine zindandan çıkarılmıştır. (Yusuf Suresi, 51-54) Tüm bu sıkıntıların ardından Hz. Yusufun duası kabul edilmiş ve kuyuya atılma ile başlayan olaylar, ülkenin iktidarında söz sahibi olmasıyla devam etmiştir. (Yusuf Suresi, 56)
Böylece iktidar sahibi olan Hz. Yusuf, kendisini zindandan çıkararak hazinenin başına geçiren Allaha şükretmiştir. Hz. Yusufun dünyada Müslüman olarak ölmek ve ahirette de salihlerle birlikte olmak için şöyle dua ettiği bildirilmiştir:   
    Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat. (Yusuf Suresi, 101)

    Hz. Şuaybın Duaları

    Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderilen Hz. Şuayb, Allahın sınırlarını çiğneyen kavmini imana davet etmiştir. (Araf Suresi, 85)   
Medyen halkının Hz. Şuayba cevabı da, iman etmeyen diğer kavimlerin cevaplarından farklı olmamıştır. Hz. Şuaybın tebliğini kabul etmeyen kavim, onu ve diğer müminleri yaşadıkları topraklardan sürgün etmekle tehdit etmiştir. Hz. Şuaybın ise, Medyen halkının duyarsızlığı ve tehditkar tavrı üzerine Allaha tevekkül ederek şöyle dua ettiği bildirilmiştir:  
    Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allaha karşı yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allahın dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş değildir. Rabbimiz, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Biz Allaha tevekkül ettik. Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında Sen hak ile hüküm ver, Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın. (Araf Suresi, 89)

    Hz. Süleymanın Duaları

    Hz. Süleyman, Allahın kendisine büyük bir zenginlik, güç ve iktidar verdiği bir peygamberdi. Bununla birlikte ona birçok üstün yetenek de verilmişti. Hz. Süleymana verilen bu üstün yetenekler arasında cinleri yönetmek, hatta hayvanlarla konuşmak da bulunuyordu. (Neml Suresi, 16) Kendisine verilen üstünlüklerden dolayı Allaha şükreden Hz. Süleymanın duası bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmiştir:   
    … Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat. (Neml Suresi, 19)   
    Hz. Süleyman, kendisine verilen zenginliklere karşı Allaha sürekli şükretmiş ve dua etmiştir:
    Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin. (Sad Suresi, 35)
    Bu noktada belirtilmelidir ki, Hz. Süleymanın hiç kimseye nasip olmayan bir mülk istemesi dünyevi bir istek değil, yalnızca ahirete yönelik bir istektir. Çünkü Hz. Süleyman, sahip olduğu tüm maddi imkanları sadece Allahın rızasını kazanabilmek için kullanmış ve bu imkanların onun Allaha daha fazla yakınlaşmasına vesile olması için dua etmiştir. Nitekim ayetlerde, onun … gerçekten ben mal sevgisini Allahı zikretmekten dolayı tercih ettim… (Sad Suresi, 32) şeklinde dua ettiği bildirilmektedir.

    Hz. Zekeriyanın Duaları

    Hz. Zekeriyanın duaları Kuranın üç ayrı suresinde bildirilmektedir. Yaşı ilerlemiş olan Hz. Zekeriya, kendi ardından kavmi içinde imanı ayakta tutması için   Allahtan bir varis istemiştir. Kendisi çocuk sahibi olmak için oldukça yaşlı, karısı ise kısır olduğu için varisi yoktur ve bunun için Allaha dua etmiştir:
    Hani o, Rabbine gizlice seslendiği zaman; Demişti ki: Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben Sana dua etmekle mutsuz olmadım. Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et. Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu razı olunan kıl. (Meryem Suresi, 3-6)
    Ayette, Hz. Zekeriyanın Allaha gizlice seslendiği bildirilmektedir. Bu, samimiyetin en büyük göstergelerinden biridir. Nitekim ayette Allahın, Kendisine bu tür bir samimiyet içinde çağrıda bulunan Hz. Zekeriyanın duasını kabul ettiği bildirilmiştir. (Enbiya Suresi, 90) Allah samimi kullarının dualarına onlar için en hayırlı olacak şekilde icabet eden ve içten çağrıda bulunan, inananların tek dostu ve yardımcısı olandır. Yüce Rabbimiz, çocuk sahibi olması imkansız gibi görünen Hz. Zekeriyaya da, samimi duasına icabet ederek salih bir oğul armağan etmiştir.

    Hz. Yunusun Duaları

    Kuranda, Hz. Yunusun peygamber olarak gönderildiği kavminden, çağrılarına cevap vermedikleri için ayrıldığı bildirilmektedir. (Saffat Suresi, 139-142) Ayetlerde bildirildiği üzere, bunun ardından Hz. Yunusun binmiş olduğu gemide yolcular arasında kura çekilmiş ve kura sonucunda onun denize atılmasına karar verilmiştir. Denize atılan Hz. Yunus, dev bir balık tarafından yutulmuştur. Hz. Yunusun balığın karnında iken, Allaha şöyle dua ettiği bildirilmiştir:
    … Senden başka ilah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum. (Enbiya Suresi, 87)
    Bir sonraki ayette ise, Yüce Allahın Hz. Yunusun samimi duasına karşılık olarak onu mucizevi bir biçimde kurtardığı bildirilmiştir:
    Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 88)
    Burada üzerinde önemle durulması gereken bir nokta vardır. Yüce Rabbimiz bir duayı gerçekleştirirken, bunu belli dünyevi sebeplere bağlayabileceği gibi, dilerse istenilen şeyi sebepsiz olarak da gerçekleştirebilir. Bu, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah için son derece kolaydır. Yüce Allah, Hz. Yunusun duasını kabul ederken de her türlü zor görünen şartı ortadan kaldırmış ve Hz. Yunusu balığın karnından kurtarmıştır. Bu durum, insanın hiçbir zaman Allahın rahmetinden umut kesmemesi ve hep Ona dua etmesi gerektiğinin çarpıcı delillerinden biridir. Kuranın  Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm (Bakara Suresi, 186) ayetiyle de bildirildiği üzere, insan Rabbimize içten yöneldiği müddetçe, dualarının karşılığını kesin olarak görecektir.

    Hz.  İsanın Duaları

    Kuranda, Hz. İsanın seçkin bir peygamber olduğu ve Rabbimize yakınlığı … Onun adı Meryem oğlu İsa Mesihtir. O, dünyada ve ahirette seçkin, onurlu, saygındır ve (Allaha) yakın kılınanlardandır.. (Al-i İmran Suresi, 45) ayetiyle bildirilmektedir.
    Kuranda, havarilerinin Hz. İsadan Allaha dua etmesini ve gökten bir sofra indirilmesini istedikleri bildirilmiştir. (Maide Suresi, 112-113) Hz. İsa, bu mucize isteğinin yersiz olduğunu belirtmesine rağmen, havariler gökten sofra inerse kalplerinin daha da tatmin olacağını belirterek isteklerini sürdürmüşlerdir. Hz. İsa ise, havarilerin bu istekleri üzerine Allaha dua ederken, Kurandaki birçok dua örneğinde olduğu gibi Allahı Yüce sıfatlarıyla anmıştır. Kuranda, Hz. İsanın bu duası şöyle bildirilmiştir:
    Meryem oğlu İsa: Allahım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve  sonramız için bir bayram ve Senden de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın demişti. (Maide Suresi, 114)  
    Hz. İsanın, havarilerin korunup gözetlenmesi ve bağışlanması konusunda ise şöyle dua ettiği bildirilmiştir:   
    Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allaha kulluk edin. Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen herşeyin üzerine şahid olansın. Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz olan, hakim olan Sensin Sen. (Maide Suresi, 117-118)

    Hz. Musanın Duaları

    İsrailoğullarına elçi olarak gönderilen Hz. Musa, ilk vahyini Tuva Vadisi adı verilen yere geldiğinde almıştır ve kendisine Firavuna gitmesi ve ona dini tebliğ etmesi bildirilmiştir. Bunun üzerine Hz. Musa, Allaha samimi bir şekilde yönelmiş ve bu konuda şöyle dua etmiştir:
     Kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum. (Kasas Suresi, 33-34)
    Kuranda bildirildiği üzere Hz. Musa, içinde duyduğu heyecanın tebliğ görevini yerine getirmesine engel olmasından çekinmiştir. Onun bu konudaki duası ayetlerde şu şekilde geçmektedir:
    Dedi ki: Rabbim, benim göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz; ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harunu. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde  ortak kıl, Böylece Seni çok tesbih edelim. Ve Seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun. (Taha Suresi, 25-35)    
    Yüce Allah Kuranda, Hz. Musanın bu duasına karşılık onu ve kardeşini özel bir koruma altına aldığını bildirmiştir. (Kasas Suresi, 35) Kurandaki Hz. Musa ile ilgili olan ayetler incelendiğinde, Allaha dua ederken hep samimi ve açıksözlü bir üslubu olduğu görülmektedir. Hz. Musa da diğer tüm peygamberler gibi Allaha içten yönelmiş ve Ondan yardım dilemiştir.  

    YÜCE ALLAH, MÜMİNLERE TEK DOST VE YARDIMCIDIR

    Yazı boyunca incelediğimiz gibi, Kuranda adı geçen peygambelerin dua örneklerinde görüldüğü üzere, duanın en önemli şartlarından biri samimiyetle ve içtenlikle yapılmasıdır. İnsan; acz içinde, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak her konuda Allaha yönelmeli, herşey için Ona dua etmelidir. Peygamber Efendimiz (sav)in ve Kuranda duaları zikredilen diğer Peygamberlerimizin duaları müminler için en güzel örneklerdir. Onlar her dualarında sonsuz güç sahibi Rabbimizi en güzel isimleri ile anmış ve her fırsatta Allahı tek dost ve yardımcı olarak gördüklerini vurgulayarak Yüce Rabbimize olan teslimiyetlerini göstermişlerdir.
    Peygamberlerimizin dualarında tüm müminlerin örnek almaları gereken bir diğer nokta ise belli bir vakit gözetmeden, her an dua etmeleri ve ihtiyaç içinde kaldıklarında hemen Rabbimize yönelmeleridir. Rabbimiz bu ibadeti gerçekleştiren kullarını şu şekilde müjdelemiştir:
    Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)

MÜMİNLER NELERE DUA EDERLER?

Allah’a tam teslim  olabilmek için;

    “Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.” (Bakara Suresi, 128)
    Zorluklara karşı sabır gösterebilmek ve yılmamak için;
    “… Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kâfirler   topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara Suresi, 250)
    “… Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür.” (A’raf Suresi, 126)
    TEFEKKÜR NE DEMEKTİR?
    Herhangi bir konu hakkında detaylı ve derin düşünme
    Gördüğümüz, farkına vardığımız herşey Allah’ın bir tecellisi ve delilidir. Dolayısıyla göklerde, yerde ve bunların aralarında bulunan herşey Rabbimizin üstün aklını gösteren önemli birer tefekkür vesilesidir.
    İnce Düşünceli Olmak
    Kuran ahlakı, müminlerin kendi haklarından da feragat ederek diğer mümin kardeşlerini kendilerinden üstün tutmalarını gerektirmektedir. Gerçek iman, gerçek teslimiyet ve gerçek kardeşlik budur.
    Müminin diğer müminleri kendisinden üstün tutması, yalnızca ona daha çok maddi imkan sağlaması ile sınırlı değildir. Bu kardeşliğin ifade edildiği yerlerden biri de düşüncedir. Mümin, diğer müminlerin ihtiyaçlarını kendinden çok düşünmelidir.
    Kaba ve düşüncesiz tavırlar, kişinin imanının olgunlaşmadığını gösterir. Yaptığı bir hareketin diğer müminleri nasıl etkileyeceğini hesaplamayan, yalnız kendi isteklerine göre, “aklına geldiği gibi” hareket eden bir insan,   Allah’ın tarif ettiği mümin modelinden uzak demektir. Kuran’da ince düşüncenin ve düşüncesizliğin örnekleri üzerinde önemle durulur. İnce düşüncenin önemi, bir ayette şöyle vurgulanır:
    Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve söze dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah, hak(kı açıklamaktan)tan utanmaz (Ahzab Suresi, 53)
    Kuran ahlakıyla yetişmiş insanlar, son derece kaliteli, kibar, nezih ve ince düşüncelidirler. Kendi nefislerinden önce müminlerin nefsini düşünen, ona duyduğu sevgiye rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yediren müminlerin doğal halleridir bu.
    İnce düşünceli olmak aynı zamanda cennettekilerin bir vasfıdır.
    İnce düşünce örneklerini şartlara ve ortama göre çoğaltmak mümkündür. Bunların bazıları bir işle meşgul olan kardeşini rahatsız etmemek, eğer dua ediyorsa ortamın sessizliğini bozmamak, o istemeden ona hizmet etmek, rahat etmesini sağlamak, bir eksiği veya ihtiyacı olup olmadığını öğrenmek sayılabilir. Ama unutmamak gerekir ki, bu sayılanlar son derece genel bir anlatımdır. Her ortam ve şarta göre bu örnekler yüzlerce, binlerce olacak şekilde artırılabilir.
Kaynak = www.mercek.org 

MÜMİNLERİN DUALARI NELERDİR?

    Kalplerin kaymaması için:
    “Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bağışla.  Şüphesiz, bağışı en çok olan Sen’sin Sen.” (Al-i İmran Suresi, 8 )
    Zorluklara karşı sabırlı olup yılmamak için:
    Onların söyledikleri: “Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et” demelerinden başka bir şey değildi. (Al-i İmran Suresi, 147)
    TEVEKKÜL NE DEMEKTİR?
    Allah’a güvenme, O’nun hükmünün mutlaka meydana geleceğine kesin olarak inanma ve alınması gereken tedbirleri alma.
    TUTKU ve HIRS MUTLU OLMAYI ENGELLER
    Allah Kuranda insanların nefislerinde iki ayrı özellik bulunduğunu bildirmektedir. Bunlardan biri kötülüklerden sakındıran ve iyiliği emreden vicdan, diğeri ise kötülüğü emreden fücurdur. Fücur olarak isimlendirilen kavram, insan nefsinin olumsuz özelliklerinin tümünü kapsamaktadır.
Nefsin fücurunun Kuranda dikkat çekilen önemli özelliklerinden ikisi tutku ve hırstır. Ahireti düşünmeyip dünya hayatı ile yetinen bir kimse, sahip olduğu her şeye hırs ve tutkuyla bağlanır. Sanki ölüm ve ahiret çok uzakmış gibi yaşamaya başlar. Her zaman sahip olduğunun en iyisini hedefler ve hedeflerine ulaşmak için her şeyi yapar; hatta kendisini öyle kaptırır ki gözü başka bir şeyi görmez hale gelebilir. Hayatındaki yegane amaç, servetine servet eklemek olmuştur. Böylelikle sahip olduğu her şeyi kendisine verenin Rabbimiz olduğunu unutarak dünya hırsına kapılması, o kimseye ne dünyada ne de ahirette mutluluk getirir.
    Kuranın Malı bir yığma tutkusu ve hırsıyla seviyorsunuz (Fecr Suresi, 20) ayetiyle, inkar edenlerin dünya malına olan tutkulu sevgilerine dikkat çekilmiştir. Bir başka ayette ise Dünya hayatının metaı azdır, ahiret ise muttakiler için daha hayırlıdır (Nisa Suresi,77) sözleriye Allah, insanların tutkuyla bağlandıkları nimetlerin hepsinin dünya hayatının metaı olduğunu hatırlatmıştır. Meta kelimesinin sözlük anlamı az ve değersiz, sonunda yok olucu şey, eşyadır. Dolayısıyla insanların hırsla tamah ettikleri dünya nimetlerinin ahirettekilerle kıyaslandığında değersiz ve sahte olduğu hemen anlaşılmaktadır.

MÜMİNLERİN DUASI HİKMETLİ KONUŞMAK

Kime dilerse hikmet ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir
(Bakara Suresi, 269)

    

 İnsanların karakterlerini gösteren en önemli etkenlerden biri konuşmalarıdır. İnsan kalbinde hissettiklerini, zihninde sakladığı düşüncelerini, isteklerini ya da ideallerini ister istemez konuşmalarına yansıtır.

    Konuşmaların kişiliği yansıtan en önemli özelliklerden biri olduğunu bilen müminlerin ise konuşmalarını diğer insanlardan ayıran çok önemli bir fark vardır:
    Hikmetli Konuşmak
    Hikmetli konuşmak, bir insanın olabilecek en doğru, en faydalı ve en yerinde konuşmayı yapabilmesidir. Ancak hikmetli konuşmanın herhangi bir kuralı yoktur. Yerine, zamanına, hitap edilen kişilere ve içinde bulunulan şartlara göre değişir. Dahası hikmetli konuşabilmenin kişinin zeka seviyesiyle, kültür düzeyiyle, tahsil durumuyla ya da teknik bilgisiyle de herhangi bir bağlantısı yoktur. Bu gerçekten habersiz olan kimi insanlar, bu özelliğin teknik dikkat ile elde edilebileceğini sanırlar; bunun için konuşmalarının edebiyat kurallarına veya güzel söz sanatlarıyla ilgili bazı kitapların öğütlerine olabildiğince uygun olmasına büyük özen gösterirler.
    Uzun ve sıra dışı cümleler kurduklarında ya da entelektüel değeri olduğuna inandıkları güncel ya da yabancı terimler kullandıklarında konuşmalarının son derece etkili ve süslü olacağına inanırlar. Oysa bunların hiçbiri insana hikmetli konuşabilme yeteneği kazandırmaz. Çünkü hikmet ancak imanla, Allah korkusundan kaynaklanan samimiyetle ve Yüce Allaha duyulan teslimiyetle kazanılabilen bir özelliktir.
Kuranda meleklerin Dediler ki: Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın. (Bakara Suresi, 32) ayetiyle bildirilen tesbihlerinde olduğu gibi, Yüce Allah sonsuz hikmet sahibidir ve dilediği kişiye bu nimeti dilediği kadarıyla verir. İnsanın ise Allahın kendisine öğrettiği dışında hiçbir bilgisi yoktur.

    Hikmetli  Konuşmak Nasıl Olur?

    Hikmet sahibi bir kimse konuşmalarında kendisini karşı tarafa beğendirme amacı taşımaz. Kendisine nutku verip konuşturacak olanın   Allah olduğunu bilerek Rabbimize sığınır ve sadece Onun rızasını kazanmayı hedefleyerek konuşur. Her an olduğu gibi konuşurken de insanların değil Allahın huzurunda bulunduğunun ve konuşmasının ancak Onun dilemesiyle etkili olacağının şuurundadır. Sözlerinin etkili ve hikmetli olması için Allaha dua eder. Bu samimiyete karşılık, vicdanı insana söylenmesi gereken en güzel sözleri ilham eder. Dolayısıyla neyin vurgulanması, neye dikkat çekilmesi ya da neyin söylenmemesi gerektiğini; hangi üslubun yanlış, hangi anlatımın etkili olacağını vicdanını dinleyen herkes kolaylıkla bulabilir.
    Kuran ahlakının yaşanmadığı yerlerde yapılan süslü ve edebi konuşmaların aksine hikmetli konuşan insanın sözleri karşı tarafın kalbine etki eder. Samimi bir insan hiçbir zaman için insanların takdirini hedefleyerek konuşmaz. Kuran ahlakından uzak olan insanların asıl amaçları ise kendilerini insanlara beğendirmek olduğu için, bu durumda samimiyet tamamen ortadan kalkar. Samimiyet olmayınca doğal olarak hikmetli konuşma da olmaz.
    Konuşmacı kimi zaman bir konuda ne kadar derin bilgiye sahip olduğunu ortaya koyabilmek adına dinleyenlerin hiçbir şekilde işine yaramayacak pek çok gereksiz konuşma yapar. Kimi zaman da son derece basit bir mantıkla ve kısa birkaç cümleyle anlatabileceği bir konuyu iki-üç saatlik bir konuşmanın içinde boğar. Oysa iman eden bir insan bir konuyu olabilecek en açık ve anlaşılır, en özlü, etkileyici ve karşı tarafa fayda sağlayacak üslup ile anlatır.
Amacı ne kendini beğendirmek ne de karşı tarafa üstün görünmektir. Amacı sadece Allahın rızasını kazanmak için karşı tarafa faydalı olabilmektir. Niyeti halis olduğu için Allahın izniyle bu çabası en hayırlı şekilde sonuçlanır.
    Kuranın, Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir… (Bakara Suresi, 269) ayetiyle hikmetin önemine ve insanlar için büyük bir nimet olduğuna dikkat çekilmektedir.
    Gerçekten de hikmet sahibi bir mümin, Allahın izniyle dini en güzel şekilde yaşayabilmekte, Yüce  Allahın en razı olacağı konuşmaları yapabilmekte, insanlara Kuran ahlakını en anlaşılır ve en etkili bir biçimde anlatarak çeşitli hayırlara vesile olabilmektedir. Bu ahlaka sahip bir müminle konuşan kimseler, bu kişinin hikmetli yorumları sayesinde olayların fark edemedikleri yönlerini görebilmekte, akledemedikleri akılcı davranışlara yönelebilmektedirler. Hikmetin ne denli büyük bir nimet olduğunun farkında olan müminler dualarında Allahtan kendilerine hikmet, anlatım çarpıcılığı ve etkili bir hitabet kabiliyeti vermesini isterler. Kuranda peygamberlerin de bu yönde dua ettiklerine örnek olarak Hz. İbrahimin duası verilmektedir:
    “Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat; Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili   (lisan-ı sıdk) ver.”      (Şuara Suresi, 83-84)

    Kendilerine Hikmet Verilenler

     

Ayetlerde Allahın hikmeti dilediği kimseye verebileceğine ve hikmetin Allahın elçilerinin de önemli özelliklerinden biri olduğuna dikkat çekilmektedir. Örneğin …Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik. (Sad Suresi, 20) ayetiyle Hz. Davuta Allah Katından özel bir hikmet ve anlatım çarpıcılığı verildiği bildirilmektedir. Yoksa onlar, Allahın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu Biz, İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik. (Nisa Suresi, 54) ayetiyle de Hz. İbrahime hikmet verildiğinden bahsedilmektedir.

    Bunun yanında, hikmetli konuşmanın kişinin yaşıyla da bir bağlantısı yoktur. Allah samimiyeti ve imanı oranında dilediği insana dilediği yaşta hikmet verebilmektedir. Kuranda bu durumun en güzel örneklerini Hz. Yahya ve Hz. Musada görmek mümkündür.
    Kuranda haber verilen, (Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut. Daha çocuk iken ona hikmet verdik. (Meryem Suresi, 12) ayetiyle Hz. Yahyaya çocuk yaşta hikmet verildiği bildirilmiştir. Ayrıca, Erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir hüküm ve hikmet ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz. (Kasas Suresi, 14) ayetiyle de Hz. Musaya erginlik çağında bu nimetin lütfedildiği haber verilmiştir.
    Kuranda peygamberlerin hikmetli konuşmalarına pek çok örnek verilmiştir. Bu örneklerden birinde sadece varlıklı ve zengin olduğu için büyüklük taslayan ve Yüce Allah hakkında tartışmaya girişen (Allahı tenzih ederiz) bir kimsenin, Hz. İbrahimin vermiş olduğu hikmetli cevap karşısında kendi samimiyetsizliğini hemen fark ettiğine şöyle dikkat çekilmektedir:
    “Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahimle tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: Benim Rabbim diriltir ve öldürür demişti; o da: Ben de öldürür ve diriltirim demişti. (O zaman) İbrahim: Şüphe yok, Allah Güneşi doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara Suresi, 258)

    Yüce Allah, Müminleri Boş ve Yararsız Sözlerden  Sakındırmıştır

    Allaha inanmayan insanlar yaşamlarını dünya hayatıyla sınırlı olarak düşündükleri için sonsuz hayatlarını yaşayacakları ahiret için bir hazırlık yapmaya da gerek duymazlar. Nasıl bir tavır içerisinde olduklarını, yaşadıkları süre içerisinde hayırdan yana neler kazandıklarını, nasıl bir sona doğru ilerlediklerini düşünmezler. Oysa her davranış, her söz, her düşünce hesap gününde insanın önüne çıkartılmak üzere saklanmaktadır. Sarf edilen her faydalı ve hikmetli söz insanı ahirette kazançlı çıkaracak, Yüce Allahın rızasını, cennetini ve rahmetini kazanmasına vesile olacaktır.
Ahireti düşünmeyen insanlar vakitlerini boş sözlere dalarak, ne kendilerine ne de başkalarına fayda sağlamayacak konuşmalarla oyalanarak harcarlarken, müminler her anlarını hayırlı ve hikmetli konuşmalarla geçirirler.
    Ahiretten yana gaflete düşüp, boş sözlerle oyalanıp duran insanlar için Kuranda …Onları bırak, içine daldıkları saçma uğraşılarında oyalanıp-dursunlar. (Enam Suresi, 91) şeklinde bildirilmektedir. Müminlerin boş ve yararsız sözlerden titizlikle kaçındıkları ise bir başka ayette, Boş ve yararsız olan sözü işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz derler. (Kasas Suresi, 55) şeklinde ifade edilir.
    Müminler boş ve yararsız sözün ne olduğu konusunda ölçülerini Kurana göre belirlerler. Dünyada geçirdikleri her anlarının ahiret yaşamları açısından çok kıymetli olduğunu bildikleri için, hayatları boyunca vicdanlarına başvurarak boş söze dalmamaya büyük özen gösterirler. Kuranda müminlerin göstermeleri gereken tavır şöyle bildirilmiştir:
     Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir. (Furkan Suresi, 72)
    Unutulmamalıdır ki; hikmetli konuşan müminler ahirette hesap vereceklerini bilerek, hayatları boyunca amel defterlerine hep hikmet ve güzel sözlerin yazılmasını amaçlarlar. Allah sözlerin en güzeli ve en makbulünün hangisi olduğunu ise Kuranda şöyle haber vermektedir:
    “Allaha çağıran, salih amelde bulunan ve: Gerçekten ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fussilet Suresi, 33)

PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN HADİSLERİNDE DUANIN ÖNEMİ

Rabbimiz’in kullarına çok büyük bir lütfu olan dua, insanın tek dost ve veli olarak Allah’a teslim olduğunu gösteren önemli bir ibadettir. Duanın en önemli unsurlarından biri ise Allah’a ve O’nun dualara icabet edeceğine kesin olarak iman etmektir. Peygamber Efendimiz (sav) hadislerinde müminlere dua hakkındaki bu önemli konuyu şöyle hatırlatmıştır:

     “İcabetten emin olarak  Allah’a dua edin.” 1
     Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Allah’a kabul edileceğini kesinkes bilerek dua edin.”2

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
“Kişi, Müslümansa kardeşine arkasından dua ederse, melekler: ‘Amin! Aynısı sana da olsun!’ derler.” 5
    Duanın kabul olmayacağı endişesiyle dua etmekten vazgeçmek, Kuran ahlakına uygun bir davranış değildir. Bu, pek çok yönden hatalı bir tavır olur. Müslümanlar, Allah’ın yardımından kuşkuya düşmeden, kabul olacağına kesin olarak iman ederek dua etmek konusunda titizlik göstermelidirler. Çünkü duaları kabul eden Rabbimiz Kuran’da şu şekilde bildirmiştir:

    “Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” (Bakara Suresi, 186)
    İnsan, acz içinde, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak, her konuda Allah’a yönelmeli, herşey için O’na dua etmelidir. Bu konuda da müminler için şüphesiz en hikmetli örnek Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in dualarıdır. Bir hadiste, Peygamber Efendimiz (sav)’in Allah’a kendisine güzel bir ahlak ve iyi bir huy vermesi için şöyle dua ettiği belirtilir:
“Allah’ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir. İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır.” 3
    Kuran’da “Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin” (Kalem Suresi, 4) ayetiyle övülen Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in duaları, Kuranda birçok ayette bildirilmektedir. Bu ayetlerde dikkat çeken en önemli konu ise Peygamberimiz (sav)’in dualarında Allahı sıfatları ile birlikte anması ve övmesidir. Kendisi, dualarında hem Allah’a teslim olduğunu, Allah’ı tek dost ve yardımcı olarak gördüğünü belirtmiş, hem de Rabbimiz’i en güzel isimleri ile yüceltmiştir. Bir ayette Peygamberimiz (sav)’in ettiği hikmetli dua şöyle bildirilmiştir:
    “Ve de ki: “Rabbim  bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” (Müminun Suresi, 118)
    Tüm müminler Peygamberimiz (sav)’in dua ederken gösterdiği bu üstün ahlakı örnek almalı, dualarında içtenlikle Allah’a yönelmeli ve Rabbimiz’i öven bir üslup kullanmalıdır.  Peygamber Efendimiz (sav)’in duanın önemini vurguladığı hadis-i şeriflerinden biri şöyledir:
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
“Kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır. Allah’ın en çok sevdiği şey, kendisinden afiyet istenilmesidir. Dua, başa gelen için de, gelmeyen için de faydalı olur. Kazayı ancak dua önler. Onun için, duaya sarılmalısınız.” 4

Kaynaklar:
1- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 327
2- Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.
3- Tırmizi, İmam Ahmed ve Hakim’den;  Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 789    
4- İbn Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.
5- Ebû Derda radıyallahu anh. Müslim.