Kasım, 2006 Arşivleri
MÜMİNLERİN DUASI HİKMETLİ KONUŞMAK
Kime dilerse hikmet ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir
(Bakara Suresi, 269)

İnsanların karakterlerini gösteren en önemli etkenlerden biri konuşmalarıdır. İnsan kalbinde hissettiklerini, zihninde sakladığı düşüncelerini, isteklerini ya da ideallerini ister istemez konuşmalarına yansıtır.
Konuşmaların kişiliği yansıtan en önemli özelliklerden biri olduğunu bilen müminlerin ise konuşmalarını diğer insanlardan ayıran çok önemli bir fark vardır:
Hikmetli Konuşmak
Hikmetli konuşmak, bir insanın olabilecek en doğru, en faydalı ve en yerinde konuşmayı yapabilmesidir. Ancak hikmetli konuşmanın herhangi bir kuralı yoktur. Yerine, zamanına, hitap edilen kişilere ve içinde bulunulan şartlara göre değişir. Dahası hikmetli konuşabilmenin kişinin zeka seviyesiyle, kültür düzeyiyle, tahsil durumuyla ya da teknik bilgisiyle de herhangi bir bağlantısı yoktur. Bu gerçekten habersiz olan kimi insanlar, bu özelliğin teknik dikkat ile elde edilebileceğini sanırlar; bunun için konuşmalarının edebiyat kurallarına veya güzel söz sanatlarıyla ilgili bazı kitapların öğütlerine olabildiğince uygun olmasına büyük özen gösterirler.
Uzun ve sıra dışı cümleler kurduklarında ya da entelektüel değeri olduğuna inandıkları güncel ya da yabancı terimler kullandıklarında konuşmalarının son derece etkili ve süslü olacağına inanırlar. Oysa bunların hiçbiri insana hikmetli konuşabilme yeteneği kazandırmaz. Çünkü hikmet ancak imanla, Allah korkusundan kaynaklanan samimiyetle ve Yüce Allaha duyulan teslimiyetle kazanılabilen bir özelliktir.
Kuranda meleklerin Dediler ki: Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın. (Bakara Suresi, 32) ayetiyle bildirilen tesbihlerinde olduğu gibi, Yüce Allah sonsuz hikmet sahibidir ve dilediği kişiye bu nimeti dilediği kadarıyla verir. İnsanın ise Allahın kendisine öğrettiği dışında hiçbir bilgisi yoktur.
Hikmetli Konuşmak Nasıl Olur?
Hikmet sahibi bir kimse konuşmalarında kendisini karşı tarafa beğendirme amacı taşımaz. Kendisine nutku verip konuşturacak olanın Allah olduğunu bilerek Rabbimize sığınır ve sadece Onun rızasını kazanmayı hedefleyerek konuşur. Her an olduğu gibi konuşurken de insanların değil Allahın huzurunda bulunduğunun ve konuşmasının ancak Onun dilemesiyle etkili olacağının şuurundadır. Sözlerinin etkili ve hikmetli olması için Allaha dua eder. Bu samimiyete karşılık, vicdanı insana söylenmesi gereken en güzel sözleri ilham eder. Dolayısıyla neyin vurgulanması, neye dikkat çekilmesi ya da neyin söylenmemesi gerektiğini; hangi üslubun yanlış, hangi anlatımın etkili olacağını vicdanını dinleyen herkes kolaylıkla bulabilir.
Kuran ahlakının yaşanmadığı yerlerde yapılan süslü ve edebi konuşmaların aksine hikmetli konuşan insanın sözleri karşı tarafın kalbine etki eder. Samimi bir insan hiçbir zaman için insanların takdirini hedefleyerek konuşmaz. Kuran ahlakından uzak olan insanların asıl amaçları ise kendilerini insanlara beğendirmek olduğu için, bu durumda samimiyet tamamen ortadan kalkar. Samimiyet olmayınca doğal olarak hikmetli konuşma da olmaz.
Konuşmacı kimi zaman bir konuda ne kadar derin bilgiye sahip olduğunu ortaya koyabilmek adına dinleyenlerin hiçbir şekilde işine yaramayacak pek çok gereksiz konuşma yapar. Kimi zaman da son derece basit bir mantıkla ve kısa birkaç cümleyle anlatabileceği bir konuyu iki-üç saatlik bir konuşmanın içinde boğar. Oysa iman eden bir insan bir konuyu olabilecek en açık ve anlaşılır, en özlü, etkileyici ve karşı tarafa fayda sağlayacak üslup ile anlatır.
Amacı ne kendini beğendirmek ne de karşı tarafa üstün görünmektir. Amacı sadece Allahın rızasını kazanmak için karşı tarafa faydalı olabilmektir. Niyeti halis olduğu için Allahın izniyle bu çabası en hayırlı şekilde sonuçlanır.
Kuranın, Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir… (Bakara Suresi, 269) ayetiyle hikmetin önemine ve insanlar için büyük bir nimet olduğuna dikkat çekilmektedir.
Gerçekten de hikmet sahibi bir mümin, Allahın izniyle dini en güzel şekilde yaşayabilmekte, Yüce Allahın en razı olacağı konuşmaları yapabilmekte, insanlara Kuran ahlakını en anlaşılır ve en etkili bir biçimde anlatarak çeşitli hayırlara vesile olabilmektedir. Bu ahlaka sahip bir müminle konuşan kimseler, bu kişinin hikmetli yorumları sayesinde olayların fark edemedikleri yönlerini görebilmekte, akledemedikleri akılcı davranışlara yönelebilmektedirler. Hikmetin ne denli büyük bir nimet olduğunun farkında olan müminler dualarında Allahtan kendilerine hikmet, anlatım çarpıcılığı ve etkili bir hitabet kabiliyeti vermesini isterler. Kuranda peygamberlerin de bu yönde dua ettiklerine örnek olarak Hz. İbrahimin duası verilmektedir:
”Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat; Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver.” (Şuara Suresi, 83-84)
Kendilerine Hikmet Verilenler

Ayetlerde Allahın hikmeti dilediği kimseye verebileceğine ve hikmetin Allahın elçilerinin de önemli özelliklerinden biri olduğuna dikkat çekilmektedir. Örneğin …Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik. (Sad Suresi, 20) ayetiyle Hz. Davuta Allah Katından özel bir hikmet ve anlatım çarpıcılığı verildiği bildirilmektedir. Yoksa onlar, Allahın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu Biz, İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik. (Nisa Suresi, 54) ayetiyle de Hz. İbrahime hikmet verildiğinden bahsedilmektedir.
Bunun yanında, hikmetli konuşmanın kişinin yaşıyla da bir bağlantısı yoktur. Allah samimiyeti ve imanı oranında dilediği insana dilediği yaşta hikmet verebilmektedir. Kuranda bu durumun en güzel örneklerini Hz. Yahya ve Hz. Musada görmek mümkündür.
Kuranda haber verilen, (Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut. Daha çocuk iken ona hikmet verdik. (Meryem Suresi, 12) ayetiyle Hz. Yahyaya çocuk yaşta hikmet verildiği bildirilmiştir. Ayrıca, Erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir hüküm ve hikmet ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz. (Kasas Suresi, 14) ayetiyle de Hz. Musaya erginlik çağında bu nimetin lütfedildiği haber verilmiştir.
Kuranda peygamberlerin hikmetli konuşmalarına pek çok örnek verilmiştir. Bu örneklerden birinde sadece varlıklı ve zengin olduğu için büyüklük taslayan ve Yüce Allah hakkında tartışmaya girişen (Allahı tenzih ederiz) bir kimsenin, Hz. İbrahimin vermiş olduğu hikmetli cevap karşısında kendi samimiyetsizliğini hemen fark ettiğine şöyle dikkat çekilmektedir:
“Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahimle tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: Benim Rabbim diriltir ve öldürür demişti; o da: Ben de öldürür ve diriltirim demişti. (O zaman) İbrahim: Şüphe yok, Allah Güneşi doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara Suresi, 258)
Yüce Allah, Müminleri Boş ve Yararsız Sözlerden Sakındırmıştır
Allaha inanmayan insanlar yaşamlarını dünya hayatıyla sınırlı olarak düşündükleri için sonsuz hayatlarını yaşayacakları ahiret için bir hazırlık yapmaya da gerek duymazlar. Nasıl bir tavır içerisinde olduklarını, yaşadıkları süre içerisinde hayırdan yana neler kazandıklarını, nasıl bir sona doğru ilerlediklerini düşünmezler. Oysa her davranış, her söz, her düşünce hesap gününde insanın önüne çıkartılmak üzere saklanmaktadır. Sarf edilen her faydalı ve hikmetli söz insanı ahirette kazançlı çıkaracak, Yüce Allahın rızasını, cennetini ve rahmetini kazanmasına vesile olacaktır.
Ahireti düşünmeyen insanlar vakitlerini boş sözlere dalarak, ne kendilerine ne de başkalarına fayda sağlamayacak konuşmalarla oyalanarak harcarlarken, müminler her anlarını hayırlı ve hikmetli konuşmalarla geçirirler.
Ahiretten yana gaflete düşüp, boş sözlerle oyalanıp duran insanlar için Kuranda …Onları bırak, içine daldıkları saçma uğraşılarında oyalanıp-dursunlar. (Enam Suresi, 91) şeklinde bildirilmektedir. Müminlerin boş ve yararsız sözlerden titizlikle kaçındıkları ise bir başka ayette, Boş ve yararsız olan sözü işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz derler. (Kasas Suresi, 55) şeklinde ifade edilir.
Müminler boş ve yararsız sözün ne olduğu konusunda ölçülerini Kurana göre belirlerler. Dünyada geçirdikleri her anlarının ahiret yaşamları açısından çok kıymetli olduğunu bildikleri için, hayatları boyunca vicdanlarına başvurarak boş söze dalmamaya büyük özen gösterirler. Kuranda müminlerin göstermeleri gereken tavır şöyle bildirilmiştir:
Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir. (Furkan Suresi, 72)
Unutulmamalıdır ki; hikmetli konuşan müminler ahirette hesap vereceklerini bilerek, hayatları boyunca amel defterlerine hep hikmet ve güzel sözlerin yazılmasını amaçlarlar. Allah sözlerin en güzeli ve en makbulünün hangisi olduğunu ise Kuranda şöyle haber vermektedir:
”Allaha çağıran, salih amelde bulunan ve: Gerçekten ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fussilet Suresi, 33)
Kaynak = www.mercek.org
PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN HADİSLERİNDE DUANIN ÖNEMİ
Rabbimiz’in kullarına çok büyük bir lütfu olan dua, insanın tek dost ve veli olarak Allah’a teslim olduğunu gösteren önemli bir ibadettir. Duanın en önemli unsurlarından biri ise Allah’a ve O’nun dualara icabet edeceğine kesin olarak iman etmektir. Peygamber Efendimiz (sav) hadislerinde müminlere dua hakkındaki bu önemli konuyu şöyle hatırlatmıştır:
15 Yorum“İcabetten emin olarak Allah’a dua edin.” 1Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:”Allah’a kabul edileceğini kesinkes bilerek dua edin.”2
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:“Kişi, Müslümansa kardeşine arkasından dua ederse, melekler: ‘Amin! Aynısı sana da olsun!’ derler.” 5Duanın kabul olmayacağı endişesiyle dua etmekten vazgeçmek, Kuran ahlakına uygun bir davranış değildir. Bu, pek çok yönden hatalı bir tavır olur. Müslümanlar, Allah’ın yardımından kuşkuya düşmeden, kabul olacağına kesin olarak iman ederek dua etmek konusunda titizlik göstermelidirler. Çünkü duaları kabul eden Rabbimiz Kuran’da şu şekilde bildirmiştir:”Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” (Bakara Suresi, 186)İnsan, acz içinde, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak, her konuda Allah’a yönelmeli, herşey için O’na dua etmelidir. Bu konuda da müminler için şüphesiz en hikmetli örnek Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in dualarıdır. Bir hadiste, Peygamber Efendimiz (sav)’in Allah’a kendisine güzel bir ahlak ve iyi bir huy vermesi için şöyle dua ettiği belirtilir:“Allah’ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir. İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır.” 3Kuran’da “Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin” (Kalem Suresi, 4) ayetiyle övülen Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in duaları, Kuranda birçok ayette bildirilmektedir. Bu ayetlerde dikkat çeken en önemli konu ise Peygamberimiz (sav)’in dualarında Allahı sıfatları ile birlikte anması ve övmesidir. Kendisi, dualarında hem Allah’a teslim olduğunu, Allah’ı tek dost ve yardımcı olarak gördüğünü belirtmiş, hem de Rabbimiz’i en güzel isimleri ile yüceltmiştir. Bir ayette Peygamberimiz (sav)’in ettiği hikmetli dua şöyle bildirilmiştir:”Ve de ki: “Rabbim bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” (Müminun Suresi, 118)Tüm müminler Peygamberimiz (sav)’in dua ederken gösterdiği bu üstün ahlakı örnek almalı, dualarında içtenlikle Allah’a yönelmeli ve Rabbimiz’i öven bir üslup kullanmalıdır. Peygamber Efendimiz (sav)’in duanın önemini vurguladığı hadis-i şeriflerinden biri şöyledir:Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:“Kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır. Allah’ın en çok sevdiği şey, kendisinden afiyet istenilmesidir. Dua, başa gelen için de, gelmeyen için de faydalı olur. Kazayı ancak dua önler. Onun için, duaya sarılmalısınız.” 4Kaynaklar:1- Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 16. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 3272- Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.3- Tırmizi, İmam Ahmed ve Hakim’den; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 7894- İbn Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.5- Ebû Derda radıyallahu anh. Müslim.Kaynak = www.mercek.org
PEYGAMBERİMİZ(SAV) NASIL DUA EDERDİ?
Peygamber Efendimiz (sav)’in ve Kuran’da duaları zikredilen diğer peygamberlerimizin duaları müminler için en güzel örneklerdir. Onlar dualarında hem Allah’a nasıl teslim olduklarını, Allah’ı tek dost ve yardımcı olarak gördüklerini göstermişler, hem de Rabbimizi en güzel isimleri ile yüceltmişlerdir. Peygamberlerimizin dualarında ayrıca hiç vakit gözetmeden, her an dua ettikleri ve ihtiyaç içinde kaldıklarında hemen Rabbimize yöneldikleri görülmektedir.
Kuran’da birçok ayette Hz. Muhammed (sav)’in dualarından bahsedilmektedir. Peygamberimiz (sav)’in Kuran’da bildirilen dualarından biri şöyledir:
De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin.” (Al-i İmran Suresi, 26)
Peygamberimiz (sav) de, tüm diğer peygamberlerde olduğu gibi ins ve cin düşmanlarının tehditi ve baskıları ile karşı karşıya kalmıştır. Onların bu baskılarına karşı sabır ve dayanıklılık gösteren Peygamber Efendimiz (sav)e, şeytanın olumsuz telkinlerine ve manevi saldırılarına karşı Allah’tan şöyle yardım istemesi emredilmiştir:
Ve de ki: “Rabbim şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım. Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim.” (Müminun Suresi, 97-98)
Peygamberimiz (sav)’e, dualarında Allah’tan bağışlanma dilemesi ve Rabbimizin merhametini zikretmesi şöyle emredilmiştir:
Ve de ki: “Rabbim bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” (Müminun Suresi, 118)
Rivayetlerde ise, Peygamber Efendimiz (sav)’in Allah’a kendisine güzel bir ahlak ve iyi bir huy vermesi için dua ettiği ve dualarında Allah’a şöyle yalvardığı belirtilir:
”Allah’ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir. İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır.”
Kuranda dua ile ilgili olarak verilen bir başka bilgi ise Peygamberimiz (sav)’in geceleyin dua etmek için kalktığıdır:
Şu bir gerçek ki, Allah’ın kulu (olan Muhammed,) O’na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi. De ki: “Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O’na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum.” (Cin Suresi, 19-20)
Peygamberimiz (sav)’in Hikmetli Bir Duası Peygamberimiz (sav)’in ne şekilde dua ettiğinin en güzel örneklerinden biri, İbnu Abbas’tan rivayet edilen aşağıdaki hadiste görülmektedir:
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın geceleyin namazdan çıkınca şu duayı okuduğunu işittim:
”AlIah’ım! Senden, Katından vereceğin öyIe bir rahmet istiyorum ki, onunla kalbime hidayet, işlerime nizam, dağınıklığıma tertip, içime kâmil iman, dışıma amel-i sâlih, amellerime temizlik ve ihlâs verir, rızana uygun istikâmeti ilham eder, ülfet edeceğim dostumu lutfeder, beni her çeşit kötülüklerden korursun.
AlIah’ım, bana öyle bir iman, öyle bir yakin ver ki, artık bir daha küfür (ihtimali) kalmasın. Öyle bir rahmet ver ki, onunla, dünya ve ahirette senin nazarında kıymetli olan bir mertebeye ulaşayım.
AlIah’ım! Hakkımızda vereceğin hükümde lütfunIa kurtuluş istiyorum, kurbuna mazhàr olan (yakınlığına layık olan) şühedâya (şehitlere) has (ait olan) makamları niyaz (dua)ediyorum, bahtiyar kulların yaşayışını diliyorum, düşmanlara karşı yardım taleb ediyorum!
AlIah’ım! Ràhmetine muhtacım, halimi arzediyorum. (İhtiyacım ve fakrim sebebiyledir ki) ey işlere hükmedip yerine getiren, kalplerin ihtiyacını görüp şifâyâb (şifa veren) kılan Rabbim! Denizlerin aralarını ayırdığın gibi benimle cehennem azabının arasını da ayırmanı, helâke (yok olmaya) dâvetten, kabir azabından korumanı diliyorum.
AlIah’ım! Kullarından herhangi birine verdiğin bir hayır veya mahlukatından birine vaadettiğin bir lütuf var da buna idrakim yetişmemiş, niyetim ulaşamamış ve bu sebeple de istediklerimin dışında kalmış ise ey âlemlerin Rabbi, onun husülü (olması) için de sana yakarıyor, bana onu da vermeni rahmetin hakkında senden istiyorum.
Ey AlIah’ım! Ey (Kur’ân gibi, din gibi) kuvvetli ipin, doğru yolun sahibi! Kâfirler için cehennem vaadettiğin kıyamet gününde, senden cehenneme karşı emniyet, arkadan başlayacak ebediyet gününde de huzur-i kibriyana (her bakımdan büyük ve yüce olan Allahın huzuru) ulaşmış mukarrebin (iman ve ibadetle Allaha manen yakın olanlar) meleklerle, (dünyada iken çok) rükü ve secde yapanlar ve ahidlerini ifa edenlerle birlikte cennet istiyorum. Sen sınırsız rahmet sahibisin, sen (seni dost edinenlere) hadsiz sevgi sahibisin, sen dilediğini yaparsın. (Dilek sahipleri ne kadar çok, ne kadar büyük şeyler isteseler hepsini yerine getirirsin.)
AlIah’ım! Bu bizim duamızdır. Bunu fazlınla kabul etmek sana kalmıştır. Bu, bizim gayretimizdir, dayanağımız sensin.
AlIah’ım! Kalbime bir nur, kabrime bir nur ver; önüme bir nur, arkama bir nur ver; sağıma bir nur, soluma bir nur ver; üstüme bir nur, altıma bir nur ver; kulağıma bir nur, gözüme bir nur ver; saçıma bir nur, derime bir nur ver; etime bir nur, kanıma bir nur ver; kemiklerime bir nur koy!
İzzeti bürünmüş, onu kendine alem yapmış olan Allah münezzehtir. Büyüklüğü bürünmüş ve bu sebeple kullarına ikramı bol yapmış olan Allah münezzehtir. Tesbih ve takdis (Allahı noksan ve kusurlardan uzak kabul etmek) sadece kendine layık olan Allah münezzehtir. Fazl ve nimetler sâhibi Allah münezzehtir. Azamet ve kerem sahibi Allah münezzehtir. Celal ve ikrâm sâhibi Allah münezzehtir.”
Tirmizi, Daavât 30
Kuran’da duanın şekli nasıl tarif ediliyor? Allah’ın, “De ki: “Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” (Fatır Suresi, 77) ayetiyle de bildirdiği gibi dua müminler için çok önemli bir ibadettir. İnsan, acz içinde, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak, her konuda Allah’a yönelmeli, herşey için O’na dua etmelidir. Kişi, araba kullanırken, yemek yerken, spor yaparken, yolculuk ederken, namazdan sonra, orucunu açarken, sabah kalktığında, akşam yattığında kısacası her durumda Allah’a dua edebilir, duasında Allah’ı yüceltebilir. Bunun için özel bir ortam ve zaman olması şart değildir. Önemli olan kişinin duasında samimi olması, acizliğinin bilincinde olup isteyeceklerini gönülden ve yalvararak istemesidir. Allah, ayetlerinde dua ve zikrin nasıl olması gerektiğini şu şekilde tarif etmiştir:
Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin… (A’raf Suresi, 55)
Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. (A’raf Suresi, 205)
Bu Ramazanda nelere dua edebiliriz?
Içinde bulunduğumuz ramazan ayının da vesilesiyle tüm İslam aleminde birlik, beraberlik ve dayanışma duyguları daha da pekişmektedir. Müslümanlar ihtiyaç içinde olan kardeşlerine maddi ve manevi destek vermekte, herkes birbirine karşı kırıcı olmaktan kaçınarak en güzel ahlakı göstermeye gayret etmektedir. Rabbimize, Müslümanlar arasındaki bu tesanüdün bu her geçen gün daha da artması ve kesintisiz şekilde devam etmesi için dua edilebilir. Tüm dünyadaki Müslümanların, Kuranda da bildirildiği üzere hayırlı ameller işlemede birbirleriyle yarışmaları, birbirlerini şevklendirmeleri, Kuran ahlakının tebliğ etmek için yapılan faaliyetlere imkanları dahilinde destek olmaları günümüzde yaşanan zulümlerin sona ermesinin vesilelerinden biri olacaktır.
Ayrıca Peygamberimiz (sav)in Müslüman, kendisi için istediğini kardeşi için de isteyendir. (Buhâri, Îmân, 7) sözleriyle de bildirdiği üzere, inananların dualarında kendileri için istediklerini diğer tüm din kardeşleri için de istemeleri, Yüce Allahın hoşnutluğunu kazanabilecekleri güzel bir ibadet olacaktır. Nitekim Rabbimiz iman edenlerin kendilerinden önce yaşamış kardeşleri için dahi dua ettiklerini bir ayette şöyle bildirmiştir:
Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: “Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin. (Haşr Suresi, 10)
Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde savaş ve kargaşadan uzak şekilde güvenli bir yaşam için, yiyecek bulabilmek ve sağlıklı olabilmek için dua eden milyonlarca Müslüman kardeşimiz olduğu unutulmamalıdır. Onların bu sıkıntılarının sona ermesi bizim de Yüce Allahtan dileğimizdir. Ancak yine unutulmamalıdır ki, yaşanan bu sıkıntılar sürdürülecek olan fikri mücadele ve edilen duaların da vesilesiyle Allahın izniyle çok yakında son bulacaktır. Rabbimizin sünneti ve Peygamberimiz (sav)in müjdesi olan Hz. Mehdi zuhur edecek ve bu kutlu şahıs büyük bir süratle İslam Birliğini gerçekleştirerek, dünyadaki tüm Müslümanlar için güvenlik, huzur, barış, bolluk ve bereket dolu günlerin başlamasına vesile olacaktır.
Kaynak = www.mercek.org
