arşiv

0, 2006 için arşiv

PEYGAMBERİMİZ(SAV) NASIL DUA EDERDİ?

Salı, 21 Kas 2006 27 yorum

   

    Peygamber Efendimiz (sav)’in ve Kuran’da duaları zikredilen diğer peygamberlerimizin duaları müminler için en güzel örneklerdir. Onlar dualarında hem Allah’a nasıl teslim olduklarını, Allah’ı tek dost ve yardımcı olarak gördüklerini göstermişler, hem de Rabbimizi en güzel isimleri ile yüceltmişlerdir. Peygamberlerimizin dualarında ayrıca hiç vakit gözetmeden, her an dua ettikleri ve ihtiyaç içinde kaldıklarında hemen Rabbimize yöneldikleri görülmektedir.
    Kuran’da birçok ayette Hz. Muhammed (sav)’in dualarından bahsedilmektedir. Peygamberimiz (sav)’in Kuran’da bildirilen dualarından biri şöyledir:
    De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin.” (Al-i İmran Suresi, 26)
    Peygamberimiz (sav) de, tüm diğer peygamberlerde olduğu gibi ins ve cin düşmanlarının tehditi ve baskıları ile karşı karşıya kalmıştır. Onların bu baskılarına karşı sabır ve dayanıklılık gösteren Peygamber Efendimiz (sav)e, şeytanın olumsuz telkinlerine ve manevi saldırılarına karşı Allah’tan şöyle yardım istemesi emredilmiştir:
    Ve de ki: “Rabbim şeytanın kışkırtmalarından sana   sığınırım. Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim.” (Müminun Suresi, 97-98)
    Peygamberimiz (sav)’e, dualarında Allah’tan bağışlanma dilemesi ve Rabbimizin merhametini zikretmesi şöyle emredilmiştir:
    Ve de ki: “Rabbim  bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” (Müminun Suresi, 118)
    Rivayetlerde ise, Peygamber Efendimiz (sav)’in Allah’a kendisine güzel bir ahlak ve iyi bir huy vermesi için dua ettiği ve dualarında Allah’a şöyle yalvardığı belirtilir:
    ”Allah’ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir. İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır.”
    Kuranda dua ile ilgili olarak verilen bir başka bilgi ise Peygamberimiz (sav)’in geceleyin dua etmek için kalktığıdır:
    Şu bir gerçek ki, Allah’ın kulu (olan Muhammed,) O’na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi. De ki: “Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O’na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum.” (Cin Suresi, 19-20)

    Peygamberimiz (sav)’in Hikmetli Bir Duası

    Peygamberimiz (sav)’in ne şekilde dua ettiğinin en güzel örneklerinden biri, İbnu Abbas’tan rivayet edilen aşağıdaki hadiste görülmektedir:
    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın geceleyin namazdan çıkınca şu duayı okuduğunu işittim:
    ”AlIah’ım! Senden, Katından vereceğin öyIe bir rahmet istiyorum ki, onunla kalbime hidayet, işlerime nizam, dağınıklığıma tertip, içime  kâmil iman, dışıma amel-i sâlih, amellerime temizlik ve ihlâs verir, rızana uygun istikâmeti ilham eder, ülfet edeceğim dostumu lutfeder, beni her çeşit kötülüklerden korursun.
    AlIah’ım, bana öyle bir iman, öyle bir yakin ver ki, artık bir daha küfür (ihtimali) kalmasın. Öyle bir rahmet ver ki, onunla, dünya ve ahirette senin nazarında kıymetli olan bir mertebeye ulaşayım.
    AlIah’ım! Hakkımızda vereceğin hükümde lütfunIa kurtuluş istiyorum, kurbuna mazhàr olan (yakınlığına layık olan) şühedâya (şehitlere) has (ait olan) makamları niyaz  (dua)ediyorum,  bahtiyar kulların yaşayışını diliyorum, düşmanlara karşı yardım taleb ediyorum!
    AlIah’ım! Ràhmetine muhtacım, halimi arzediyorum. (İhtiyacım ve fakrim sebebiyledir ki) ey işlere hükmedip yerine getiren, kalplerin ihtiyacını görüp şifâyâb (şifa veren) kılan Rabbim! Denizlerin aralarını ayırdığın gibi benimle cehennem azabının arasını da ayırmanı, helâke (yok olmaya) dâvetten, kabir azabından korumanı diliyorum.
    AlIah’ım! Kullarından herhangi birine verdiğin bir hayır veya mahlukatından birine vaadettiğin bir lütuf var da buna idrakim yetişmemiş, niyetim ulaşamamış ve bu sebeple de istediklerimin dışında kalmış ise ey âlemlerin Rabbi, onun husülü (olması) için de sana yakarıyor, bana onu da vermeni rahmetin hakkında senden istiyorum.
    Ey AlIah’ım! Ey (Kur’ân gibi, din gibi) kuvvetli ipin, doğru yolun sahibi! Kâfirler için cehennem vaadettiğin kıyamet gününde, senden cehenneme karşı emniyet, arkadan başlayacak ebediyet gününde de  huzur-i kibriyana (her bakımdan büyük ve yüce olan Allahın huzuru)  ulaşmış mukarrebin (iman ve ibadetle Allaha manen yakın olanlar)  meleklerle, (dünyada iken çok) rükü ve secde yapanlar ve ahidlerini ifa edenlerle birlikte cennet istiyorum. Sen sınırsız rahmet sahibisin, sen (seni dost edinenlere) hadsiz sevgi sahibisin, sen dilediğini yaparsın. (Dilek sahipleri ne kadar çok, ne kadar büyük şeyler isteseler hepsini yerine getirirsin.)
    AlIah’ım! Bu bizim duamızdır. Bunu fazlınla kabul etmek sana kalmıştır. Bu, bizim gayretimizdir, dayanağımız sensin.
    AlIah’ım! Kalbime bir nur, kabrime bir nur ver; önüme  bir nur, arkama bir nur ver; sağıma bir nur, soluma bir nur ver; üstüme bir nur, altıma bir nur ver; kulağıma bir nur, gözüme bir nur ver; saçıma bir nur, derime bir nur ver; etime bir nur, kanıma bir nur ver; kemiklerime bir nur koy!
    İzzeti bürünmüş, onu kendine alem yapmış olan Allah münezzehtir. Büyüklüğü bürünmüş ve bu sebeple kullarına ikramı bol yapmış olan Allah münezzehtir. Tesbih ve takdis (Allahı noksan ve kusurlardan uzak kabul etmek) sadece kendine layık olan Allah münezzehtir. Fazl ve nimetler sâhibi Allah münezzehtir. Azamet ve kerem sahibi Allah münezzehtir. Celal ve ikrâm sâhibi Allah münezzehtir.”
Tirmizi, Daavât 30

    Kuran’da duanın şekli nasıl tarif ediliyor?

    Allah’ın, “De ki: “Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” (Fatır Suresi, 77) ayetiyle de bildirdiği gibi dua müminler için çok önemli bir ibadettir. İnsan, acz içinde, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak, her konuda Allah’a yönelmeli, herşey için O’na dua etmelidir. Kişi, araba kullanırken, yemek yerken, spor yaparken, yolculuk ederken, namazdan sonra, orucunu açarken, sabah kalktığında, akşam yattığında kısacası her durumda Allah’a dua edebilir, duasında Allah’ı yüceltebilir. Bunun için özel bir ortam ve zaman olması şart değildir. Önemli olan kişinin duasında samimi olması, acizliğinin bilincinde olup isteyeceklerini gönülden ve yalvararak istemesidir. Allah, ayetlerinde dua ve zikrin nasıl olması gerektiğini şu şekilde tarif etmiştir:
    Rabbinize yalvara yalvara   ve için için dua edin… (A’raf Suresi, 55)
    Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle,  yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. (A’raf Suresi, 205)

    Bu Ramazanda nelere dua edebiliriz?

    Içinde bulunduğumuz ramazan ayının da vesilesiyle tüm İslam aleminde birlik, beraberlik ve dayanışma duyguları daha da pekişmektedir. Müslümanlar ihtiyaç içinde olan kardeşlerine maddi ve manevi destek vermekte, herkes birbirine karşı kırıcı olmaktan kaçınarak en güzel ahlakı göstermeye gayret etmektedir. Rabbimize, Müslümanlar arasındaki bu tesanüdün bu her geçen gün daha da artması ve kesintisiz şekilde devam etmesi için dua edilebilir. Tüm dünyadaki Müslümanların, Kuranda da bildirildiği üzere hayırlı ameller işlemede birbirleriyle yarışmaları, birbirlerini şevklendirmeleri, Kuran ahlakının tebliğ etmek için yapılan faaliyetlere imkanları dahilinde destek olmaları günümüzde yaşanan zulümlerin sona ermesinin vesilelerinden biri olacaktır.
    Ayrıca Peygamberimiz (sav)in Müslüman, kendisi için istediğini kardeşi için de isteyendir. (Buhâri, Îmân, 7) sözleriyle de bildirdiği üzere, inananların dualarında kendileri için istediklerini diğer tüm din kardeşleri için de istemeleri, Yüce Allahın hoşnutluğunu kazanabilecekleri güzel bir ibadet olacaktır. Nitekim Rabbimiz iman edenlerin kendilerinden önce yaşamış kardeşleri için dahi dua ettiklerini bir ayette şöyle bildirmiştir:
    Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: “Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin. (Haşr Suresi, 10)
    Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde savaş ve kargaşadan uzak şekilde güvenli bir yaşam için, yiyecek bulabilmek ve sağlıklı olabilmek için dua eden milyonlarca Müslüman kardeşimiz olduğu unutulmamalıdır. Onların bu sıkıntılarının sona ermesi bizim de Yüce Allahtan dileğimizdir. Ancak yine unutulmamalıdır ki, yaşanan bu sıkıntılar sürdürülecek olan fikri mücadele ve edilen duaların da vesilesiyle Allahın izniyle çok yakında son bulacaktır. Rabbimizin sünneti ve Peygamberimiz (sav)in müjdesi olan Hz. Mehdi zuhur edecek ve bu kutlu şahıs büyük bir süratle İslam Birliğini gerçekleştirerek, dünyadaki tüm Müslümanlar için güvenlik, huzur, barış, bolluk ve bereket dolu günlerin başlamasına vesile olacaktır.

Popularity: 3%

Categories: GENEL Tags:

DUANIN KABULÜ

Salı, 21 Kas 2006 29 yorum

İnsanın hayatı boyunca almış olduğu telkinler, zamanla hayatın akışı içerisindeki inanılmaz mucizeleri göz ardı etmesine neden olur. Bu yüzden birçok insan, dünyadaki olayların başıboş ve tesadüfi bir biçimde işlediğine zamanla kendisini inandırır. Aslında Allah’ın varlığına inanmıyor değildir, en azından bunu kesin olarak reddetmemektedir. Ancak dünya hayatının Allah’tan bağımsız olarak işlediğini, Allah’ın olayların akışına hiçbir müdahalesinin olmadığını düşünür. Allah’ı gerektiği gibi takdir edemeyen böyle bir insan, doğal olarak Allah’ın dualara icabet eden sıfatını da kavrayamaz. Dua etse bile. Allah’ın duasına icabet edeceğinden şüphe içindedir. Oysa mümin dua ettiği zaman Allah’ın kendisini işittiğini ve duasına her ne şekilde olursa olsun karşılık vereceğini bilir. Olayların başıboş ve tesadüfi bir biçimde değil, Allah’ın belirlediği kadere göre geliştiğinin, O’nun dilediği şekilde işlediğinin farkındadır. Bu nedenle, duasına karşılık görmemek gibi bir kuşkusu yoktur. Bu samimi ruh haliyle dua edenin duasını da Allah makbul görür ve kabul eder. Allah, Kuran’da şöyle buyurmaktadır: “Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” (Bakara Suresi, 186) Allah, bir başka ayette de “… sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden…” (Neml Suresi, 62) sıfatını bildirmektedir ki, bu da yine samimi duaların Allah katında mutlaka karşılık göreceğinin ifadesidir. Dolayısıyla, Allah’ın yardımından yana kuşkuya düşmeden, kabul olacağına kesin olarak iman ederek dua etmek gerekir. Allah kullarının kendisine yakın olmasını ister. Samimi bir ruh hali içinde Kendisinden istenenlere karşılık verir. İnsanı sadece bir su damlasından yaratan, yeryüzünü yoktan var eden Allah için, herhangi bir kişinin duasına karşılık vermek çok kolaydır. Yapılması gereken tek şey inançla ve sabırla istemektir. Dua konusunda belki de en büyük tehlike, kabul olmayacağı endişesiyle, dua etmekten vazgeçmektir. Bu, pek çok yönden hatalı, hatta cahilce bir tavırdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, ayetlerde vurgulanan “duaya icabet” bir şeyin “aynen gerçekleşmesi” anlamına gelmeyebilir. İnsan, daha önce de belirttiğimiz gibi, bazen kendisi için zararlı olan bir şeyi Allah’tan talep ediyor olabilir. Kuran’da, “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.” (İsra Suresi, 11) ayeti ile bu duruma dikkat çekilmektedir. Allah insanların imanlarını, sabırlarını ve Kendisine olan güvenlerini denemek için dualarına farklı zamanlarda ya da farklı şekillerde de karşılık verebilir. Allah, kullarını olgunlaştırmak için vereceği nimetleri belirli bir hikmete göre belirli sürelerin sonunda da verebilir. Büyük İslam alimi Bediüzzaman’ın belirttiği gibi, Allah dua konusu olan şeyin daha azını verebilir, belki de mükafat olarak daha fazlasını verebilir, ya da yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü hiç vermeyebilir. Ancak mümin, Allah’ın her ne olursa olsun dualarını bildiğini ve tüm bunlara en hayırlı gördüğü şekilde icabet edeceğini bilmeli ve Rabbimize tevekkül etmelidir. (Harun Yahya, Kuran’da Dua)

Kaynak = www.mercek.org

Popularity: 2%

Categories: GENEL Tags:

ALLAH’IN İNSANLARA NİMETİ DUA

Salı, 21 Kas 2006 11 yorum

Allah’ın Kuran’da tarif ettiği duada, kişi Allah’ın kendisini gördüğünü, duyduğunu kavramış, O’na saygı ve korkuyla boyun eğmiş ve O’nun önünde kulluğunu açıkça kabul etmiştir.

    Duanın belli bir zamanı ve yeri yoktur. İnsan sokakta, otomobilde, okulda, işyerinde, kısacası her yerde dua edebilir. Önemli olan kişinin Allah’ın kendisine şah damarından daha yakın olduğunu unutmamasıdır. Dua insanı Allah’a yakınlaştıran çok değerli bir ibadettir. Çünkü Rabbimiz’in verdiği nimetler süreklidir, insanların bu nimetler karşısında dua ve bağışlanma dilemeleri de sürekli olmalıdır. 
    Kuran’da, bir ayette dikkatin daha kolay sağlanacağı, günlük uğraşların dışında kalan saatlere, yani geceye ve sabah namazı vaktinde duaya dikkat çekilmektedir. Ayette “…seher vakitlerinde bağışlanma dileyenler” (Al-i İmran Suresi, 17) şeklinde tarif edilmekte ve dolayısıyla günün bu en erken saatinin önemi vurgulanmaktadır. Kuran’da seher vaktine ve geceye dikkat çekilmesinin çeşitli hikmetleri vardır. Samimi bir dua ve içten bağışlanma ile güne başlayan ve her an Allah’ı hatırlayan insan, akşama kadar geçireceği günün içindeki gelişmeleri de Kuran ayetleri ile değerlendirir. Allah’ın kendisini izlediğinin bilinci ile hareket eder. Allah, gece vaktinin, hareketli olan gündüze göre düşünme, okuma ve duaya daha elverişli olduğunu şöyle bildirmektedir: 
    ”Doğrusu gece neşesi (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır. Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır. Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel.” (Müzemmil Suresi, 6-8)
    Gece duası gün içinde dünyevi uğraşlarla vakit geçiren insanın kendi kendine bir vicdan muhasebesi yapmasını sağlar. Dolayısıyla gece duası gün içinde yapılan hataların gözden geçirilmesine ve bu hatalardan dolayı tevbe edilmesine, bağışlanma dilenmesine ve günlük uğraşıların insan ruhunda yarattığı muhtemel olumsuzlukların giderilmesine bir vesiledir. (Harun Yahya, Kuran’da Dua)

    Allah Her Duaya İcabet Eder İnsanlar

    Allah’ın yardımından kuşkuya düşmeden, kabul olacağına kesin olarak iman ederek dua etmelidirler. Çünkü duaları kabul eden Rabbimiz Kuran’da şu şekilde bildirmiştir: “Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” (Bakara Suresi, 186) 
    Duanın kabul olmayacağı endişesiyle dua etmekten vazgeçmek Kuran ahlakına uygun bir davranış değildir. Bu, pek çok yönden hatalı, hatta cahilce bir tavırdır. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, ayetlerde vurgulanan “duaya icabet” bir şeyin “aynen gerçekleşmesi” anlamına gelmez. Çünkü insan, bazen kendisi için zararlı olan bir şeyi Allah’tan talep ediyor olabilir. “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.” (İsra Suresi, 11) ayeti, bize bu durumu açıklamaktadır. Duada istenilen şeyin geciktirilerek verilmesinin veya tamamen farklı bir şekilde icabet edilmesinin bir nedeni de Allah’ın insanlara olan rahmetindir.Allah herkesin ihtiyacını en iyi bilen, herşeyden haberdar olandır.

Popularity: 1%

Categories: GENEL Tags:

ALLAH DUALARI KABUL EDER

Salı, 21 Kas 2006 52 yorum

 Sonsuz merhamet, şefkat ve güç sahibi olan Yüce Rabbimiz, Kuran’da insanlara çok yakın olduğunu, Kendisi’ne dua ederek bir şey istediklerinde onların dualarına icabet edeceğini bildirir. Bu konuyla ilgili bir ayette şu şekilde buyrulmaktadır:

    Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)
   
     Kuranda da bildirildiği gibi, Allah, insana çok yakındır, her insanın dileğini, içinden geçirdiklerini, düşündüklerini, bir dostuna söylediklerini, fısıldaşarak konuştuklarını, hatta bilinç altında taşıdıklarına kadar herşeyi bilir. Dolayısıyla, Allah Kendisi’ne yönelip dua eden, Kendisi’nden istekte bulunan herkesi duyar ve bilir. Bu, insanlar için çok büyük bir nimettir.
    İman edenler bu sırrı bildikleri için, Allah’tan herşeyi ister ve dualarının kabul edilmesini umarlar. Örneğin, çaresiz gibi görünen bir hastalığa yakalanan insan, elbette ki tüm tıbbi tedbirlere başvuracaktır. Ancak, şifayı verenin Allah olduğunu bilerek, Allah’a sağlığı için dua eder. İnsan sadece belli başlı konularda değil her konuda Allah’tan istekte bulunabilir. Örneğin; günahlarının af olması, hidayetinin artması, cennette salihlerle birlikte sonsuza dek ağırlanması, sağlığının ve huzurunun artması gibi.
    Ancak, bu noktada belirtilmesi gereken ve Kuran’da bildirilen bir sır daha vardır. Allah’ın “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.” (İsra Suresi, 11) ayetinde de bildirdiği gibi, insanın muhakkak yerine gelmesini istediği duaların hepsi, sonuç açısından kendisi için iyi olmayabilir. Örneğin, iman eden bir insan çocuklarının geleceği için Allah’tan çok büyük bir mülk ve zenginlik ister. Ancak Allah onun bu isteğini gerçekleştirmeyebilir. Belki de zenginlik çocuklarının şımarmalarına neden olacaktır. Allah, bu insanın duasını duyar ve onun duasına en hayırlı şekilde karşılık verir. Olayların kişinin istediği gibi gelişmemesi bu sonucu değiştirmez. Allah her zaman dua edenin duasını işitir ve iman edenler için her zaman en hayırlı olanı yaratır. Bu, çok önemli bir sırdır.
    Bu yüzden dua ederken istenen şeyin muhakkak istendiği şekilde yerine gelmesi değil, hayırlı olacaksa istenmesi önemlidir. Yüce   Rabbimiz (Kaf Suresi, 16) ayetinde de belirtildiği gibi, insanın her duasını işitmektedir. İnsan da her duanın Allah tarafından bir ibadet olarak kabul edildiğini bilmeli ve duasının, en hayırlı zamanda ve en hayırlı şekilde karşılık göreceğine iman etmelidir.
    Dua, her insan için çok kıymetli bir ibadet ve büyük bir nimettir. Çünkü  Allah, insana dua aracılığı ile Kendisi’nin hayırlı ve güzel gördüğü herşeye erişme imkanı vermiştir. Allah, “De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?” (Furkan Suresi, 77) ayetiyle de duanın önemli bir ibadet olduğunu bildirmektedir.

Popularity: 2%

Categories: GENEL Tags:

ALLAH DUALARA İCABET EDENDİR

Salı, 21 Kas 2006 29 yorum

Dua Rabbimizin Rahman ve Rahim isminin çok üstün bir tecellisi, müminlere çok büyük bir lütfudur. Çünkü insan Allaha dua ederek samimi imanını, sevgisini ve korkusunu ifade edebilir. Tek dost ve veli olarak Ona teslim olduğunu,
yalnızca Ondan medet umup Ondan yardım dilediğini gösterebilir.

 

 Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara)   pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler.
Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)
 

İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken Bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara Bizi hiç çağırmamış gibi  döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara
yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi, 12)
 

 

    
Din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda, Allaha dua etmek çeşitli batıl inanç ve hurafelerle zorlaştırılmıştır. İnsanlar, her an Allaha yönelebilecekleri halde, bunun için özel zamanlar belirlemiş veya çoğu zaman araya aracılar koymuşlardır. Allah bu batıl inançlara karşı insanları şöyle uyarır:
    Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allahındır. Ondan başka veliler edinenler (şöyle derler:) Biz, bunlara bizi Allaha daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez. (Zümer Suresi, 3)
    Allaha dua etmek için çeşitli aracılara gerek olduğunu söyleyen kişiler, aslında din ahlakını zor göstererek insanları doğru yoldan alıkoymaktadırlar. Çünkü Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16) ayetiyle bildirildiği gibi, insana en yakın olan daima Allahtır. Yani insan dilediği zaman Allaha yönelebilir, dua ile yardım dileyebilir. Sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz, samimi kalple dua eden kullarının duasına icabet edendir. İnsan  Allahın varlığını ve yakınlığını hissederek dua etmelidir. Çünkü ancak Allahın varlığının farkında olan insan duanın anlamını ve önemini kavrar. Duanın özelliği, Allah ile kulu arasında özel ve sıcak bir bağlantı kurmasıdır. İnsan tüm sıkıntılarını ve isteklerini Allaha açar, Ona yakarır ve Allah kulunun isteğine icabet   eder, duasını karşılıksız bırakmaz. Dua etmek için özel vakitler beklenmesine, özel dua şekilleri oluşturulmasına da gerek yoktur. Her an, her dakika ve her yerde Allaha dua edilebilir. İnsan bir yerden bir yere giderken, merdivenden inerken, alışveriş yaparken, yemek hazırlarken, televizyon seyrederken, asansördeyken, bir yerde beklerken, gece yattığı zaman, sabah kalktığında, kahvaltı ederken, araba kullanırken kısacası her yerde ve her zaman Allaha dua ederek, Allahtan istediklerini belirtebilir. Bunun için, aklından geçirmesi dahi kafidir, çünkü Allah insanın sinesinde gizlediklerini bilen, herşeyden haberdar olandır. Mümin, Allahın kendisini işittiğini, gördüğünü, düşüncelerini bildiğini bilerek dua eder. Bu nedenle mümin, içinden geçirdiği bir anlık bir düşünceyi bile Rabbimizin bildiğini bilerek bu önemli ibadeti, yer, zaman ayırt etmeden istediği şekilde yapabilir. Böyle önemli bir ibadette Allahın verdiği kolaylık mümin için lütuftur.
 

    SAMİMİ BİR ÜSLUP
 

    Dua denilince akla, insanın Allahı zikretmesi, Allaha kusurlarını itiraf etmesi, kendisinin ve müminlerin ihtiyaçlarını istemesi, dile getirmesi gelir. Bunun içinse duada Allaha karşı samimi bir üslup olmalıdır.
    Allahın azametini hisseden, Onun azabından korkan ve rızasını kazanmayı isteyen insan, kalbinden gelen samimi ve dürüst ifadelerle Ona yönelir. Aynı şekilde kendini Allaha teslim etmiş, dost ve yardımcı olarak Onu benimsemiş olan insan, yalnızca Rabbimiz’den yardım diler. …Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allaha şikayet ediyorum… (Yusuf Suresi, 86) diyen Hz. Yakub gibi, tüm sıkıntılarını ve taleplerini sadece Ona söyler, her türlü yardım ve hayrı Ondan ister. Dua sırasında önemli olan kulun o anki ruh hali, içindeki niyeti, samimiyetidir.
    Dua, mümin için çok büyük bir nimettir. Mümin yaptığı her işte Allahın yardımını ister, O’na için için, yalvara yalvara dua eder. En zor şartlarda bile, imanlı bir insan asla ümitsizliğe kapılmadan, Allahtan güç, kuvvet ve sabır diler. Allahın her zaman herşeyin en hayırlısını yarattığını bilerek umutla ve korkuyla yalnızca Allaha yalvarır. Allahtan istediği herşeyin en hayırlı şekilde son bulacağını bilir. Bütün güç Allahın elindedir. Birşeyin olup olmaması da yalnızca  Allahın dilemesine bağlıdır. Mümin bunu bilerek Rabbimize dua ettiği takdirde, Allah o insanın duasına onun için en hayırlısı ve en güzeliyle karşılık verir. Rahman ve Rahim olan  Allah, ihtiyaç içinde olan insanların daima Kendisine yöneldikleri takdirde işlerini kolaylaştıracağını şu ayetle bildirir:
    Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisine dua ettiği zaman icabet   eden, kötülüğü açıp  gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz.  (Neml Suresi, 62)
 

    ALLAH’IN SONSUZ RAHMETİ
 

    Allahın kullarına verdiği bu sınırsız imkan hiç şüphesiz sonsuz rahmetinin tecellilerinden sadece bir tanesidir. Allah Kuranda insanlara yakınlığını, Kendisine yönelenlerin velisi olacağını ve dua edenin duasını karşılıksız bırakmayacağını pek çok ayetle bildirmektedir. Kullarına şah damarlarından dahi daha yakın olan Allah, tüm insanları Kendisine dua etmeye çağırır.
Kuranda şu şekilde bildirilmektedir:
    …Dedi ki: “Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka İlahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O’ndan bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz be-nim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir.” (Hud Suresi, 61)
    Rabbiniz dedi ki: Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. Allah, kendisinde sükun bulmanız için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin için var etti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) bir fazl sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmiyorlar. (Mümin Suresi, 60-61)
    Müminlerin, Allahın bu rahmeti ve nimeti üzerinde bir daha düşünerek Allahın rızasına uygun yaşamaları gerekir. Çünkü Allahın kendilerine verdiği bu kolaylık öyle büyük ve sınırsız bir imkandır ki; herşeyin Hakimi, Yaratıcısı olan tek güç sahibi Allah, insanlara istedikleri herşeye karşılık vereceğini vaat etmektedir. Ve Allah kesinlikle vaadinden dönmez. Ayetlerde Rabbimizin peygamberlerin ve salih müminlerin dualarına icabet ettiği bildirilmektedir. Hz. Zekeriya için ayetlerde şu şekilde bildirilmektedir:
    Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, Sen mirasçıların en hayırlısısın. Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahyayı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi. (Enbiya Suresi, 88-90)
 

    DUADA SÜREKLİLİK
 

    Birçok insanın, genellikle bir felaketle karşılaştıklarında, amansız bir hastalığa yakalandıklarında veya önemli bir sınav anında, kısacası çaresiz kaldıklarını hissettikleri bir zorluk anında akıllarına ilk gelen Allaha sığınmaktır. Bunun tek sebebi, karşılaştıklar zor bir durumda, kendilerine yardımın sadece Allahtan gelebileceğinin kesin olarak farkında olmalarıdır. Zor anların başka bir özelliği de, bazı insanların böyle durumlarda   yönelişlerinin; katıksız, içten ve samimi olmasıdır. Ama söz konusu sorun ortadan kalkıp, işleri yoluna girdiğinde, insanların birçoğu daha önce sanki hiç Allaha yakarmamış gibi eski ruh hallerine geri dönebilmektedirler. Tabi ki, koşul her ne olursa olsun insanların, Allah’a yönelmesi güzel bir davranıştır ancak, içinde bulundukları bu zor durum geçtiğinde çaresizliğini unutmak ve tekrar eski kişiliğe dönmek Kuran ahlakına uygun olmayan bir davranıştır.
    Halbuki başlarına bir başka felaket gelecek olsa veya yeniden zorda kalacak olsalar yine Allaha sığınacaklardır. Kendilerince normal gördükleri bu davranışları, çoğunlukla o anda bir zorluk yaşamıyor olmalarından kaynaklanabilmektedir. Ancak sonsuz adalet sahibi olan Allah onların bu davranışlarının karşılığını mutlaka verecektir. Rabbimiz bir ayette şöyle bildirmektedir:
    De ki: Sizin duanız  olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da)  kaçınılmaz olacaktır. (Furkan Suresi, 77)
    Kuşkusuz dua, hiçbir ayrım olmadan insanların tümüne verilmiş bir fırsat, çok büyük bir nimettir. Ancak iman etmeyenlerin büyüklük gururu, onları  Allaha inanmamaya sürüklediğinden, bu dua nimetinden yoksun kalır ve hayatlarının büyük çoğunluğunu sıkıntı ve acı çekerek, çaresizlik içinde ve umutlarını yitirmiş şekilde geçirirler. Allahın rahmetinden uzak yaşantıları ise onların Kuran ahlakına uygun yaşamamalarının dünyadaki karşılığıdır. Ancak bu davranışlarının asıl karşılığını ahirette bulacaklardır. Dünyada büyüklenerek dua etmedikleri ve kendi kendilerine zulmettikleri için, ahirette de kendileri ne  kötü bir son hazırlamış olurlar.  Allah bir ayette şu şekilde bildirir:
    Rabbiniz dedi ki: Bana  dua edin, size icabet  edeyim. Doğrusu Bana     ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.  (Mümin Suresi, 60)
    Oysa müminler Allahın rahmetine kavuşmuş olarak, yaptıkları ve karşılaştıkları her işte Allahtan rahmet umarak en büyük nimetlerden birine sahip olurlar. Onlar, Allaha karşı acz içinde olduklarını bilirler. Allahtan kendilerine gelen herşeyin bir hayırla yaratıldığına iman ederler. Yaratılan herşeyin Allaha muhtaç olduğuna, herşeyin bilgisinin Onun Katında olduğuna ve Onun izni olmadan hiçbir şeyin ve hiç kimsenin müstakil gücü olmadığına kesin bir bilgi ile inanırlar. İşte bu nedenle acizliklerinin ve Allaha olan teslimiyetlerinin bir ifadesi olarak her an Allaha yönelerek, dua ile yardım dilerler. Allahın kendi çağrılarına -hayır gördüğü takdirde- mutlaka cevap vereceğini, gönülden istedikleri veya sadece kalplerinden geçirdikleri isteklerini kendilerine vereceğini ve onları daima koruyup kollayacağını bilirler. İşte bu nedenle de bu çok büyük nimet sayesinde dünyada ve ahirette Allahın rahmetini kazanan müminler olur.
    Her işlerinde Allaha yönelmenin ve sonuçlarını Allahtan ümit etmenin rahatlığını yaşayan müminler dünya hayatı boyunca -iman etmeyen kişilerin yese ve ümitsizliğe düştüğü anlarda bile- umut ve neşelerinden hiçbir şey kaybetmezler. Çünkü, Allaha sığınmanın rahatlığını, huzurunu, kalplerine verdiği sevinç ve coşkuyu başka hiçbir yolla elde edemeyeceğini bilirler. Bu da tevazu ve güzel ahlakı yaşamalarını sağlayan ve dünya hayatı boyunca onları daima Allaha yaklaştıran en büyük nimetlerden biridir. Onlar, dua ettiklerinde,  Rabbimize içten yöneldiklerinde ve zorlukla karşılaştıklarında her zaman   Allah ile beraber olduklarını bilirler. Rabbimizin kendilerini duyup, Kendisine katıksızca yönelen kulları için ebedi ve eşsiz cenneti hazırlamakta olduğuna hiçbir şüpheye kapılmadan iman ederler. Büyük İslam mütefekkirlerinden Bediüzzaman Said Nursi, müminlerin dua ederek Allaha karşı gösterdikleri bu derin teslimiyeti ve Allaha yönelmelerinin kendilerine yaşattığı iç rahatlığını bir sözünde şu şekilde açıklamaktadır:
    Duanın en güzel, en latif, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki: Dua eden adam bilir ki, Birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder, Onun Kudret Eli herşeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil, bir Kerim (ikram edici) Zat var, ona bakar, ünsiyet (arkadaşlık) eder. Hem onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını defedebilir bir Zatın huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah, bir inşirah (huzur) duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp Elhamdülillahi Rabbil-alemin (Alemlerin Rabbine hamdolsun) der. (Mektubat, s.291)
 

Popularity: 2%

Categories: GENEL Tags:

dualar I evden eve nakliyat

sinerji notebook servisi Dua dostluğu + Dua-dualar + dua dostluğu
Religion Blogs
Religion online