ORUCUN FAZİLETLERİ VE İNCELİKLERİ

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!.. 

   Aziz ve sevgili kardeşlerim! Allah’ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun… Allah-u Teàlâ Hazretleri, dünya ve ahiretin hayırlarına cümlenizi erdirsin…    Bu cuma sohbetimi, Ramazanın bu hafta içinde başlaması dolayısıyla, oruçla ilgili hadisler üzerinden yapmak istiyorum.         Peygamber SAS Efendimiz’in oruçla ilgili hadis-i şeriflerinden bir kısmını okumak istiyorum.

a. Ramazanda Mânevî Değişiklikler   

 Önce şunu beyan edelim ki, oruç ayı Ramazan geldiği zaman, çevremizdeki manevî âlem değişikliğe uğrar. Bu hususta çeşitli hadis-i şerifler var. Onlardan bir tanesini, Râmuz’dan okuyorum. Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki: 

RE. 40/9 (İzâ câe şehru ramadàn fütihat ebvâbül-cenneh, ve ğullikat ebvâbun-nâr, ve suffidetiş-şeyâtînu ve nâdâ münâdin: Yâ tàlibel-hayri helümme ve yâ tàlibeş-şerri aksır, hattâ yensalihaş-şehr.) 

Utbetübnü Abd’den Taberânî rivayet eylemiş. Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki: (İzâ câe şehru ramadàn) “Ramazan ayı geldiği zaman, (fütihat ebvâbül-cenneh) cennetin kapıları açılır.” Bu bir değişiklik, manevî âlemin en büyük değişikliklerinden. (Ve ğullikat ebvâbün-nâr) “Cehennemin kapıları kapatılır, (süffidetiş-şeyâtìn) ve şeytanlar zincirlere vurulur, yâni zincirlerle bağlanılır.” Böylece üç tane değişikliği ifade etmiş oluyor bu hadis-i şerif.(Ve nâdâ münâdin) “Bir seslenici seslenir ki, bir münâdî nidâ eyler ki: (Yâ tàlibel-hayr) ‘Ey hayrı taleb eden, ey hayır isteyen, (helümme) gel! (ve yâ tâlibeş-şerri) Ey şerri isteyen, (aksır) geri dur, yapma kötülüğü!’ (Hatta yensalihaş-şehr) Bu mübarek ay gidinceye kadar, bu durum böyle devam eder.”Diğer bir hadis-i şerifinde Peygamber SAS buyurdu ki:

RE. 45/4 (İzâ dehale şehru ramadàn, emerallàhu hameletel-arşi en yeküffû anit-tesbîhi ve yestağfirû liümmeti muhammedin vel-mü’minîn.)  Hazret-i Ali Efendimiz RA’den rivayet edilen bu ikinci hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz SAS buyuruyor ki: (İzâ dehale şehru ramadàn) “Ramazan ayı girdiği zaman, (emerallàh) Allah-u Teàlâ Hazretleri emir buyurur, ferman buyurur; (hameletel-arş) Arş-ı A’zam’ı, Arşullah’ı taşıyan Hamele-i Arş isimli meleklere emreder.” Onların işi, görevleri “Sübhànallah” diyerek Cenâb-ı Hakk’ı dâimâ tesbih etmek. (Yeküffû anit-tesbîh) “O tesbihi bırakmalarını; (ve yestağfirû liümmeti muhammedin) Muhammed SAS’in ümmeti için, (vel-mü’minîn) ve mü’minler için istiğfar etmelerini emreder.” Yâni bu ay geldiği zaman, Hamele-i Arş melekleri, muazzam melekler, büyük melekler mü’minler için dua ederler.    Oruç ta eskilerden beri, Adem AS zamanından beri, mü’minlere emredilen bir büyük ibadet. O zamandan bu yapılagelmiş. Onun için, mü’minlere Arş-ı A’zam’ın Hamele-i Arş melekleri, o Arş’ı taşıyan melekler tevbe ve istiğfar ediyorlar. Tabii afv ü mağfiret taleb ediyorlar. Meleklerin afv ü mağfiret taleb etmesi, çok büyük bir değişiklik, Cenâb-ı Hakk’ın mü’minlere ulaşması için güzel bir vesile, mübarek bir vesile. Tabii Peygamber Efendimiz’in devresi geldiği zaman da, artık o zamanın mü’minleri ümmet-i Muhammed olmuş oluyor. Onlar için dua ediyorlar.     İşte bu mübarek ay, bu mânevî değişikliklerin, daha başka mânevî değişikliklerin, yerlerdeki, göklerdeki değişikliklerin olduğu ay, pazartesi günü inşaallah başlayacak. Pazar günü akşam, akşam ezanıyla beraber Ramazan girmiş olacak. Ramazan girince akşamüstü, tabii yatsı namazının arkasından, Ramazanın kendine mahsus ibadeti olan terâvih namazı kılınacak. O da artık camilerin şenlenmesi, minarelerin kandillerle donanması, salât ü selâm ve diğer tesbihat ve güzel Kur’an-ı Kerim kıraatleriyle şenlenmesi başlayacak.     Böyle teravih namazını kıldıktan sonra, gecesinin teravihten sonraki zamanda yapılacak iş, oruç için sahura kalkmak… Sahura kalkmak sünnettir ve berekettir. Peygamber SAS az bir şeyle dahi olsa, hafif bir şey atıştırmak tarzında bile olsa, sahurun yapılmasını tavsiye buyuruyor. Bazıları diyorlar ki: “–Uykuyu bölmeyelim, işte akşamdan yediğimiz yeter, ben dayanabilirim…”     Halbuki ibadet kasdıyla, Allah’ın rızasını kazanmak Peygamber Efendimiz’in sünnetine uymakla olacak diyerek, Efendimiz’in sünnetidir diyerek sahura kalkacağız. Dinleyen kardeşlerimin de, kalkmaları uygun olur.    Bir de sahura kalkınca, tabii bir şey daha kazanmış oluyor insan; gece namazını kılmak için uyanmış oluyor, yatağından kalkmış oluyor. Gece namazı da, yâni geceleyin kılınan teheccüd namazı da, dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlı olan bir namaz. İnsanı çok büyük manevî kârlara erdiren bir namaz…     Onun için, akşamdan yer yatarsan, uykuyu bütün tutmuş olursun ama; hem sahurun bereketini kaçırmış olursun, hem de gece namazını, teheccüdü kaçırmış olursun.     İnsan iki büyük kârı düşünmeli: Birisi, teheccüd namazı. Hemen kalkar kalmaz abdest alıp, teheccüd namazını kılmalı. Ondan sonra sahuru küçük veya büyük bir hazırlıkla, az veya çok bir şeyle yapmalı. Yâni bir hurma da olsa, bir bardak su veya süt gibi bir şey de olsa, tabii sahur olur. Artık hanım filân da kalkar da, güzel, aile boyu, bir tatlı manevî lezzet içinde güzel bir sahur yapılırsa, o da olur. Çocukların hafızasında silinmez izler bırakır böyle güzel şeyler.      Böylece pazartesi günü teravihi kılınmış olan, sahuru yapılmış olan, niyetlenilmiş olan oruç başlayacak, akşama kadar. Akşam ezanı okununca iftar edilecek ve bir gün bitmiş olacak. İkinci gün başlamış olacak. Çünkü ibadetlerde günün başlangıcı akşam namazıdır. Demek ki, pazar günü akşam namazı, Ramazanın başlangıcı olmuş oluyor, başlaması oluyor. Teravihi kılıyoruz, sahura kalkıyoruz. Ondan sonra pazar günü oruçlu oluyoruz.     Oruç çok önemli bir ibadettir. Üzerinde ne kadar, ne kadar izahat versek az gelir. Peygamber SAS’in, yine Râmuz’da rivayet edilen, Abdullah ibn-i Mübarek’in bizim neşrettiğimiz Kitâbüz-Zühd isimli eserinde de olan bir hadis-i şerifi var:

 (Li külli şey’in bâbun ve bâbul-ibadeh, es-savm) “Her şeyin bir kapısı vardır, bir girişi vardır, bir yolu yöntemi vardır, başlangıcı vardır usulüne uygun olarak. İbadetin kapısı da oruçtur.” Yâni oruçla Cenàb-ı Hakk’ın istediği güzel ibadetler yapılmış olur.  b. Orucun Allah İndindeki Değeri    Oruç çok önemli bir ibadettir. Allah-u Teàlâ Hazretleri insanın arzularını, yeme içme arzusunu, şehvetini kendi rızası için, hakkı olduğu halde, yâni meşru olduğu halde, haram olmadığı halde bırakmasından çok çok razı oluyor, hoşnut oluyor. Buhàrî ve Müslim’in rivayet ettiği hadis-i şerifte buyruluyor ki: 

(Vellezî nefsî biyedihî lehalûfu femis-sàimi atyebu indallàhi min rîhil-misk. Yeklüllàhu azze ve celle innemâ yezeru şehvetehû ve taàmehû ve şerâbehû lieclî, fesavmu li ve ene eczî bihî)      Yeminle başlıyor Peygamber SAS Efendimiz. (Vellezî nefsî biyedih) “Canım kudreti elinde olan Rabbime, Allah-u Teàlâ Hazretlerine yemin olsun ki…” Allah’a böyle yemin ediyor. “Nefsim elinde olan Allah’a” demenin mânâsı ne?.. Yâni, “Dilerse hayatımı sürdürür, dilerse sona erdirir. İsterse yaşatır, isterse öldürür, isterse hayra sevkeder. Her şey Cenàb-ı Hakk’ın kudretinin elinde olduğu için, (vellezî nefsî biyedihi) diye böyle bu tarzda yemini çok yapardı. “Şu canımın, nefsimin elinde olduğu Allah’a, olan rabbıma yemin ederim ki, (ve halûfu femis-saim) oruçlunun ağzının okusu…” Çirkin bir kokudur o. Ağzı aç kalınca insanın tabii biraz koku yapar. (Atyebu indallàhi min rîhil-misk) “Ama bu ağız kokusu, Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin nazarında, ind-i ilâhisinde,misk kokusundan bile daha hoştur.”     Evet dünya gözüyle, maddi gözle insanın keyfine, zevkine, bakışına göre kokladığı zaman hoşuna gitmeyen bir kokudur oruçlunun, aç bir insanın nefesinin kokması, ağzının kokması… Ama Allah indinde misk kokusundan daha makbuldür. Çünkü Allah için yemeğini yemedi. Açlığı Allah için…    (Yekulullàhu azze ve celle) “Çok aziz ve pek celil olan Allah-u Teàlâ Hazretleri der ki: (İnnemâ yezeru şehvetehû ve taàmehû şerâbehû) “Bu kulun şehvetini, yemek yemesini ve su içmesini terkediyor; (lieclî) benim rızam için, benim için terkediyor.” Onun için Allah seviyor. (Fesavmu lî) “Binàen aleyh benim için terkettiğinden; bu yemesini, içmesini ve şehvetini benim için bıraktığından, oruç benim içindir, benimdir. (Ve ene eczî bihî) Ve orucu ben mükâfatlandıracağım!”    İnsan Allah rızası için aç durduğu için, Rabbımız Tebâreke ve Teàlâ oruçluyu seviyor. Bu hadis-i şerifte de, beyan olunmuş oldu bu durum.     Demek ki; ibadetin kapısı, girişi oruçtur, Cenâb-ı Hakk’a güzel kul olmanın yolu budur. Onun için, orucu bir ay Cenâb-ı Hak mü’minlere farz kılmıştır. Çok güzel bir mevsim oluyor bu. Bir ay oruç tutarak bu değişik havaya girmek; insanın nefsinin islâhı ve ibadetlerinin makbul olması ve büyük sevaplar kazanması; mânevî bakımdan terakkî etmesi, ıslâh olması, şöyle kendisini süzmesi, sâfileştirmesi bakımından çok güzel, uzun bir eğitim zamanı oluyor. 29 veya 30 gün.      Arabî ayların tabii bazen 29, bazen 30 olmasına göre, bir hilalin görünmesinden başlanıyor; o akşam teravih kılınıp sahura kalkılıyor. Bir ay devam ediliyor. Akşam güneş battıktan sonra tekrar nev hilâlin, yeni hilâlin görünmesi üzerine artık Ramazanın bittiği anlaşılıyor, ondan sonraki ayın, Şevval ayının başladığı anlaşılıyor. Böyle iki hilalin görünmesi arasındaki zaman bazen 29 olur, bazen 30 olur. Çünkü ayın dünya etrafındaki dönüşü 29.5 gündür. Bu buçuk bazen bir tarafa eklenir, bazen öbür tarafa eklenir. Öbür tarafa eklendiği zaman bu taraf 29 kalır, eklenen kısım 30 olur, mesele bu. İntizamsızlık gibi görünen bu durum, ayın dünyanın etrafındaki dönüşünün tam 30 günde olmayıp 29.5 gün olmasındandır.     Bir aylık, güzel bir ciddi eğitim. İbadetin kapısından içeriye giriyoruz oruçla. Tabii ibadet, ondan sonra da Ramazanın günlerinin geçiriliş şekli ile ilgili oluyor. Yâni sen oruç tutuyorsun, kapıdan girdin… Tamam Cenâb-ı Hakk’ın rızası alemine kapıdan girdin; ibadet, güzel kulluk başladı. O zaman güzel kulluk yapacaksın. Sabahdan akşama sözüne, hareketine dikkat edeceksin, neyle meşgul olduğunu gözleyeceksin, azalarını günahlardan koruyacaksın. Haramlardan kendini şiddetli bir şekilde hıfzedeceksin ki, o zaman içine girdiğin ibadet aleminde yaptığın güzel şeylerle orucun kıymetlensin ve senin afv u mağfiretine sebep olsun.     Biliyorsunuz oruç güzel tutulursa, Ramazan ayı Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin sevdiği vech ile ifa edilir, başarılırsa; bunun mükâfâtı çok büyük… Kulun cennetlik olmasına, bütün günahlarının afv u mağfiret olmasına sebep olur.  

c. Orucun Sevabını Kaçıran Şeyler  

  Tabii dikkat edilmesi gereken, hemen işin başında, kuvvetli bir şekilde vurgulayıp hatırlatmamız gereken bir husus var, onu mutlaka söylemeliyiz. Peygamber SAS; Câbir RA’den, Enes RA’den rivayet edildiğine göre buyurmuş ki:   (Hamsün yuftırnes-sàim: El-kezibü, vel-gıybetü, ven-nemîmetü, vel-yemînül-kâzibetü ven-nazaru biş-şehveh)  Biliyorsunuz oruçlu, su içmeyecek bir, yemek yemeyecek iki. Bir de hep sorarlar şimdi mevsimi değil:“–Denize girilir mi, girilmez mi?..”     Geçen gün hadis-i şerifte geçti. Tabii, girmemesini Peygamber SAS Efendimiz hadis-i şerifte bildiriyor. Kimse de hadis-i şerifleri dikkatli okumadığı için, halkımız da onları bilmiyorlar. Gazetelerde, “Olur mu, olmaz mı?” diye akıl yürütüyorlar. Halbuki Peygamber SAS Efendimiz hükmünü zaten söylemiş, beyan etmiş.     Demek ki teferruatı, incelikleri öğrenecek yer Peygamber SAS Efendimiz’in mübarek hadis-i şerifleri. Ona müracaat etmedi mi, insanlar ortada kalıyor, ne yapacağını bilemiyor, hatalı işler de yapıyorlar.     Şimdi, yemeyecek tamam. Yemek yemiyecek ağzına lokma koymayacak. Teferruatı artık fıkıh kitaplarında anlatılan şekilde incelikleri, hududları, sınırları. Su da içmeyecek, şehvetini de terkedecek. Evliyse hanımına yaklaşmayacak, bekharsa başka türlü yönlerden kendisini tehlikeye düşürecek işler yapmayacak. Şehvetini de engelliyecek. Başka?..     Bu kadar sanıyor ahali, sadece bu üçü var zannediyor. Çok meşhur olan üç tanesi olduğundan, başka bir şey düşünmüyor. Halbuki kapı içine girdiğin alem de ibadet alemi. İbadet sadece aç kalmak, susuz kalmak, şehvetinden uzaklaşmak değil, daha başka şeyler de var. Azalarını günahlarından da korumak ibadet, buna takvâ deniyor; sakınmak, korumak… Onu yapmadığı zaman, orucun sevabı kaçıyor. Nitekim bu okuduğum hadis-i şerifte nasıl buyurmuş SAS Efendimiz: (Hamsün) “Beş şey var ki, (yuftırnes-sàim) oruçluyu iftar ettirir, orucunu bozar. Yâni, iftar etmiş gibi oruçlunun sevabını kaçırttırır.”    Şimdi burada orucunun bozulduğunu söyleyince; bunları yapan kimse, “Nasıl olsa benim orucum bozuldu.” der de, bir de yemeğe içmeğe kalkarsa; bu sefer kefaret de gerekir. Mânevî bakımdan bozuluyor, onu hatırlatıyorum. Önce okuyalım:     Beş şey oruçluya orucunu bozdurtur, iftar etmiş gibi yaptırtır. (Yuftırnes-saim) “Oruçluyu iftar ettirtir.” Akşam değil, günün ortasında iftar ettirtir. Yâni orucunu bozdurmuş olur. 1. (El-kezibü, ) Kezib, yalan. Yalan söyledi mi, iftar etmiş gibi olur, yemiş içmiş gibi olur. Orucun sevabı gider. 2. (Vel-gıybetü) Gıybet. Yâni mecliste olmayan bir mü’min kardeşinin ayıplarını fâşetmek, söylemek, dedikodu yapmak. 3. (Ven-nemîmeh) Yâni birisinin lafını alıp ötekisine götürmek, ikisinin arasının bozulmasına sebep olacak haberi ona ulaştırmak. Koğuculuk yapmak deniliyor esik Türkçede buna. 4. (Vel-yemînül-kâzibeh) Bir de mahkemede, veyahut herhangi bir işin inandırıcı olması için, yalan yere yemin etmek.     Tabii mahkemede olursa adaleti saptırtıyor. Herhangi bir muamele de olursa karşı tarafı aldatıyor, aldatmaca olmuş oluyor. Öbür tarafa da gadir oluyor. Mahkemede olunca yemin etti tamam ötekisinin hakkını şey yaptın. Zulüm ve gadir olmuş oluyor.5. (Ven-nazaru biş-şehveh) Ve şehvetle bakmak. Yâni bakmaması gereken bir cinse; erkekse kadına, kadınsa erkeğe şehvetle bakması da orucu bozdurur. İftar etmiş gibi yapar oruçluyu.    Tabii şimdi birisi düşünelim öğleyin açtı televizyonu, oradaki bir şeye şehvetle baktı; yahut bile bile yalan söyledi birisine; veyahut bir toplantıda gıybet etti, veyahut yalan yere yemin etti ticarethanesinde; veyahut birinin lafını ötekisine taşıdı. Yâni burada yasaklanan kötü şeylerden birisini yaptı farzedelim, düşünelim böyle bir durumu.     Sonra bu hadis-i şeriften dolayı, “Ay benim orucum gitti!” dedi tabii üzüldü, pişman oldu. “Ben artık oruçlu değilim!” dedi, gitti, yedi, içti. Ne olur?.. Bu mânevî bakımdan sevabı kaçırtıyordu; orucu maddi bakımdan da bozmuş olduğundan, bu sefer kefaret gerekir. Böyle maddi bakımdan orucunu insan bozarsa, ceza olarak altmış gün oruç tutması lâzım, bir gün de kaza etmesi gerekiyor; altmışbir gün ediyor.     O bakımdan bunları yapmayacağız, ama bunlar kazàrâ yapıldıysa, “Nasıl olsa orucum bozuldu…” diye de, tekrar alenen artık orucunu maddî bakımdan da yeyip içmeyeceğiz. Bunlar manevî iş, yâni ahlâkî kusur. Ötekisi maddî bir şey… Böyle yaptığı zaman orucunu tamamen bozmaya kalkmayacak.

 d. Oruçta Dikkat Edilecek Konular

Tabii başka şeyler de var, başka hadis-i şerifler var. Bir hadis-i şerif daha okuyalım:

(İnnemes-savmu cünnetün, feizâ kâne ehadüküm sàimen felâ yerfüs, ve lâ yechel; ve inimruün kàtelehû, ev şâtemehû felyekul: İnnî sàimün, innî sàimün!) Buhârî ve Müslim’de, Ebû Hüreyre’den rivayet edilmiş bir hadis-i şerif bu da. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz:(İnnemes-savmu cünnetün) “Oruç kalkandır.” Cünne, savaşta insanın kendisi oktan, kılıçtan koruması için kullandığı âlet, kalkan mânâsına. “Oruç kalkan gibidir, kalkandır” demek, yâni teşbih maksadıyla böyle söyleniyor. Nasıl kalkan insanı kılıçtan, oktan, düşmanın saldırısından koruyorsa, siper oluyorsa, oruç da öyle bir şeydir. Fenâlıktan insanı korur, cehennemden de korur. Yâni cehenneme düşmemesini, cennete girmesini de sağlar. (Feizâ kâne ehadüküm sâimâ) “O halde, yâni bu işin olabilmesi için, va’dedilen mükâfata erilebilmesi için, sizden biriniz oruçluyken, (felâ yerfüs) kötü, küfürlü, müstehcen lâf söylemesin!..” Türkçe’si, küfretmesin! Türkçe’de küfretmek, ağzını bozmak mânâsına. Refese-yerfüsü de, o fuhşiyâtı işlemek veya sözünü söylemek mânâsına geliyor. Böyle yapmasın! Yâni ağzını derli toplu tutacak, bozmayacak. (Ve lâ yechel) “Cahillik de etmesin!” Cahillik ne demek?.. Yâni âlim, fâzıl, kâmil bir insanın yapmasını doğru görmediği bir şeyi, bunları düşünmediği için yapmak demek. Cahillik demek, okuma yazma bilmemek değil; kendisini günaha sokacak şeyin günah olduğunu bilmeyip, günahı işlemek mânâsına. “Cahillik etmesin, ağzını bozmasın, küfretmesin!” İşte bunlar da, görüyorsunuz deminki yalan ve gıybet gibi, orucun sevabını kaçıran şeyler. (Ve inimruün kàtelehû) “Pekiyi karşı taraftaki bir adam bununla dalaşırsa, mücadele ederse, kavga ederse; (ev şâtemehû) küfür etmeye kalkarsa, ağzını o bozarsa; cevap verecek mi?.. (Felyekul) Desin ki: (İnnî sàimun, innî sàimun!) “Ben oruçluyum, ben oruçluyum!” desin. Yâ kendi kendine desin, tutsun kendini; ya da karşı tarafın da duyacağı şekilde; artık onun nasıl olacağını söylemiyor Efendimiz.“Ben oruçluyum, ben oruçluyum!” desin diye, iki defa tekrar buyurmuş. Yâni kendisine: “–Aman ben kendimi tutayım, bu adamın kötü davranışına kötü bir muamele ederek, orucumun sevabını kaçırtmayım!” demiş oluyor. Veyahut karşıdaki adama da:  “–Ben oruçluyum, ben oruçluyum, sana uymam!” demiş oluyor. Onun için orucun tutulması esnasında bu gibi hususlara dikkat etmek lâzım. –Etmezse ne olur?..    Eline bir şey geçmez. Yâni oruçtan hasıl olacak muazzam kârları, sevapları, kazançları kaybeder. Bir de tabii, işlediği günahın cezalarını da çeker.     Onun için Peygamber SAS, İmam Neseî ve İbn-i Mâce’nin Ebû Hüreyre RA’den rivayet ettiğine göre buyurmuş ki:

(Kem min sâimin) “Nice oruç tutan insan vadır ki, (leyse lehû min savmihî illel-cûu vel-ataş) onun tuttuğu oruçtan kendisine, aç kalmaktan, susuz kalmaktan başka bir şey yoktur. Yâni bir kârı yoktur, bir sevabı yoktur.”    O halde, aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler! Orucu güzel tutalım! Ahlâkî şartlara, esaslara uyarak, dilimizi tutarak, gözümüzü koruyarak; her âzâmızı, her çeşit günahtan sakınarak ve ibadetin kapısı olduğunu bilerek, günümüzdeki diğer bütün hareketlerimizin de orucumuzun sevaplı olmasına, veyahut sevabının kaçmasına tesir edeceğini bilerek, cahillik etmeden, ağız bozmadan, yalan yanlış, günah haram işler yapmadan, orucu güzel tutalım!..      Bunun mukàbilinde Cenâb-ı Hakk’ın vaad ettiği, Peygamber Efendimiz SAS’in bize bildirdiği o mükâfatları Rabbimiz bizlere ihsan etsin… Şu ay hepimizin afv ü mağfiretine ve Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanıp, cennetine girmemize vesile olsun…     Allah-u Teàlâ Hazretleri Ramazanlarınızı mübarek etsin… Hepinize gayret, kuvvet ihsan etsin… Hepinize dünya ve ahiretin hayırlarını dilerim… Hepinizden de dünyada ve ahirette hayırlara erme konusunda, ben kardeşinize ve ümmet-i Muhammed’in selâmetliğine dua etmenizi ricâ ederim…Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû,    

 

Comments

  1. ben bu yazıyı çok begendim ve güzel olmuş diyorum birde hadisi şeriflerle ilgili bir yazı istiyorum

  2. Ahmet Toktaş
    01 Ekim 2007 - 00:01

    öncelikle böyle guzel bır yazıyı hazırladıgınız için teşekkur ederim çok guzel olmuş Bazı bilgilerimi yenilemiş oldum ve ALLAH RAZI OLSUN

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *