Vuruldu Yaralı Bir Kelebek Daha (Bayram hocaya ithafen)

Vuruldu Yaralı Bir Kelebek Daha

Vuruldu yaralı bir kelebek daha
Hayır, inan ki kıramadılar kanatlarını

Kırılan benim kolum, vurulanda ben
Dönülmez yollara savrulanda ben

Baharı gelmeden bulmaya gittin
Ah kelebek! bayramı çabuk getirdin

Çatlatmıştın çoktan aşk kozasını
Savurup cübbenle kil u kal modasını

Ah kelebek! yıktın şüphenin kalesini
Tatmamıştım acının bu denlisini

Dur kelebek! bekle, bende geleyim
Bedel neyse söyle ben ödeyeyim

Uçtun, ah kelebek,sevdan uçurdu seni
Sevindirdin ötede seni bekleyenleri

Söyle kelebek, kervanda yer varmı daha?
Semalarda parlamak,söyle kaç baha?

Ah kelebek! sen vurulmadın, vurulanda ben
Kanatları tam dibinden kırılanda ben

Ah kelebek! ciğerimi yakıpta gittin
Beni bitmez hasretlere salıpta gittin

Güle sevda çekmede bülbülleri geçmiştin
O Sultanı yüreğine tek yar seçmiştin

Sevdirmiştin kendini O canların gülüne
Senin aşkın görünce, hased kaldı bülbüle

Kelebek kanatlandı,kavuştu bak, yarine
Gözyaşı kaldı yine O nu sevenlerine

Ah üstadım! zümrüt sesli kelebek
Sen gitsende sevdan bizle gelecek

Çatlasada ötmekten her sivrisinek
Yine binbir renkli doğar,binbir kelebek…

03.09.2006
İstanbul
Rukıye Acar

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiirin hikayesi: ‘Şehitlik yürek ister, Ya Rab! bir bedel ödenmesi gerekiyorsa, ben ödeyeyim ‘ diye dua edip, son cümle olarak’Aşk bedel ister ‘diyen Dostunun evinde,şehadete kanat çırpıp,ciğerimizi yakan,Kıymetli Alim BAYRAM ALİ ÖZTÜRK hocaefendiye gönülden çağlayan dizelerimiz.

Bu şiirin alıntı yapıldığı adres: http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?siir_id=533357&sair=33275&sira=51&adet=56 

Bilimsel açıdan Duanın faydaları

Klinik deneyler, insanın kendisi ya da bir başkası için ettiği duaların, hem eden hem edilen kişinin fiziki ve ruhi yapısına olumlu yönde katkıda bulunduğunu gösteriyor. Duanın gücünü keşfeden ilaç şirketleri şimdi ‘duayı modern tıp’ ile birleştirmenin yollarını arıyor.

Amerikalı ünlü şarkıcı Aretha Franklin 60’lı yıllarda ‘I say a little prayer for you’ (Senin için küçük bir dua ediyorum) isimli şarkısını söylediğinde, kalpten dile getirdiği bu cümlenin, kısa bir süre sonra tıp dünyasında ter akıtan bilim adamlarına ilham vereceğini bilemezdi elbette. 70’lerden itibaren yapılan araştırmalar, dua etmenin, insan sağlığı üzerinde olumlu etki yarattığını gösteriyor! Duanın gücünü araştıran uzmanlar, şaşırtıcı verilere ulaşıyor. Klinik deneyler, insanın kendisi ya da bir başkası için ettiği duaların, hem eden hem edilen kişinin fiziki ve ruhi yapısına olumlu yönde katkıda bulunduğunu gösteriyor. Duanın gücünü keşfeden klinik, vakıflar ve ilaç şirketleri şimdi ‘duayı modern tıp’ ile birleştirmenin yollarını arıyor.

Sir John Templeton Vakfı, bu istikametteki arayışların meyvesi olarak ortaya çıkan ‘Mind-Body’ (Ruh/Beden) alanındaki araştırmalar için yılda 30 milyon dolar harcıyor. ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü de ‘düşünce’ odaklı tıp için 3,5 milyon dolarlık bir fon ayırmış durumda. Dünyanın en ünlü kalp cerrahlarını bünyesinde barındıran Cleveland Clinic’in hemen yanı başında bulunan Case Western Reserve Tıp Fakültesi’ndeki doktor adayları, tıp tarihi ve hastaya genel yaklaşım konularında ‘hastanın inancı’ konusunu da ders olarak görüyor.

İngiltere’de binlerce insan hastanelerdeki yakınları için dua ediyor. Hatta birçok kişi, bir araya gelerek yakınları için toplu dualar ediyor. Dua edenler arasında doktorlar ve diğer sağlık personeli de bulunuyor. Bilim adamlarına göre grup dualarında daha güçlü bir frekans yakalanabiliyor.

Duanın maddi etkilerini gösteren en önemli araştırmanın sahibi ise, Harvardlı bilim adamı Herbert Benson. Dua eden kişilerin beyin MR’larını çeken Benson, bu tarama ile vücudun ve beynin dua ederken değiştiğini ortaya koyuyor. ‘Yaptığımız beyin taramalarında, düzenli şekilde ibadet eden kişilerin, diğerlerine nazaran daha düşük tansiyona sahip olduklarını, daha az gerilim içinde olduklarını görebiliyoruz.’ diyen Benson’ın bulgularına göre, dua ya da ibadet esnasında vücut fonksiyonları rahatlıyor ve beyin büyüyor. Yer ve gök dua üstünde durur der büyükler. Kur’an-ı Kerim’in tavrı çok nettir bu konuda: ‘Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olurdu.’ der ayette (Furkan, 25/77)’. Müslüman doğarken dua mırıltıları ile doğar, onunla büyür, günlük işlerine onunla başlar. Yalnız Müslümanların değil ehl-i kitabın ve hatta Budistlerin bile bütün kainatıdır dua.

Ellerde tesbih ‘Rab’ zikredilir. Ancak son yıllarda ‘dua etmek’ dini bir ritüel olmaktan bir adım öteye geçerek tedavi aracı olmaya başladı. Dua ile iyileşme süreci arasındaki bağlantıyı incelemek amacıyla yürütülen araştırmalar son derece önemli sonuçlar ortaya koyuyor. ABD ve İngiltere’de yapılan araştırmalara göre, hastalar için dua etmek, hastaların rahatsızlık belirtilerini azalttığı gibi, iyileşme sürecini de hızlandırıyor. Diğer bir deyişle; hem ‘dua eden’ hem de ‘dua edilen’ şifa buluyor. Durum böyle olunca başta Amerika ve İngiltere’de olmak üzere birçok ülkede ‘dua kulüpleri’nin sayısında artış gözleniyor. Birçok insan başı sıkıştığında ve hastalık kapısını çaldığında, doktorlarla birlikte duaya da başvuruyor.

Dua eden sıhhat buluyor 1960’lı yıllarda sadece şarkılara tema olan ‘dua’ 90’lı yılların ortalarından sonra ciddi anlamda araştırma konusu oldu. Bu tarihten sonra ABD’deki ‘dua ve sağlık’ konulu araştırmaların sayısı neredeyse ikiye katlandı ve ortaya çarpıcı sonuçlar çıktı. Sözgelimi, Michigan Üniversitesi’nin araştırmasına göre, dindarlarda depresyon ve stres daha az görülürken, Chicago’daki Rush Üniversitesi’nin araştırmasına göre, düzenli olarak ibadet ve dua edenlerdeki erken ölüm oranının, dine bağlı olmayanlara göre yüzde 25 daha az olduğu tespit edildi.

Dua eden kalp hastalarının, ameliyattan sonraki birkaç yıl içindeki ölüm oranlarının, etmeyenlere nazaran yüzde 30 daha az olduğu ortaya çıktı. Columbia Üniversitesi’nde yapılan araştırmada ise, üreme sorunları yaşayan kişiler için düzenli olarak dua okundu ve bir süre sonra bu kişilerdeki döllenme başarı oranının yüzde 8’den yüzde 16’ya çıktığı gözlemlendi. San Francisco Hastanesi’nde 393 kalp hastası üzerinde yapılan bir başka araştırmada ise, 150 hasta için düzenli olarak dua edildi. Tanımadıkları kişilerin kendilerine dua ettiği bu hastaların, ilaç tedavisine daha çabuk cevap verdikleri tespit edildi. ‘Dua ile terapi’nin yoğun olarak kullanıldığı Duke Üniversitesi’nden kardiyaloglar da dua eden hastaların daha hızlı iyileştiğini kanıtladı.

Üç yıl süren bu çalışmada 795 kalp hastasına dünyanın çeşitli yerlerinden, aralarında Amerika’da yaşayan Müslümanların, Nepalli Budist rahiplerin ve Manchester’li Hıristiyanların oluşturduğu 26 ayrı grup, dua etti. Yine 1998’de yayınladığı bir araştırmayla Dr. Elizabeth Targ, Afrika’daki bazı AIDS hastalarının toplu yapılan dualarla iyileşme gösterdiklerini kaydetti. Bazı araştırmalarda hasta ve dua edenin karşılıklı olarak birbirlerinden haberdar olmasa bile, ‘dua’nın yine şifa verici etkisini göstermesi, bilim adamları tarafından meselenin en etkileyici kısmı olarak nitelendiriliyor. Öte yandan inancın fiziki etkilerine yönelik bilim dünyasında sonuçları merakla beklenen son araştırma ise İngiltere’de yapılıyor. İngiliz bilim adamları, teologlar ve beyin uzmanlarından oluşan bir grup iki yıl sürecek bir çalışma sonucunda ‘Neden bazı insanların inançları güçlü, bazılarının değil?’, ‘İnancın acı üzerindeki etkisi nedir?’ sorularının cevabını araştırıyor.

İngiltere’de yeni oluşturulan ‘Zihin Bilim Merkezi’ne bağlı bilim adamları, bu sayede inancı, inancın gücünü ve sarsılma noktalarını anlamaya çalışacak. Grup duaları daha etkili Bilimsel çalışmaların da ‘duanın gücünü’ kanıtlaması doğal olarak dua gruplarının sayısını ve duaya olan talebi artırıyor. Nitekim İngiltere ve İrlanda’da sadece çeşitli Hıristiyan mezheplerine ait binin üzerinde dua grubu var. Küçük bir ada ülkesi olan Singapur’da bile 31 dua grubu bulunuyor. İngiltere’de bir milyondan fazla Hıristiyan’ın bağlı olduğu bir cemaatin sözcüsü Janet Holloway’a göre araştırmalar, duanın hastalar üzerinde pozitif etkisinin olduğunu kanıtlıyor. Holloway, ‘Birçok doktor alternatif terapiler arayışında iken biz de duayı bir alternatif olarak görüyoruz.’ diyor.

PSİKİYATRİ PROFESÖRÜ HAROLD G. KOENIG: Dindarlar daha uzun ve sağlıklı yaşıyor Dua etmeyenlere kıyasla, dua edenler üzerinde yaptığınız klinik deneylerden ne gibi sonuçlar elde ettiniz? Dua edenler ya da dindar hastalar, stresle daha kolay başa çıkıyor, depresyona girme oranları daha düşük oluyor, girseler de daha kolay çıkabiliyor. Depresyon, kişilerin hasta olduklarında yaşadıkları ciddi bir zihinsel sağlık sorunudur. Ümitlerini kaybedip her şeyden vazgeçerler. Din ve dua ise yaşama manâ katar, insana ümit verir. Bunlar ise kişinin ruhunu ayağa kaldırarak onu depresyondan çıkartır. Yaptığımız bir çalışmada, sağlıklı ve dua eden ihtiyarların, etmeyenlere oranla yüzde elli oranında, ortalama 6 yıl daha fazla yaşadıklarını gördük. Görüyoruz ki duanın zihinsel sağlığa katkısı, aynı zamanda fiziksel sağlığı da etkiliyor.

Yaptığınız klinik deneylerde sadece Hıristiyanlar üzerinde mi çalıştınız yoksa diğer dinlerin mensupları da araştırmalara dahil edildi mi? Amerika’dakilerin yüzde 90’ı Hıristiyan olduğu için bulgularımız doğal olarak Hıristiyanlarla ilgili haliyle. Bununla birlikte dünyanın diğer yerlerinde de, sınırlı da olsa Müslüman ve Yahudilere yönelik olarak benzer çalışmalar yapıldığını biliyoruz. Müslümanlarla ilgili olan çalışmalar Malezya’da yapılıyor. Buna göre endişe, depresyon ve üzüntü, dua edildiğinde ya da Kuran okunduğunda hissedilir derecede azalıyor. Bildiğim kadarı ile dua ya da Kur’an okumanın fiziksel sağlık üzerindeki etkilerine dönük bir çalışma yok. Ama yapılırsa aynı sonuçları vereceğine eminim.

Dua etmenin, çaresi olmayan hastalıkların tedavisinde önemli bir rol oynayabileceğine inanıyor musunuz? Dua etmek, iyileşmeyi hızlandırabilir mi? Son yüz yıl içersinde yapılan bin 500 çalışmadan hareketle, ki bu çalışmaların yüzde ellisi dindar insanların zihinsel ve fiziksel olarak daha sağlıklı olduğunu göstermekte, dua etmenin gerçekten de tedavi edilemez hastalıklar üzerinde etkili olduğunu ve iyileşmeyi hızlandırdığını söyleyebilirim. Tabii ki daha da fazla araştırma lazım. Ama, eldeki veriler, düzenli dini hayat yaşayan kişilerin, daha mutlu, fiziken ve ruhen daha dirençli olduklarını gösteriyor. Ruhen sağlıklı olmalarının, bağışıklık, kan ve kalple ilgili sistemler üzerinde de olumlu etkisi olduğunu biliyoruz. Stres, bedenin doğal tedavi sistemlerinin direncini kırıyor. Dua ve dini yaşam ise stresi azaltıyor, iyileşmeyi hızlandırıyor. Ama tabii ki bundan kişilerin sadece hastalandıklarında dua etmeleri gerektiği sonucunu çıkarmamak lazım. Sağlıklı iken de edilmeli ki, savunma sistemleri sürekli tetikte olsun, beden direnci düşmesin. Böylelikle sağlıklı kararlar alabilirler, bu da stresi azaltır.

LARRY SCHERWİTZ, PH. D. (California Pasifik Tıp Merkezi) ‘Enerjimiz dua ile zaman ve mekânı aşıyor’ Dua, hayatımızda büyük bir rol oynuyor. Üstelik sadece dua edilen adına değil, dua eden adına da. Dua etmek, bir tür amaç, dikkat ve istikamet harmonisi. Aynı zamanda kalbi, kutsal olana açmak manâsına da geliyor. Böylelikle amacımızı ve dikkatimizi kalbimiz sayesinde bir yere kanalize ediyoruz. Şöyle de diyebiliriz; dikkatimiz ve kalbimizdeki enerji, dua yoluyla, zaman ve mekanı aşıyor. Tabii bu, bu konu üzerinde araştırmalar yapan biri olarak benim kişisel yorumum. Bir de araştırmalar var. Çoğu kontrollü olan bu araştırmaların sonuçlarına göre; dua etmenin insan organizması üzerinde, birçok durumda, mütevazı ama istikrarlı bir etkisi var. Ne kadar çok dua edilirse, bu etkinin daha da artacağına dair emareler olmakla birlikte, henüz bunu destekleyecek yeterli veri elde etmiş değiliz. Ama sonuçlar, inancımızı destekliyor. Peki dua herhangi bir hastalığın tedavi süresini kısaltıyor mu derseniz; hastalık ve tedavi, sadece bedenle değil, ruh hali, kalp ve ruhun kendisiyle de ilgili bir süreçtir, derim. Duanın kalp ve ruh üzerindeki etkileri ortada iken, hastalığın iyileşmesine yardımcı olmuyor diyemeyiz.

ENES ERGENE (İlahiyatçı-yazar) ‘Müslüman’ın bütün kâinatı duadır’ Dua ve zikir, Müslümanların her zaman en önemli gündemidir. Dua ve zikir, bir Müslüman’ın bütün hayatını kuşatır. Nitekim Kur’an açık olarak şöyle der; “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin, sık sık anın. O’nu sabah-akşam takdis ve tenzih edin…” (Ahzab, 33/41); “Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olurdu.” (Furkan, 25/77); “Anın beni ki, anayım sizi.” (Bakara, 2/152); “Onlar Allah’ı ayakta, oturarak, hatta yan gelip yatarken de anarlar.” (Âl-i İmran, 3/191)… Burada ideal bir Müslüman’ın portresi çizilir âdeta. Yani bir anlamda onun zikir ve tesbihle sürekli iştigali vurgulanır. Bu süreklilik onu evrâd u ezkarla bütünleştirir. Nasıl günde üç defa cismani açlığını giderme ihtiyacı duyuyorsa, öyle de, her hali ve tavrında Allah’ı zikrederek rûhî ve manevi açlığını giderir. Velhasıl, Hz. Ali (ra), Efendimiz’in (sas) talim ettiği gece okunacak duaları hayatı boyunca hiç terk etmemişti. Kendisine, “Nehrevan gecesi de mi?” diye sorulduğunda, “Nehrevan gecesi de.” buyurdular. İmam Rabbâni Hazretleri bir nâfile ve evrâd âşığı idi. Üstat Bedîüzzaman Hazretleri üç cilt olan Mecmûatü’l-Ahzâb’daki duaları, onca meşgalesine rağmen on beş günde bir hatmediyordu. Bir taraftan risaleleri yazıyor, Kur’an’la meşgul oluyor, mahkeme ve müdafaa işleriyle uğraşıyor, yazılan risaleleri tashih ediyor ve bin türlü rûhî ve manevi baskıya maruz kalıyor, ama yine de Mecmûatü’l-Ahzâb’ı okumaya devam ediyordu. Hem talebelerinin hem de meskûn bulunduğu mahallerdeki komşularının şehadetiyle, geceleri sabahlara kadar ibadet ve ezkâr ile âh-u zâr ediyordu.

ALİ ÇİMEN – HAKAN YILMAZ

(09-Mart-2005/Zaman)

Tövbe

Diyanet İşleri Başkanlığı sitesinden alınan 21.10.2005 tarihli tövbe ile ilgili hutbe:

Muhterem Müslümanlar,

Yüce Allah, iyilik ve kötülük konusunda bizleri aydınlatmış, iyiliği emredip kötülükten nehyetmiş, tercihlerimizde ise bizi serbest bırakmıştır. Buna karşılık yaptıklarımızdan sorumlu olacağımızı bildirmiş; iyilikleri ödülle, kötülükleri ceza ile karşılayacağını bildirmiştir. Bunun yanında günah işleyen kullarına, tövbe ve bağışlanma imkanı da vermiştir. Tövbe, kulun işlediği bir günahtan pişmanlık duyup, bir daha işlemeyeceğine dair yüce Yaratıcı’ya söz vermesi ve O’ndan af dilemesidir. Af dileme isteği, kulun hatalarından dolayı vicdanında duyduğu rahatsızlıktan ortaya çıkar. Günahlar, Allah’ın rızası ile kul arasında bir perdedir. Bu perdenin ortadan kalkması, kişinin yapacağı tövbeye bağlıdır. Sevgili peygamberimiz, kulların günah işleme ve tövbe etmeleriyle ilgili şöyle buyurmuştur. “Her insan günah işleyebilir. Günah işleyenlerin en hayırlıları ise tövbe edenlerdir”[1].

Değerli Müminler!

Tövbe bütün müminlere emir ve tavsiye edilen bir durumdur. Çünkü kullar, Allah’ın kendilerini mükellef kıldığı her hususu, ne kadar gayret etseler de gereği gibi yerine getiremeyip hata yapabilirler. Bunun için yüce Rabbimiz: “Ey müminler hepiniz Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa eresiniz”[2] buyurmuştur. Sevgili peygamberimiz de, kulların tövbe etmesinden Allah Teâlâ’nın hoşnut olacağını şu şekilde dile getirmiştir: “Kulunun tövbesinden dolayı Allah Teâlâ’nın sevinci, sizden birinizin ıssız çölde devesini kaybedip de bulduğu andaki sevincinden daha fazladır”[3].

Muhterem Cemaat!

Tövbenin Allah katında makbul olması için; içten gelerek, tam bir ihlasla yapılması gerekir. Bu da kalp ile pişman olup bu pişmanlıktan dönmemek, dil ile istiğfar etmek, fiilen de günahı terk etmekle mümkün olur. Bunun yanında, kul ve kamu hakkı içeren konularda tövbenin kabul edilebilmesi için öncelikle hak sahiplerinin hakkını vermek ya da onlarla helâlleşmek gerekir. İşte böyle bir tövbe Kur’an’da içtenlikle yapılan tövbe olarak ifade edilmiş ve şöyle buyrulmuştur: “Ey iman edenler Allah’a içtenlikle tövbe edin…”[4].

Kıymetli Müminler!

İnsanları hayata bağlayan unsurların başında inanç ve ondan kaynaklanan ümit gelmektedir. İşte tövbe ve beraberinde gelen bağışlanma duygusu, günaha dalarak ümidini yitirmiş kişilerin yeniden hayata bağlanması ve yaşayışında ortaya çıkan çileli durumlara katlanmasını sağlar.

Öyleyse Allah’a imân etmiş kişiler, bilerek veya bilmeyerek günah işledikleri zaman hemen Allah’a yönelip tövbe etmelidirler. Çünkü Yüce Allah samimiyetle ve şartlarına uygun olarak yapılan tövbeleri kabul edeceğini, günahları bırakıp kendine yönelenlerden razı olacağını bizlere açık bir şekilde bildirmiştir. Zira günahkârlar için yüce Allah’ın rahmet, mağrifet ve kereminden başka bir sığınak yoktur. Hutbemi, Şûrâ Süresi 25. ayetin meâli ile bitiriyorum: “Allah, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir”[5].

[1]İbn Mâce, Zühd, 30

[2]Nûr, 31

[3]BuhârÎ, Deâvât, 4.

[4]Tahrîm, 8.

[5]Şûrâ, 25.

kaynak: http://www.diyanet.gov.tr/turkish/hutbe.asp?h_id=314

2007 YILI DİNİ GÜNLER LİSTESİ

 
 

 
 
 
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 

2007 YILI DİNİ GÜNLER LİSTESİ

HİCRİ TARİHLER

          MİLADİ TARİHLER

GÜN

AY

YIL

GÜN

AY-YIL

HAF.GÜN

DİNİ GÜNLER

9

ZİLHİCCE

1427

30

ARALIK-2006

CUMARTESİ

AREFE

10 

ZİLHİCCE 

1427

31

ARALIK-2006

PAZAR 

KURBAN BAYRAMI (1.Gun) 

11 

ZİLHİCCE 

1427

01 

OCAK-2007 

PAZARTESİ 

KURBAN BAYRAMI (2.Gun) 

12 

ZİLHİCCE 

1427

02 

OCAK-2007 

SALI 

KURBAN BAYRAMI (3.Gun) 

13 

ZİLHİCCE 

1427

03 

OCAK-2007 

ÇARŞAMBA

KURBAN BAYRAMI (4.Gun) 

1

MUHARREM

1428

20

OCAK-2007 

CUMARTESİ

HİCRİ YILBAŞI

10

MUHARREM

1428

29

OCAK-2007 

PAZARTESİ

AŞURE GUNU

1

SAFER

1428

19

ŞUBAT-2007

PAZARTESİ

……..

1

R.EVVEL

1428

20

MART-2007

SALI

……..

11 / 12

 R.EVVEL

1428

30/31

MART-2007

CUMA/CUMARTESİ

MEVLİD KANDİLİ

1

R.AHIR

1428

18

NİSAN-2007

ÇARŞAMBA

1

C.EVVEL

1428

18

MAYIS-2007

CUMA

1

C.AHIR

1428

16

HAZİRAN-2007

CUMARTESİ

1

RECEB

1428

16

TEMMUZ-2007

PAZARTESİ

ÜÇ AYLAR’ın BAŞLANGICI

4/ 5

RECEB

1428

19/20

TEMMUZ-2007

PERŞEMBE/CUMA

REGAIB KANDİLİ

26/27

RECEB

1428

10/11

AĞUSTOS-2007

CUMA/CUMARTESİ

MİRAC KANDİLİ

1

SABAN

1428

14

AĞUSTOS-2007

SALI

………..

14/15

SABAN

1428

27/28

AĞUSTOS-2007

PAZARTESİ/ SALI

BERAT KANDİLİ

RAMAZAN 

1428

13

EYLÜL-2007 

PERŞEMBE 

RAMAZAN’IN BAŞLANGICI 

26/27

RAMAZAN

1428

08/ 09

EKİM-2007

PAZARTESİ/ SALI

KADİR GECESİ

29

RAMAZAN

1428

11

EKİM-2007

PERŞEMBE

AREFE

ŞEVVAL 

1428

12

EKİM-2007

CUMA 

RAMAZAN BAYRAMI (1.Gun) 

ŞEVVAL 

1428

13

EKİM-2007

CUMARTESİ 

RAMAZAN BAYRAMI (2.Gun) 

ŞEVVAL 

1428

14

EKİM-2007

PAZAR 

RAMAZAN BAYRAMI (3.Gun) 

1

ZİLKADE

1428

11

KASIM-2007

PAZAR

1

ZİLHİCCE

1428

11

ARALIK-2007

SALI

9

ZİLHİCCE

1428

19

ARALIK-2007

ÇARŞAMBA

AREFE

10 

ZİLHİCCE 

1428

20

ARALIK-2007

PERŞEMBE 

KURBAN BAYRAMI (1.Gun) 

11 

ZİLHİCCE 

1428

21 

ARALIK-2007

CUMA 

KURBAN BAYRAMI (2.Gun) 

12 

ZİLHİCCE 

1428

22 

ARALIK-2007

CUMARTESİ 

KURBAN BAYRAMI (3.Gun) 

13 

ZİLHİCCE 

1428

23 

ARALIK-2007

PAZAR 

KURBAN BAYRAMI (4.Gun) 

Muallim Naci

Muallim Naci’nin Hayatı ve Şiirleri 

>>>Hayatı

Tanzimât devrinde, daha çok eski şiirin temsilcisi olarak ün salmasına rağmen Batılı tarzda da başarılı örnekler vermiş olan tek şahsiyet, Muallim Naci’dir.

1850’de, İstanbul’da doğdu. Bir saracın oğludur. Asıl adı Ömer’dir. Aziz Efendi’nin Muhayyelât’ındaki “Kıssa-ı Naci”den duygulanarak şiirlerinde Naci adını kullandı. Muallim sıfatı ise, Tercemân-ı Hakikat gazetesinin edebî ilavesini yönettiği sırada, gençlerin gazeteye gönderdikleri yazıları bu adla düzeltmesinden çıkmıştır. Said Paşa’nın maiyetinde olarak imparatorluğun birçok yerlerinde uzun süre dolaştıktan sonra, Paşa’nın Hâriciye Nazırlığına tayini üzerine, tekrar İstanbul’a döndü. Paşa’nın Berlin elçiliğine tayininde ise, oraya gitmek istemeyerek, İstanbul’da kaldı ve yazı hayatına atıldı. Kendi kendisini yetiştirenlerdendir. Mekteb-i Hukuk ve Galatasaray Sultanîsi edebiyat öğretmenliklerinde ve II. Abdülhamid’in vakanüvisliğinde bulundu. 11 Nisan 1893’de, İstanbul’da öldü.

Şiir Kitapları: Âteş-pâre (1884), Serâre (1885), Fürûzan (1886), Sünbüle (1890), Yâdigâr-ı Nâcî (1896).
Naci’nin ismi, Türk edebiyatında, 1880’den sonra duyulmuş ve kısa zamanda üne ulaşmıştır. Bu hızlı ve yaygın ünde, şiirdeki eski-yeni mücadelesinin 1385- 1893 arasındaki en şiddetli safhasına -eski edebiyat taraftarlarının lideri olarak- adının geniş gürültülerle karışmış olmasının da payı büyüktür. Eski nazmın tekniğini iyi bilen ve ona kuvvetle hâkim olan Naci’nin bu teknikle yazdığı şiirlerin sayısı, Batı’nın tesirinde yazdığı şiirlerin sayısından çoktur. Aydın bir aileye mensup bulunmaması ve üstelik yetişme ve gelişme çağında İstanbul’un aydın çevrelerinden uzakta kalması, yeni edebî akımlardan zamanında haber alamaması, Fransızcayı geç öğrenmesi ve bu yüzden Batı edebiyatı ile de erken temasa geçememesi gibi sebeblerle -bir hamle adamı karakteri taşımasına rağmen- daha çok eski edebiyat saflarında kalan Naci, Fransız edebiyatını tanıdıktan sonra Batı edebiyatının da değerini iyice anladı. Ancak, Fransız edebiyatından tercümeler yaptığı ve bir de piyes yazdığı halde, tam bir dönüş yapmanın artık imkânsızlığı karşısında, ortalama bir yol tutturarak, Türk edebiyatının kökten değil, kısmî bir şekilde modernleştirilmesine taraftar olabildi. Bu davranışı, onu batılı tarzda da şiir denemelerine götürdü ve başarılı örnekler verdi. Daha çok Âteş-pâre’de rastlanabilen bu örnekler arasında, Kuzu, Dicle, Kebûter, Şâm-ı Gariban en tanınmış ve beğenilmiş olanlarıdır. Naci’nin -kendini hararet ve samimiyetle kuşatan eski edebiyat taraftarlarının büyük hayranlıkları arasında- ömrünün vakitsiz sona erişi, eski şiirin de ölümünü hızlandırdı.
Kaynak: Akyüz, Kenan,Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri 1860-1923, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1995.

 
>>>Şiirleri

Münâcât

İlâhî cihân-âferîn zü’l-celâlim
Şuhûd-î rübûbiyyetinde avalim
Temâsîl-i erteng-i pür-hikmetindir
Kerîm ü kerem-dîde, mazlum ü zâlim
Huzurunda mahsût-i kalb ü lisânım
Hurûşân-sirişkim, perîşân-mekaalim
Ne hacet var izhâr-ı acz ü niyaza
Bütün iftikarım, bütün ibtihâlim
Muammâ-yı dil bir garîb âferîde
Ne mecnûn ne âkil ne câhil ne âlim
Bilen varsa sensin nasıl nüshayım ben
Bana verdi hayret gumûz-î mealim
Nasıl i’timâd eyleyim mâ-sivâya
Ki her bir demimdir dem-î intikaalim
Beka yoksa dünyâda ukbâda vardır
Benim var mı yoktur demek ihtimâlim
Eder rûh-i Nâcî şu ikrarı tekrar
Masûnü’z-zevâlim, Masûnü’z-zevâlim
Senin lûtf-i vâlânı gözler ümîdim
Senin kurb-i â’lânı özler hayâlim
Şu hâlim olur belki gufranı câlib
Olur belki gufranı câlib şu hâlim

 
Gazel

Gönlüme sâkîyi mi’mâr eyledim mey-hânede
Allah Allah Kâ’be i’mâr eyledim mey-hânede
Ol kadar çaktım ki tersâ-zâdegânın aşkına
Berke döndüm neşr-i envâr eyledim mey-hânede
Merkez-î feyzimde oldum müstakar hur-şîd vâr
Encüm-i akdâhı seyyar eyledim mey-hânede
Kâ’be-yî kuyun anıp nûş ettiğim sâgarları
Zemzem-î eskimle ser-şâr eyledim mey-hânede
Gel de cûş-â-cûşunu seyr eyle Mes’ûdî’lerin
Başka bir âlem bedîdâr eyledim mey-hânede

 
Kebûter

Uçtukça hayâl-i yâr gözde
Ârâma bulup medar sözde
Şeh-dâne-yl dîde-yî terimle
Meşgul olurum kebûterimle
Bir öyle enîs-i cân bulunmaz
Amma o da her zaman bulunmaz
Terk eylemiş işte âşiyânı
Hâkî iken olmuş âsumânî
Baktıkça o sun’-i ber-kemâle
Şâhîn-i kaza gelir hayâle
Göklerde gezen o bâl-i menkuş
Bir gün olacak zemîne mefrûş
Hoşnûd musun bu ibtilâdan
Bilmem ne usandın inzivadan
Bir beyza içinde hayli eyyam
Tenhâca kapandın ettin ârânv
Âh olsa idim şu sırra vâkıf
Nerden girip oldun anda âkit
Çıktın büyüyüp fezâ-yı feyze
Hatırda mı tenk-nây-ı beyza
Geh arkadaşınla gâh tenhâ
Hürrüm diyerek uçarsın amma
Gâhî o nigâh-ı vahşet-âsâr
Hiss ettiriyor ki bir gamın var
Etmiş seni de karîn-î hayret
Hürriyet içinde bir esaret
Baksan görünür bu dâr-ı ibret
Sayyâd ile saydtan ibaret
Gördün mü bu dâm-gehte âzâd
Bir damın esîri sayd ü sayyâd
Âlem bu tarîke münseliktir
Yekdîğeri sayda münhemiktir
Bir gurk ana geldi oldu cellâd
Av bekler iken av oldu sayyâd
Bir başka cihan olunsa ibraz
Etsek şuradan seninle pervâz
Dünyâ nedir anmasak unutsak
Âvâreyiz âşiyâna tutsak

 

Alıntı yapılan adres= http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/Muallim%20Naci