BORÇ İÇİN DUA

Yazan

içinde

Forumlar › Forumlar › Dua ve Aminler › BORÇ İÇİN DUA

  • Bu konu boş.
14 yazı görüntüleniyor – 1 ile 14 arası (toplam 14)
  • Yazar
    Yazılar
  • #6812
    yldz25
    Katılımcı

    S.A sevgili dua kardeşlerim siteye bugün girdim ve Allah'ın izniyle biraz olsun rahatladım. Çünkü Mümin'in mümin kardeşine duası kabul olunur inşaallah. Peygamber Efendimiz'in(S.A.V.) söylediği gibi günahsız bir dille dua edelim birbirimize. Banada dua edin Allah rızası için. Ev aldığımız için çalışmak zorundayım ve bir sürü borcumuz var ve aynı zamanda çocuk sahibi de olmak istiyorum (yaşım malum) çocuk ve iş aynı anda olmalı ama nasıl lütfen borçlarımızı kolay ve hızlı bir şekilde ödeyebilmemiz için dua edermisiniz. Allah tüm darda olanların ve bizimde dualarımızı kabul etsin. Allah hepimizin yar yardımcısı olsun.Amin.

    #214432
    zez
    Katılımcı

    Allah yar ve yardincin olsun hayirli ve ugurlu gelsin aldiginiz ev. Allah saglikli ve hayirli evlat versin …Amin.Kolaylilar dilerim.

    #214434
    yuziap
    Katılımcı

    kardeşim allah yardımcın olsun bende seninle aynı durumdayım.hatta belkide daha kötüyüm.borç batağına saplandım.evimin kirasını bile ödeyemez durumdayım.allah harama bulaşmadan ödemeyi nasip eder inşallah.sende bana dua et kardeşim

    #214436
    yldz25
    Katılımcı

    sağolun kardeşlerim daha mesajımı yazalı altı dakika olmuşken mesaj yazmanız beni çok sevindirdi ve inanınki gözlerim yaşararak tüylerim ürpererek dualarınıza amin dedim ve sizlere de dua ettim Allah (C.C) kendi rızası için hiç karşılık beklemeden birbirine dua eden dua dostlarının tümünün dualarını kabul etsin ve yardım etsin kardeşlerim Allah(C.C.) razı olsun Allah'a Emanet olun…

    #214437
    yusra
    Katılımcı

    Allah yardımcın olsun.maddı ve manevı butun sıkıntılarını gıdersın.hayırlı ,salıh evlatlar nasıp etsın.darda koymasın senı ve aileni.(amin)

    #214439
    zehram
    Katılımcı

    allah yardımcınız olsun..rabbim herkese hayırlı rızıklar versin..3 ayetül kürsi okuyorum..

    #214441
    yldz25
    Katılımcı

    "Her kim duâlarının kabûlünü, gam ve üzüntülerinin def olup kaldırılmasını arzu ederse sıkıntıda bulunanların imdâdına yetişsin." Hadis-i Şerif

    Bu siteye içlerindeki yangını bir an olsun hafifletmek için giren mümin kardeşlerimizin tüm dualarını Allah'u Teala kabul buyursun. Sıkıntılarını gidersin bizleri de onların imdadına yetişmiş kabul etsin inşallah. Hepimizi tez vakitte hayırlı ferahına çıkarsın. AMİN.

    #214443
    sudemeral
    Katılımcı

    AMİN AMİN AMİN

    Yarabbim Yıldız kardeşimizin tüm maddi ve manevi sıkıntılarını gider. İki cihanda yardımcısı ol. AMİN AMİN AMİN

    #214446
    yldz25
    Katılımcı

    Bir sitede karşılaştığım güzel bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim çok anlamlı Allah tüm borçlulara ödeme kolaylığı nasip etsin inşallah.

    Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey mi?" dedi. "Evet, Nazif

    Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla "Nazif Bey sizlere ömür

    efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu." dedi. Hiç beklemediği bu haberle bir

    acı saplandı yüreğine. "Ya, öyle mi.?" diyebildi sadece. Hicranlı bir

    suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar

    yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini toparlayıp

    "Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?" diye sordu. "Evet

    var,

    oğlu Selim Bey….". Titrek bir sesle "Öyleyse Selim Beyle görüşebilir

    miyim?" dedi. Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,

    "Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün

    olmuyor;

    ama ben yine de kendisine bir haber vereyim." dedi ve telefona yöneldi..

    Sonra "Kim diyelim efendim?" diye sordu. "Kendimi ona ben tanıtmak

    istiyorum

    kızım." cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra

    mütebessim bir çehreyle, "Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen

    beni takip edin." dedi. Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle

    döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular,

    sekreter kapıyı açarak, 'Buyurun!' dedi. O da içeri girdi. Kendisini ayakta

    bekleyen vakur ve mütebessim gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini

    uzatarak, "Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir." dedi. "Bendeniz de

    Selim

    Cebeci. Lütfen buyurun, oturun." dedi, genç iş adamı.

    Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz: "Yirmi üç yıl, tam

    yirmi üç yıl. Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insanın elini

    öpmek için bu ânı bekledim." dedi ve dudakları titredi, gözleri doldu. "Ama

    o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm

    anlatamam." Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü: "Fakat

    en azından o büyük insanın mahdumunun elini sıkmaktan da bahtiyarım."

    Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden fırladı, kulaklarına

    inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret nidâsı gibi dizildi

    cümlelerine: "Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemir

    mi?" Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek

    başıyla "Evet" dedi. Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle parladı.

    "Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık." dedi.

    Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi

    sıktı

    ve "Sizi karşıma ALLAH çıkardı." dedi. Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı.

    "Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?" dedi. Selim Bey gülen

    gözlerle profesöre bakarak "Bizdeki emanetinizi vermek için…" deyince,

    profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı. "Emanet mi?" dedi. Selim Bey

    cevap

    vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine "Gelebilir misiniz?"

    deyip telefonu kapattı. Mehmet Bey, şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken

    kapı

    çalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi.

    Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına bir şeyler

    fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken

    Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı. Sohbetleri koyulaştıkça,

    çehrelerindeki şaşkınlık, yerini birbirlerine hasret kırk yıllık ahbapların

    yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene bırakmıştı. Mehmet Bey

    yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her

    yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki

    portresini göstererek, "Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum." dedi.

    "Bana

    yalnızca maddî destek vermedi, mânen de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt

    dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır

    oldu. 'Sana bunun için burs vermedim.' diyerek bana istikamet verdi. Ona

    her

    namazımda dua ediyorum." dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki

    fotografına

    mıhladı. Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer

    tabloya kaydı.

    Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş

    oldukça eski bir çift çorap duruyordu. Biraz daha dikkatli baktığında

    çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını fark etti:

    "Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra…"

    Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi; fakat aklı

    tabloda kalmıştı. Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı. İkinci

    cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu:

    "Bir müddet sabredeceğiz, sonra…"

    İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidip tabloyu

    iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle yalnızca sohbet

    arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu. Ancak her seferinde

    biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede:

    "Bir müddet yürüyeceğiz, sonra…" diye yazıyor ve altta böyle birkaç cümle

    daha sıralanıyordu. Artık aklı hep tablodaydı. Sonunda dayanamayıp, "Selim

    Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim."

    Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derin bir nefes

    alarak:

    "Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir hayatımız vardı.

    Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik. O zenginlikten geriye hiçbir şey

    kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem

    yapıyordu.

    Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti. O zengin

    kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin… Şaşkınlık içinde, 'Başka bir şey

    yok mu?' diye sormuştum. Bu soru karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı

    gözümün önünden hiç gitmiyor. Annemin ağlayışına mukabil babam: 'Bir müddet

    zeytin yiyeceğiz, sonra…' dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde

    gezdirdi, 'Alışacağız.' dedi. Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı.

    Birkaç

    gün sonra haciz memurları gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar bir

    mahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru dürüst bir eşyamız da

    kalmamıştı. Annem bezgin bir sesle: 'Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl

    yaşayacağız.' diye haykırdı. Bunun üzerine babam: 'Bir müddet sabredeceğiz,

    sonra alışacağız.' dedi . Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet

    okuluna

    yazılmıştım.

    Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu, 'Bu ilk

    günün, okula beraber gideceğiz.' dedi. Yürümeye başladık. Okul oldukça uzak

    gelmişti bana, yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum. Babam kim bilir hangi

    düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı fark etmemişti. Biraz sonra fark

    edince bana döndü. İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana

    ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat

    vermeden, kızgın aynı zamanda nazlı bir tavırla, 'Yoruldum.' dedim. Babam

    oldukça sakin bir şekilde: 'Bir müddet yürüyeceğiz, sonra alışacağız.'

    dedi.

    Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde

    ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman

    buradan gözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum. Bir gün, merakıma

    yenilip babamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin

    üzerinde

    de bir tespih vardı. Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı:

    'ALLAH borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.' Babamın dediği gibi oldu,

    zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü. Bir gün babam eve çok

    farklı bir yüz ifadesiyle geldi. Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her

    birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa

    paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı. 'Bugün, benim için ne

    mânâya geliyor biliyor musunuz?' dedi, kelimeleri boğazına düğümlendi,

    gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimize

    hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp

    yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir koltuğa o turdu. Cebinden gazeteye

    sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde

    babama bakıyorduk. Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı. Bu

    gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam,

    beklemediğimiz bir şey yaptı. Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı.

    Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı.

    Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden bekledik. Babam nihayet

    kendisini topladı ve 'Bir zaman önce, büyük bir borcun altına girmiştim.

    Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi kendime

    'bütün kazancım, borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır.

    Onların hakkını vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.'

    demiştim. Bugün ise, ALLAH'ın yardımıyla, borcumu bitirdim. Artık kimseye

    tek kuruş borcum kalmadı." dedi. Sonra gözyaşları içinde ayağındaki

    çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz

    bir baba yadigârı, hem de bir ibret nişanesi olarak sakladım. Bu çoraplar

    her gün bana: 'Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım alacaklılarının

    hakkıdır.' diyor".

    Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o, nemlenen gözlerini

    kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotografa hayran hayran baktı.

    "Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle müreffeh bir

    hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhalde çıldırırdım." Selim

    Beye döndü ve "Siz ne yapardınız?" diye sordu. Selim Bey kendisine has

    tebessümü ile: "Bir müddet zeytin yerdim, sonra…" dedi ve gülümsedi. O

    sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir kutuyla içeriye

    girdi. Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp

    kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı. 'Buyurun, yıllarca size vermek

    istediğimiz

    emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı.

    İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içini kutuya boşalttığında

    merakı

    iyiden iyiye arttı. Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not

    çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı.

    Sevgili Mehmet Bey oğlum,

    Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu… Tahsil

    hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin

    son

    altı ayında size burs verme imkânını bulamadım. Bir müddet sonra

    imkânlarıma

    yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size ulaşamadım. Dolayısıyla size

    borçlandım ve borçlu kaldım. Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla

    ödemek mümkün olsaydı, ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira sevgili

    oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin ızdırabıyla kaç

    gece ağladım onu Rabb'im bilir. Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki

    değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir. Bunlar elinize

    ulaştığında,

    borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.

    Sevgilerimle, Nazif Cebeci.

    Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı. Bu büyük insanın yüceliği karşısında

    bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli

    duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Bir ara yaşlı

    gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı. Kendisine yıllarca hüzünle

    bakan gözleri, bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi

    #214448
    Cihan
    Katılımcı

    'ALLAH borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.

    YA ALLAH YA ALLAH YA ALLAH YA ALLAH YA ALLAH YA ALLAH YA ALLAH…

    #214451
    ARIN
    Katılımcı

    RABBİM MADDİ MANEVİ HUZUR VERSİN.

    #214455
    selin44
    Katılımcı

    dualarım seninle biran önce sıkıntılarından kurtulursun kardeşim

    #214458
    Sevgi
    Katılımcı

    ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN RABBİM HAYIRLI RIZIK KAPILARI AÇSIN İNŞALLAH

    #214460
    yldz25
    Katılımcı

    Amin Allah(C.C.)razı olsun tüm darda olanlarada bizlere yardım etsin inşallah. AMİN.

14 yazı görüntüleniyor – 1 ile 14 arası (toplam 14)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.

Daha fazla yazı