|
||
Milyonlarla beraber yaşasanız da aslında yalnızsınız. Yıllar önce bu sözü ilk okuduğumda çok dikkatimi çekmemişti. Ama aradan geçen yıllar bu sözü anlamamı sağladı. Bazen oldu ki çok sevdiğim annem-babam, eşim-dostum, değer verdiğim kişilerin dahi çok defa beni anlamadığını fark ettim, yaşadım. Birden Efendiler Efendisi hatırıma geldi (sav). O’ nu anlamamışlardı. İnsanlardan bulamadığı yakınlığı Hira Dağında bulmuştu Alemlerin Sultanı. Izdıraplarını, içindeki dalgalanmaları, derdini ve o dertten kıvrandıran sancılarını ancak Hira Dağına anlatabilmişti. Bazen öyle oluyor işte; yaşanılan ızdırapları, dertleri, çileleri, iç çalkantılarını, sancıları, kimseye anlatamıyor insan, anlatsa anlayacak aynı genişlikte yürek yok belki karşısında. Bazen anlayan biri çıkar karşınıza ve anlatırsınız içinizdekileri. Dalgalı bir deniz edasıyla, bütün sıkıntısını, çalkantılarını karşılayan ona kucak açmış bekleyen bir sahil bulmuscasına açılırsınız. Dalgalarının sahildeki kumlara çarpması ve geri giderken çıkardıgı ses denizi nasıl rahatlatırsa öyle bir rahatlama için ikinci bir dalgayla daha büyük bir aşk ve şevkle anlatırsınız ama anlatsanız da karşınızdakilerin -insanlıkları icabı- durumu kurtarma tavrıyla sizi kulak ucuyla dinlediğini görürsünüz. Kimileri sizi mazinize mahkum eder. Bazıları, hata, kusur ve zaaflarınızı yüzünüze vurur. Bir başkaları da, sizi dinleseler dahi sözlerinizin zahiri manasını değil batnındaki işaretleri esas alır; ya cevap yetiştirme fırsatı kollar, veya birkaç kelimeyle geçiştirme gayretine girer, ya da sadece burun kıvırdığı gibi bir de sizin halinizden kendi salah ve hayırlılığına deliller çıkarır. Bazı vefalı dostlar, duygularınızı paylaşsa, sıkıntılarınıza ortak olsa da, onların da size derman olacak güç ve tâkatleri yoktur. Bu durum insanı şairin“yeis öyle bir bataktır ki düşersen boğulursun…” dediği batağa doğru çeker insanı. İnsanoğlu işte. Halbuki siz başkalarının yardımına koşarken, düşeni kaldırırken, açları doyururken, ….., “iyilik yap denize at balık bilmezse Hâlık bilir” düsturunca hareket ettiğin halde, halden anlamayan, sana uzanan bir el olmayan o insanları görünce ister istemez içine bunlarda geliyor. Siz içiçe yaşadığınız şüpheler, atacağınız adımlara mani tereddütler ve kalbinizi kemirip duran sancılarla boğuşurken, sizi sarıp sarmalayacak bir Hira ararken, çaresizlik ve kimsesizliğinize derman olabilecek tek kapı vardır. Tokmağına dokunanları eli boş çevirmeyen, 'bana da açılır mı?' diye tereddüt etmeyeceğiniz ve hor-hakir görülmeyeceğiniz bir kapı.. Müracaat edenlerin ve taleplerinin çokluğundan dolayı rahatsızlık duyulmayan, bilakis ondan müstağni davrananlara sahibinin buğz ettiği bir kapı.. Rahman'ın rahmet kapısı.. Şimdiye kadar O'nun kapısını çalanlar hiç hüsrana uğramadı. O'nun eşiğine yüz sürenler mazilerine, kusur ve günahlarına mahkum edilmedi. Hiç kimse, hata ve zaafları yüzüne vurulup da o son melce ve menceden kovulmadı. Hani nakledilir ya: Cenab-ı Hakk, mahşerde hesaba çektiği bir ihtiyara "Niçin şu gühahları işledin?" der. İhtiyar günahlarını inkar eder. Bunun üzerine Erhamur-Rahimin, "Öyleyse onu cennete götürün." buyurur. Melekler, "Ya Rab, bu insanın şu günahları işlediğini Sen biliyorsun." deyince onlara, "Evet öyledir ama ümmet-i Muhammed'den biri olarak ağaran saçına sakalına baktım; ayıbını yüzüne vurmaktan haya ettim." ferman buyurur. Hz. Cibril bunu Peygamber Efendimiz'e haber verince, o şefkat insanının gözleri dolar ve şöyle der: "Cenab-ı Hakk ümmetimin ak sakallılarına azap etmekten haya ediyor da ümmetimin ak sakallıları günah işlemekten utanmıyorlar." Siz de kimsesizlik ve çaresizlik içinde kıvrandığınız anlarda başka değil sadece O'nun kapısının tokmağına dokunun. Gönlünüze yabancı herşey ve herkesten muvakkaten de olsa kaçarak, o an hangi halde olursanız olun sizi sevip bağrına basacak, alnınızı sıvazlayacak tek sığınak seccadenize koşun. Eteklerinizdeki kirlerin, sürçme ve düşmelerin sizinle rahmet deryası arasına set olmasına meydan vermeden secdenizden arşa açılan koridora giriverin. "Sevdiklerime bile kalbimi açamadım. Dahası, gönlümün ızdıraplarını kendi nefsime bile diyemedim. Kalkıp Senin kapına geldim. Ey kimsesizlerin kimsesi, ben de kimsesiz kaldım. Ey çaresizlerin çaresi, derdime derman ararım." diyeceksiniz. Siz alnınız seccadeye yapışmış vaziyette dertlerinizi bir bir sayarken, dilinizde bir ağırlık hissedeceksiniz. Kelimeler yük haline gelecek dudaklarınızda. O istek ve dileklerinizi biliyor ya.. iniltilerinizi işitiyor ya.. Artık sadece Esmau'l-Hüsna'dan kendinize en çok tesir ettiğini düşündüğünüz bir ya da birkaç ismi zikredip duracaksınız. "Ya Vedud, Ya Vedud" diye inleyecek, inledikçe seccadenizi gözyaşlarıyla sulayacak ve önünüzde gönül gözlerinizle müşahede edeceğiniz içiçe koridorlar bulacaksınız. Sonra cesedden ruha yürüyecek, kelimelerden kurtulup ihlasa bürünmüş mülahazalara dalacaksınız. Boğazınız iyice düğümlenecek, dudaklarınız kilitlenecek ve siz Rahman'a, kalbinizin ritimleri eşliğinde, bir ümit ve reca nağmesi mahiyetinde sessizlikle sesleneceksiniz. İşte şimdi, sizi dinleyen biri var.. çekinmediğiniz, "ne der acaba!" demediğiniz.. dertlerinize derman olmaya muktedir.. herşeyi duyup bildiği gibi sizi de işiten biri var.. Hele bir de dua ve yakarışınızı ızdırar seviyesinde soluklayabilirseniz.. Hz. Yunus'un balığına benzeyen heva-yı nefsinizin sizi de yuttuğu, O'nun gecesi misal istikbalinizin karardığı, O'nun denizinden daha dalgalı küre-i zemininizin bütün bütün kararsızlaştığı mülahazasıyla hevayı nefsinize, istikbalinize ve küre-i zemininize sadece Kadir-i zül-Celal'in söz geçirebileceğini bütün benliğinizle ikrar edebilirseniz.. ve eğer Hz. Eyyub'un hastalığına benzer bir derde düştüğünüz duygusuyla O'nun gibi inlerseniz.. koridor içre koridorlardan geçecek, bir mavi limana yürüyecek, ve "Sen varsın ya!" iniltileriyle bütün menfiliklerden kurtularak huzur yudumlar, itminan soluklar hale geleceksiniz. Çaresiz kaldım yetiş çaresizlere Çare Biçareyim ben yine’’ baştan ayağa yare’’ Ne olur çare lutfet biçareyim biçare Yalnız sende tesellim ver bana tek bir çare Çaresiz kaldım yetiş çaresizlere Çare |
||
|
||
| akşam sanada miftahul cennet okudum ve duanı ettim allahım dedim hakkında hayırlı olanı nasip eyle onu ve ailesini zalimlerde koru günahlarını affeyle hepsi aklımda canım benim sabreyle rabiim açtığımız ellerimizi geri çevirmez | ||
|
||
| Canım kardeşim Allah razı olsun sibelim Rabbim her iki cihanda da mutluluk nasip etsin huzur nasip etsin sana inşallah ne yapayım ablam güçlü durmaya sabır göstermeye çalışıyorum zaten ama bazen duygular böyle coşup dile geliyor işte zaten yukarıdakini bir kardeşimiz yazmış kendimi buldum onda biran özellikle Çaresiz kaldım yetiş çaresizlere Çare Biçareyim ben yine’’ baştan ayağa yare’’ Ne olur çare lutfet biçareyim biçare Yalnız sende tesellim ver bana tek bir çare Çaresiz kaldım yetiş çaresizlere Çare sözlerinde Allah senden de bunu yazan o güzel yürektende razı olsun inşallah |
||