MAVİ BİR ÖLÜM (Ömer ÇELİK)

Yine sana sesleneceğim

 

Senin kim olduğunu hiç bilmeden

 

Senin kim olduğunu en çok bilerek

 

İsyankar zambakların çılgın nilüferlerin

 

Dört nala açan kiraz çiçeklerinin

 

Dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

 

Sarı bir hüzün kızıl bir gurur

 

Ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana

 

………..

 

Sana oklardan değil yaydan bahsedeceğim

 

Gülün dikenlerinden değil

 

Gülleri ve dikenlerini doğurmaktan yorulmayan

 

Topraktan söz açacağım

 

Akan su gelmeyecek kelimelerime

 

Suyu şefkatle kucaklayan sessiz taşların canını yakan damlaları dinlendireceğim

 

…………

 

Yine sana sesleneceğim

 

Senin kim olduğunu hiç bilmeden

 

Bilmek istemeden

 

………

 

Alaattin’in sihirli lambasından çıkan cin bana gelseydi

 

Ve ne dilersem dilememi isteseydi

 

Hiçbir şeyi elde etmeyi dilemezdim

 

Bir şeyden vazgeçmeyi isterdim sadece

 

Hayatta bir şeyden vazgeçmek lutfedilseydi

 

Bedeli her şeyim olsa bile

 

Sana seslenmekten vazgeçmek isterdim

 

Garip değil mi sana seslenmekten vazgeçtiğimi

 

Bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de

 

Oysa sana seslenmek bütün hesaplarımı gördüğüm bu dünyadaki

 

Tek geride kalmış hesap benim için

 

Bu dünyadaki tek yük

 

Bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek

 

Kürek mahkumu için kürek neyse

 

Benim için de sana seslenmek o

 

Bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu

 

Öbür yandan bileklerimden sızan kanların

 

Gönlümü işgale yönlendiği bir rotanın can suyu

 

Oysa ben sana küreklerden değil gemiden bahsetmek isterdim

 

Atalarım bana kadınlara gökyüzünü

 

Gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler

 

Sen kürekleri yağlı urganları

 

Geceyi siyaha gömen fırtınaları öğretmeye çalışıyorsun

 

Sana ellerimle dokunarak gözlerimle okşayarak

 

Göstermek isterdim

 

Rüzgarla şişen beyaz yelkenleri

 

Ama senin vaktin yoktu

 

Ben bunu hiç anlayamadım

 

Kavmimin kadınları bana öğretmediler ki

 

Bazı kadınların beyaz güvercinlerden daha çok

 

Siyah apoletleri sevebileceğini

 

………….

 

Sana sesleniyorum

 

Ve gözlerin bileklerimden parmak uçlarıma kadar

 

Toplanmış kan pıhtılarını seyrediyor

 

Kürekleri bırakamıyorum

 

Önce yücelttiğin sonra terkettiğin aşkın onuru için

 

Kalemi bir an elimden düşürmüyorum

 

Ankara Kalesi’nin önünde

 

Sana sesleniyorum

 

…………..

 

Benden kaçıp cennete gitmek isteseydin

 

Seni cennetin kapısına kadar götürürdüm

 

Bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı

 

Cehennemle konuşurdum Seni ona anlatabilirdim

 

Oysa sen ne cenneti isteyecek kadar aşık oldun

 

Ne de cehennemi isteyecek kadar ayrılık

 

Seviyorum seni ama dedin

 

Hoşçakal diye ekledin

 

Şimdi gitmeye mecburum

 

Belki yine gelirim, umarım gelirim

 

Son sözün oldu

 

Cennet ve cehennemin dillerini

 

Savaş naralarını ve aşk şiirlerini

 

Gazelleri ve boleroları öğreten atalarım

 

Senin sözlerinin anlamını öğretmediler

 

Hiçbir şey söylemeden gittin

 

Ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim

 

Dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana

 

Ve kalemime ilk defa yavan gözlerle baktın

 

Yine yeniden sadece sana sesleneceğim

 

Müebbet bir aşk dışında

 

Bildiğim tüm duygularımı terkedeceğim

 

Sana sesleneceğim yine

 

Seni sadece kuru bir sevgiyle değil

 

Derin bir hüzünle binlerce yıllık bir gururla

 

Ve pervasız bir öfke ile sevdiğimi duyumsuyor musun

 

Mütevazi bir sevgiyle değil

 

Küstah bir aşkla sevdim seni

 

Ben Osmanlı gibi

 

Kollarımın yetişemediği bir aşkı kucaklamaya çalışırken

 

Ölen köprülerin ülkesindeki Venedikteki son sancağı

 

Kışın üşümemek için şal yaptın kendine

 

Neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde

 

Zaman geçtikçe eksilir demiştim oysa

 

Atalarımın öğrettiklerine  ters düşse de

 

Sana inanırım bilirsin

 

Zamanla unutursun demiştim

 

Niye daha derinleşiyor öyleyse

 

Derinleşiyor özlemin

 

Ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları

 

Coşturuyor ayrılık sözlerin

 

Öfkelerimin kararlılığını

 

Aşka katık ederek konuşacağım

 

Bedenim bu dünyayı terkedene kadar

 

…………

 

Öyle sanıyorum ki

 

Hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için

 

Benden uzun yaşayacaksın

 

Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne

 

Onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin

 

Küstah bir aşkla seveceğim seni

 

Ben savaş ve ölümle haşir neşir olan

 

Kelimeler dışındakileri unutmaya gayret edeceğim

 

Ömrün geri kalanında

 

Sana sesleneceğim yine

 

Ben seni beyrut gibi sevdim ama

 

Sana ne Mağribi ne de Manhatten’i anlatamadım

 

Bağdat ve Şam’ı işgale yeltenmişken

 

Venedik’ten gelen ihanet tarumar etti ordularımı

 

Sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah bir isyanla konuşacağım sana

 

Senin kim olduğunu hiç bilmeden

 

Ağlayan zambakların dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

 

Senin kim olduğunu en çok bilerek

 

Kavmimin bana vaadettiği tüm aşkları terkedeceğim

 

Müebbet bir aşk, Sarı bir hüzün

 

Kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım

 

Bu dünyayı terketme müjdesi gelene kadar

 

……….

 

Hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydin keşke

 

Hüznümün beni aşan taşkınlığını

 

Gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını

 

Öfkelerimin hiçbir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını

 

Anlayabilseydin

 

Anlatabilirdim sana

 

Seninle yaşanan bir aşktan sonra

 

Ayrılığın ölüm bile olsa

 

Mavi bir ölüm olacağını

 

Ömer ÇELİK

Comments

  1. Seviyorum seni ama dedin

    Hoşçakal diye ekledin

    Şimdi gitmeye mecburum

    Belki yine gelirim, umarım gelirim

    Son sözün oldu

    Fakat gelmedin, gelmezsen gelme
    UNUTMA Ben o artık eski ben değilim
    Giden gitmiştir gittiği gün bitmiştir
    Sen benim için bittin bunu bil…:):):)

  2. her okuyuşumda göz yaşlarıma engel olamıyorum ve hergün hiç duymayanlara okuyorum

  3. Önce yücelttiğin sonra terkettiğin aşkın onuru için
    Kalemi bir an elimden düşürmüyorum

    Ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim
    Dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana

    Mütevazi bir sevgiyle değil
    Küstah bir aşkla sevdim seni

    ((( GÖKHAN’ımı )))

Bir cevap yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *