Böyle bir duyguyu vermeseydin Rabbim.


Böyle bir duyguyu vermeseydin Rabbim.
Böyle sonsuz bir rahmet sunmasaydin.
Dua nedir niyaz nedir bilmeseydim.
dertlerle bunalir bogulurdum ben.
Bütün kapilarin kapandigi anlarda.
Ne yapardim, nereye, kime giderdim..?
Kendi kendime bogusur, nedenler nicinlerle,
Belkide hayata küser ölümü dilerdim.

Bir evladin annesine siginmasi gibi.
Serler senden bile olsa yine sana siginirim.
Bilirimki serlerde bir cok hayrlar gizli,
Gizledigin hayrlari ve yardimini umarim.

Dualarimla sana sigindigimi anlarim.
Dünyadan uzaklasir kanatlanir ucarim.
Herseye gücü yeten Kadir-i Mutlak’tan,
Gönlümce ister gönlümce umarim…

Dualarda Bulusmak dilegiyle

___________@_______@@ @ ___________
____________@@@__@_@@@@_____ ______
____________@@__@@_____@____ ______
___________@@@_@__@_____@___ ______
__________@@@@_____@@___@@@@ @@____
_________@@@@@______@@_@____ __@@__
________@@@@@_______@@______ __@_@@
________@@@@@_______@_______ @_____
________@@@@@@_____@_______@ ______
_________@@@@@@____@______@_ ______
__________@@@@@@@@_______@__ ______
__@@@_________@@@@@@@_@@____ ______
@@@@@@@__________@@_________ ______
_@@@@@@@_________@__________ ______
__@@@@@@_________@@_________ _____
___@@@___@_______@@_________ ______
___________@_____@__@_______ ______
_______@@@@_@___@___________ ______
_____@@@@@@__@_@@___________ ______
____@@@@@@@___@@____________ ______
____@@@@@______@____________ ______
____@@_________@____________ ______
_____@_________@____________ ______
_____________@_@____________ ______
______________@@____________ ______
______________@_____________ ______

Dualarimizda Filistindeki kardeslerimiz
unutmayalim insaAllah
http://www.filistinemektup.com


Mucize.net:
alıntıdır
alıntı yapılan adres=
http://dualar.wordpress.com/2006/09/01/dua-5/#more-33

Berat kandili

Osman b. Ahnes (R.A.)’den rivayete göre Resûlellah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

“Şaban’dan Şaban’a eceller belirlenip (görevli meleklere bildirilir), o kadar ki adam evlenir, çocuğu olur, oysa ismi ölecekler arasına (yazılıp) belirlenmiştir.” (Beyhekî, Şuabu’l-İman, 3/386, No:3839, Deylemi, Firdevs, 2/73, No: 2410)

Hz. Aişe (R.Anha)’dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:

ALLAH Teâlâ, hayrı şu dört gecede yazdırır:

a) Kurban Bayramı gecesi,

b) Ramazan Bayramı gecesi,

c) Şaban ayının yarısı gecesi yani Berat gecesi. Bu gece, ALLAH Teâlâ, ecelleri ve rızkı yazar. Hacca gidecekler de bu gece yazılır.

d) Sabah namazı vaktine kadar Arefe gecesi… “ Diğer bir rivayete göre: Onlar beş gece olup biri de: Cuma gecesidir. (Deylemî, Firdevs, 5/274, No:8165, Suyutî, Ed-Durru’l-Mensûr, 7/402)

Binaenaleyh, muhterem okuyucu! Gelin… Mukadderatımızın tayin ve tespit edildiği bu mübarek gecede, çok çok dua edelim. Edelim ki, mukadderatımız hayırlı olsun. Hayırlı uzun ömür, sıhhat ü afiyet, helâl bol rızık, son nefeste kâmil iman ile ölmek, korktuklarımızdan emin, umduklarımıza nail olmak, dünya ve ahiretimizin mamur olması, Cenab-ı Hakk’ın cemaliyle – cennetiyle müşerref olmak v.b. isteklerimiz için dua edelim. Mukadderatı bilemiyoruz. Kimbilir? Yeterli dua etseydik belki istediğimiz şekilde olurdu. Etmediğimiz için de öyle oldu.

b- Berat Gecesi’nde yapılan ibadetin fazileti büyüktür. Bu gece hakkında Hz. Ali (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

“Şaban ayının yarısı yani Berat gecesi olduğu zaman kalkınız, o geceyi ibadetle geçiriniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Çünkü Cenab-ı Hak, güneşin batmasıyla birlikte (rahmet ve ihsanıyla, gufran ve inayetiyle) dünya semasına tecelli eder ve şöyle buyurur: Günahlarının bağışlanmasını isteyen yok mudur? Onu bağışlayayım. Rızık isteyen yok mudur? Onu rızıklandırayım. Bir derde düşen yok mudur? Ona afiyet vereyim (o dertten kurtarayım). Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu? (Ve bu hitap) fecir doğuncaya kadar devam eder.” (İbn-i Mace; İkame: 191, Beyhekî, Şuabu’l-İman, 3/379, No: 3822)

“ALLAH Teâlâ’nın dünya semasına tecelli etmesinden” murad: O’nun rahmet ve bereketinin, hayır ve nimetinin inmesi; sema kapılarının açılması, duaların süratle kabul edilmesi, kullarına rahmet ve merhametle bakmasıdır.

Binaenaleyh, bu mübarek gecede yapılacak olan ibadet ve taatta, kılınacak olan kaza veya nafile namazlarında bir çok sevap vardır. Bakınız… Rabbimiz nida buyuruyor:

Günahlarının bağışlanmasını isteyen yok mudur? Onu bağışlayayım.”

– Biz varız, Ya Rabbi! Diyelim. Günahlarımıza tevbe istiğfar edelim.

“Rızık isteyen yok mudur? Onu rızıklandırayım.”

– Biz varız, Ya Rabbi! Bize helal bol rızık nasip eyle, diyelim.

“Bir derde düşen yok mudur? Ona afiyet vereyim (o dertten kurtarayım).

– Biz varız, Ya Rabbi! Diyelim. Dertlerimizi, hastalıklarımızı, sıkıntılarımızı, müşküllerimizi söyleyelim. Rabbimizden halletmesini isteyelim.

yazan: Mehmet Talu

kaynak: http://www.itibarhaber.eu/index.php?option=com_content&task=view&id=2049&Itemid=184

Mucize.net’e yollanan ilk mesajlar.

gül girgin

2005-03-04 17:35:31
  
hayatımın mucizesi ile karşılaşmak istiyorum.hayatımı düzene koymak için güç ve iradem olmasını istiyorum

jiyan

2005-03-04 17:34:08
  
Bugünkü gibi mucizeler hep olsa, ummadığım anda karşıma çıksan, gözlerine baktığımda içimdeki ses çığlıklar atarken, zorlukla dizginlediğim sözcükler küçük bir merhabaya kıvrılsa…gözlerindeki ışıklardan hiçbir zaman ayrı kalmasam…

ase..

2005-03-04 17:32:35
  
hayallerimi ve amaçlarımı gerçekleştirebilecek güce ve iradeye sahip olmak istiyorum… Bi de Lev… var herşey düşündüğüm gibi gerçek olsun… buna o kadar ihtiyacım var ki!

fatoş

2005-03-04 17:31:33
  
Kocamla barışmayı ve bir bebek sahibi olmayı diliyorum

assos

2005-03-04 17:19:31
  
bir mucize bekliyorum hayatıma ışık hızıyla girip herşeyi sanki rüyadaymış gibi güzelleştiren bir mucize

yasemin

2005-03-04 17:18:09
  
sevdiklerime güzellikler yaşatabilmek hakettikleri en iyiyi…

sibel

2005-03-04 17:16:58
  
sadece beni sevmeyi öğrensin

webmaster

2005-03-04 17:14:36
  
— Mucize — En olmayacak yerde En olmayacak zamanda En olmayacak olay Her zaman ve her yerde olabilir.\” Mucize *Bonita L. Anticola Kat & Chris

webmaster

2005-03-04 17:14:00
  
NOSTALJİ Bir mucize olsa bir gün aniden Kaybolsa saçımı dolduran aklar Kırk yıl öncesine dönsem yeniden O şehir, o gençlik ve o sokaklar. Elimde valizim bir kuşluk vakti Yürüsem o şehrin caddelerinde Aradan kırk sene geçmemiş gibi Yine öyle coşkun ve öyle zinde. Meydanda bir bezden topun ardından Arkadaşlar yine koşuşup dursa Rüya güzelliği içinde zaman Kule’de bir saat dokuzu vursa. İlerde bir ahşap ev köşe başında Itırlar, şebboylar penceresinde Ve sonra hoş bir kız on beş yaşında Hovarda şarkılar tatlı sesinde. Bahçemizde yaşlı kiraz ağacı Gölgesinde yazın oturduğumuz Şu çayırlar işte rüzgar esince Üstünde uçurtma uçurduğumuz. Kapının önünde bir süre kalsam Kalbimde heyecan, köpüklü taşkın Uzanıp kapının zilini çalsam Atılsa boynuma kardeşim şaşkın. Hayretle divandan doğrulsa babam, Uzansa saçıma doğru elleri Toplansa o akşam hısım akrabam Yadetsek birlikte geçen günleri. Aydınlık yüzünde şafaklar gülen O kız yine çiçeklere su verse Penceremden penceresi görülen Gülümseyip bana selam gönderse. Bir mucize olsa bir gün aniden Kaybolsa saçımı dolduran aklar Kırk yıl öncesine dönsem yeniden O şehir, o gençlik ve o sokaklar… Rıza AKDEMİR

SAKARYA TÜRKÜSÜ

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
 
 İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
NECİP F.K.
(1949)

CANIM İSTANBUL

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım…
İstanbul,
İstanbul…

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…
Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul…

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ” Katibim”i…

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul…

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…

Necip Fazıl Kısakürek